Kamera Arkası: Kathryn Bigelow

Kamera Arkası: Kathryn Bigelow

Kathryn-Bigelow

Oscar Boy, artık bitmek bilmeyen bahanelerimin biriktiği bir yere dönüştü farkındayım. Ama çok yoğun bir sene geçirdiğim için “Ne zaman yazacaksınız?” sorularını toptan cevaplamak istiyorum. Evet, aslında benim de yazı yazarken uymak istediğim bir takvim mevcut. Kamera Arkası bölümünden Oscar Maratonu’na kadar her şeyi aylar öncesinden planlamıştım. Lakin nefes almaya vakit bulamadığım bir zaman dilimindeyim. Mezun olmaya çalışan bir yazar var kısacası karşınızda. Bir yandan tüm vaktini alan bitirme teziyle boğuşup, diğer yandan da finalleriyle uğraşıyor. Dolayısıyla sizlerden anlayış bekliyorum. Tek bir film izlemeye dahi vakit bulamadığım için uzun uzun yazıları sürekli ertelememi şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur diye düşünüyorum. Kamera Arkası‘nın bu haftaki konuğuna gelecek olursak… Adını kullandığım her satır bir şekilde birilerinden tepki almış bir yönetmen var bu hafta Oscar Boy’da. Kendisiyle ilgili kuracağım her türlü iltifatın yanında parentez içinde “bana göre” cümlesi varmış gibi düşünürseniz çok memnun olurum. Bigelow’a pek katlanamayanlar için de şu an sayfayı terk etme zamanı sanırım, çünkü başlıyoruz!

Katıldığı törenlerde her daim güzelliğiyle bizi büyülemeyi başarmış Bigelow, inanması güç olsa da şu an 61 yaşında. Norveç asıllı bir annenin kızı olarak dünyaya gelen Kathryn, daha çocukken boya fabrikasında çalışmakta olan babasının da etkisiyle resimle ilgilenmeye başlamış. Sanata olan yatkınlığı gören ailesi de Kathryn’i her daim bu konuda desteklemiş ve bu güzel başlangıç San Francisco Sanat Enstitüsü’ne kabul edilmesiyle devam etmiş. Columbia ve California’da eğitimine devam edip vizyonunu iyice genişleten Bigelow, 20 dakikalık ilk kısa filmi The Set-Up sayesinde ünlü olmuş. Favori yönetmenlerinden Milos Forman’ın yardımıyla destek gören ve daha büyük kalabalıklara ulaşan bu kısa filmi de ilk uzun metrajlı projesi, The Loveless takip etmiş.

Bigelow esasında kariyerine bambaşka bir noktadan başlamış bir kadın. James Cameron ile olan evliliği de bir dönem Bigelow’un kamerasıyla olan ilişkisine pek çok şey eklemiş. The Hurt Locker öncesi daha az insanın tanıdığı, kült aksiyon filmlerinin yaratıcısı olarak bilinen ve kadınsı fakat bir o kadar da agresif olan filmlerin üreticisiydi Bigelow. Derken çok doğru bir zamanda yapılmış hamleyle Bigelow bir anda Akademi’nin radarına girdi ve tarih yazdı. Eski kocasının filmiyle (Avatar) karşı karşıya verdiği savaştan pek çok dalda galip olarak ayrıldı. Filmi sevmeyenler ve militarist bulanların Bigelow’dan delice nefret ettiğini artık hepimiz biliyoruz. Bu tarifi mümkün olmayan nefretin şiddeti o kadar büyük ki, her türlü Oscar muhabbetine dahil olduğu için 4-5 yıl içerisinde Bigelow’la ilgili söylenen kötü sözler de bayatlamaya başladı. Kaldı ki can sıkıcı oyunların kurbanı olan Zero Dark Thirty bile yönetmen kategorisi haricinde beklenilen her dalda adaylık aldı.

Yine söylüyorum, “benim için” Kathryn Bigelow tanıdığım en iyi kadın yönetmen. Hollywood’un seksistliğine kurban gitmeden, kadın sözcüğünü kaldırıp tanıdığım en iyi yönetmenlerden bile diyebiliriz. Zero Dark Thirty’den evvel çekmesini beklediğimiz Triple Frontier, Bigelow’un yeni filmi olacakmış gibi duruyor. Paraguay, Arjantin ve Brezilya arasındaki sınır bölgesinde geçecek bir aksiyon olacak bu. Hatta adını da sınırdan alıyor. Tom Hanks, Sean Penn, Denzel Washington, Johnny Depp ve Javier Bardem gibi isimlerin düşünüldüğü projeyle ilgili bir şey henüz kesinleşmiş değil. Ama umuyorum Bigelow kendini çok özlettirmeden 2014 sonlarına doğru Triple Frontier’i yetiştirir de yine uzun bir hasret dönemine kalmayız.

Yanında "*" işareti olanlar, ödüle dönüşmüş adaylıkları göstermektedir.

the loveless

THE LOVELESS (1982)
Senaryo: 
Kathryn Bigelow ve Monty Montgomery
Oyuncular: Willem Dafoe, Robert Gordon, Marin Kanter, J. Don Ferguson, Tina L’Hotsky, Lawrence Matarese, Danny Rosen, Phillip Kimbrough, Ken Call, Elizabeth Gans, Margaret Jo Lee, John King, Bob Hannah

The Loveless, Kathryn Bigelow’un ellerinden çıkma ilk uzun metrajlı film. Küçük bir kasabadaki motorsikletli bir çetenin anlatıldığı The Loveless’da, tüm olaylar Willem Dafoe’nin canlandırdığı unutulmaz karakterin etrafında dönüyor. Farkında olmadan kült yaratma becerisi olduğunu iddia edebileceğimiz Bigelow’un beyazperdedeki ilk adımı pek bilinmese de güzel bir sonuç elde edilmiş. Kariyerinin ilerleyen safhalarında kamera arkasına geçtiği Near Dark, Point Break, Blue Steel gibi işlerden izler taşıyor The Loveless. Son dönem Bigelow’uyla şiddet meyili haricinde pek bir ortak noktası yok; ama 80’li yılların tüm karakteristik özelliklerini taşıdığından dolayı bu filme bir şans vermek gerektiği kesin. Yalnız şunu da unutmamak gerek ki, Bigelow senaryoda da yardımını aldığı Monty Montgomery ile birlikte yönetmiş bu filmi. O yüzden tüm başarıyı kendisine biçmek ne kadar doğru bilemiyorum.

[B-]

1393475

NEAR DARK (1987)
Senaryo: 
Kathryn Bigelow ve Eric Red
Oyuncular: Adrian Pasdar, Jenny Wright, Lance Henriksen, Bill Paxton, Jenette Goldstein, Joshua John Miller, Marcia Leeds, Tim Thomerson

İlk dönem Kathryn Bigelow filmleri içerisinde Point Break ile beraber bambaşka beri yeri olduğuna inandığım Near Dark, ünlü yönetmenin gişede çuvalladığı ama eleştirel anlamda pek de fena sonuçlar elde etmediği bir iş. 80’li yıllar içerisinde çekilen sayısız vampir filminden biri gibi gözükse de Near Dark, vampir mitolojisini özgün bir şekilde ele alıp, daha popüler ve anlaşılabilir bir yorum getirmiş. Farkında olmadan vampir bir kıza aşık olan ve kendisini bu kızın tehlikeli ailesinin içerisinde bulan Caleb isimli genç bir adamın hikayesi anlatılmakta filmde. Yine kült olmak konusunda pek sıkıntı çekmemiş bir iş daha Near Dark. Tabii western ile tüm bu vampir modasını buluşturduğu için de ayrı bir önem taşımakta. Alman müzik grubu Tangerine Dreams’in film için yaptığı inanılmaz melodileri de unutmamak gerek. Gişede sıkıntı çekmesinin tek sebebi başrol oyuncularının fazla tanınmıyor oluşu diye düşünüyorum.

[A-]

tumblr_mcjl6imNPf1qc8wxqo1_1280

BLUE STEEL (1989)
Senaryo: 
Kathryn Bigelow ve Eric Red
Oyuncular: Jamie Lee Curtis, Ron Silver, Clancy Brown, Louise Fletcher, Philip Bosco, Richard Jenkins, Elizabeth Pena, Kevin Dunn, Tom Sizemore

Hiç sevmediğim ve sevmek için de kendimi pek zorlamadığım bir Kathryn Bigelow filminde sıra. Varlığına pek hayran olmadığım Jamie Lee Curtis’in başrolünde yer aldığı Blue Steel, Bigelow’un arka arkaya gelen üç önemli aksiyon filminin ikincisi ve aynı zamanda en zayıfı. Yalnız ilginç bir şekilde gişede zarar etmeyen ilk Bigelow filmi olma özelliğini taşıyor. İlk kez büyük bir stüdyoyla çalışan Bigelow, aynı zamanda da Cannes seyircisinin karşısına çıkmış bu filmiyle. Eleştirmenlerin tıpkı benim gibi pek hoşlanmadığı bir film olduğundan ötürü, Cannes’ı pek de mutlu terk etmemiş Bigelow. İlla bir özellik arayanlar varsa, yönetmenin daha ünlü oyuncularla çalışması açısından Blue Steel’in önem taşıdığı söylenebilir. Kaldı ki kariyeri boyunca büyük yıldızlardan uzak durmaya çalışan birisi için bu büyük bir adım.

[C-]

point-break-1991-01-g[1]

POINT BREAK (1991)
Senaryo: 
W. Peter Iliff (senaryo ve hikaye), Rick King (hikaye)
Oyuncular: Keanu Reeves, Patrick Swayze, Gary Busey, Lori Petty, John C. McGinley, James LeGros, John Philbin, Bojesse Christopher, Lee Tergessen, Julian Reyes, Daniel Beer, Vincent Klyn, Chris Pedersen

Keanu Reeves’i dünyaya tanıtan, bir sene evvel Ghost ile şöhreti yakalayan Patrick Swayze’ı iyice ünlü eden Point Break’de sıra. Zero Dark Thirty’yi görmezden gelecek olursak, tüm tahmin edilebilirliği ve hatalarına rağmen bugüne kadar yapılmış en iyi Kathryn Bigelow filmi. Sayısız kült sahnesi olan Point Break ile ilgili söylenebilecek çok şey var. Her şeyden önemlisi, Keanu Reeves’in gerçekten rol yapabildiğine inandırması bile bence büyük bir başarı. Yukarıdaki resimde de göreceğiniz atlama sahnesi ve tüm heyecanıyla nefessiz bırakan finaline kadar aklıma gelen sayısız kült kare var Point Break’den. Gişeden de güzel bir sonuçla dönen filmin daha evvel Ridley Scott’ın elinde olduğunu da hatırlatayım. İyi ki Scott, Point Break’i elinin tersiyle itmiş de pek sevdiğimiz Bigelow, Hollywood’da sınıf atlayıp daha seçici olabilme fırsatını yakalamış.

[A-]

strange1

STRANGE DAYS (1995)
Senaryo: 
James Cameron (senaryo ve hikaye), Jay Cocks (senaryo)
Oyuncular: Ralph Fiennes, Angela Bassett, Juliette Lewis, Tom Sizemore, Michael Wincott, Vincent D’Onofrio, William Fichtner, Glenn Plummer, Brigitte Bako, Josef Sommer, Nicky Katt, Richard Edson, Michael Jace, David Packer

Bir başka Bigelow harikası… Strange Days kimilerine göre Point Break’den çok daha nitelikli bir iş. Hatta eleştirmenlerin büyük bir çoğunluğu bu konuda hemfikir bile diyebiliriz. Ama galiba Point Break’in “kült” etkisi bir adım öne geçmesini sağlıyor. Daha sonra The Hurt Locker’da küçük bir rolle tekrar Bigelow’un setini ziyaret edecek olan Ralph Fiennes’ın başrolünde yer aldığı filmde James Cameron’ın parmağını hissetmemek neredeyse imkansız. Hayal dünyasını o dönem evli olduğu eşine emanet eden Cameron, Terminator’ı andıran bir şey çıkarmış ortaya. Ama ne yazık ki 42 milyon dolarlık bütçe 7 milyon dolarlık gişeyle ikisini de büyük bir bunalıma sürüklemiş. İlginçtir ki Cameron ile Bigelow’un boşanması Strange Days dönemlerine değil, çok daha evveline tekabül ediyor. Bigelow filmle ilgili promosyon yapmayarak intikam mı aldı dersiniz?

[B+]

4rd1NRYEPL3anbI53h4lk3dvAHY

THE WEIGHT OF WATER (2000)
Senaryo: 
Alice Arlen, Christopher Kyle (senaryo), Anita Shreve (roman)
Oyuncular: Catherine McCormack, Sean Penn, Josh Lucas, Elizabeth Hurley, Sarah Polley, Ciaran Hinds

Kadrosundaki göz kamaştıran Elizabeth Hurley ve bu senaryo için oyunculuğu fazla olan Sean Penn haricinde tek bir özelliği yok The Weight of Water’ın. Pek sevdiğim bir yönetmenin filmleriyle ilgili bu kadar acı sözler söylediğimden dolayı üzgünüm, ama numara yapmanın alemi yok. Toronto’da seyirci karşısına çıktıktan sonra dağıtımcı bulamadığı için 2 yıl boyunca bir köşede beklemek zorunda kalan The Weight of Water, belki de The Loveless’dan bile daha az izlenmiş bir Kathryn Bigelow filmi. İlk 20 dakikasından sonra neye hizmet ettiğini anlayamadığınız olaylar zinciriyle, uzun ve sıkıcı bir bilinmeze doğru seyircisini sürükleyen The Weight of Water ilgili kurabileceğim tek bir olumlu cümlem yok ne yazık ki.

[C]

still-of-harrison-ford-in-k-19--the-widowmaker

K-19: THE WIDOWMAKER (2002)
Senaryo: 
Christopher Kyle (senaryo), Louis Nowra (hikaye)
Oyuncular: Harrison Ford, Liam Neeson, Peter Sarsgaard, Joss Ackland, John Shrapnel, Donald Sumpter, Tim Woodward, Steve Nicholson, Ravil Isyanov, Christian Camargo, George Anton, James Francis Ginty, Lex Shrapnel, Ingvar Eggert Sigurosson, Sam Spruell, Sam Redford

Hani Pazar geceleri Star TV’de oynayan, izledikten hemen sonra sırf o kulağınızı tırmalayan dublajı için dahi unutmak istediğiniz sıradan aksiyon filmleri vardır ya, işte K-19: The Widowmaker onlardan biri! Bigelow’un büyük iniş ve çıkışlarla dolu kariyerinin bir başka taban noktası olan K-19, The Hurt Locker ve Zero Dark Thirty ile bambaşka sularda yüzmeye başlayacak olan yönetmenin üniformalara olan ilgisinin altını çizdiği ilk iş. Gişede yine koca bir hayal kırıklığına dönen proje ilginç bir şekilde büyük bir stüdyo tarafından desteklenmemiş. Dolayısıyla 100 milyon dolarlık bütçesiyle tarihin en pahalı bağımsız filmlerinden biri olma özelliğini taşıyor. Harrison Ford ve Liam Neeson’ı çoğu zaman birbirinden ayırt edemeyen izleyici için de tam bir sınav olmuş. Kimsenin sağ çıkmasının ihtimaller dahilinde olmadığı senaryonun gösterimden sonra yakılıp, varlığının reddedildiğini varsayıyorum.

[C+]

THE HURT LOCKER

THE HURT LOCKER (2008)
Senaryo: 
Mark Boal
Oyuncular: Jeremy Renner, Anthony Mackie, Brian Geraghty, Guy Pearce, Christian Camargo, David Morse, Ralph Fiennes, Evangeline Lilly, Christopher Sayegh

The Hurt Locker, çoğuna göre En İyi Film ödülünü hak etmeyen bir işti. Yazının en başında da belirttiğim gibi çok büyük tepkiler aldı. Ne yalan söyleyeyim, ben de o yıl The Hurt Locker destekçilerinden biri değildim. Ama ödülü Pocahantas’ın maviye boyanmış olan hali Avatar’ın hak ettiğine de asla inanmıyorum. Bir sene evvel sessiz sedasız seyirciyle buluşmasına rağmen büyük gayretler sonucunda doğru bir dağıtımcı ve kampanyayla Bigelow’un kariyerini revize etti The Hurt Locker. Jeremy Renner ve Anthony Mackie gibi iki önemli yeteneğe de sınıf atlatıp, seyircinin bu yetenekli aktörleri tanımasını sağladığından dolayı ayrıca önem kazandı. Evet, belki hala şikayet edip çıldıracak olanlar vardır ama The Hurt Locker’ın militarist bir tavrı olduğuna kati surette katılmadığımı söylemek istiyorum. O hikaye Irak’da geçmiyor olsaydı belki çoğu izleyici ne kadar iyi yazılmış bir psikolojik drama olduğunu daha net görebilirdi.

[B+]

Ödüller

  • Oscar – En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Jeremy Renner), En İyi Özgün Senaryo, En İyi Kurgu, En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Özgün Müzik, En İyi Ses Kurgusu, En İyi Ses Miksajı
  • BAFTA – En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Jeremy Renner), En İyi Özgün Senaryo, En İyi Kurgu, En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Ses, En İyi Görsel Efekt
  • Altın Küre – En İyi Film (Drama), En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo
  • Critics’ Choice – En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Jeremy Renner), En İyi Özgün Senaryo, En İyi Kurgu, En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Aksiyon Filmi
  • Bağımsız Ruh Ödülleri – En İyi Erkek Oyuncu (Jeremy Renner), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Anthony Mackie)
  • PGA – En İyi Film
  • DGA – En İyi Yönetmen
  • SAG – En İyi Toplu Performans, En İyi Erkek Oyuncu (Jeremy Renner)
  • WGA – En İyi Özgün Senaryo
  • BIFA – En İyi Yabancı Film
  • Los Angeles Film Eleştirmenleri Birliği – En İyi FilmEn İyi Yönetmen
  • New York Film Eleştirmenleri Birliği – En İyi FilmEn İyi Yönetmen
  • NBR – En İyi Çıkış (Jeremy Renner)

Zero-Dark-Thirty-American-Flag

ZERO DARK THIRTY (2012)
Senaryo: 
Mark Boal
Oyuncular: Jessica Chastain, Jason Clarke, Joel Edgerton, Chris Pratt, Mark Strong, Jennifer Ehle, Kyle Chandler, Edgar Ramirez, Taylor Kinney, Mark Duplass, Frank Grillo, Stephen Dillane, Fares Fares, Harold Perrineau, Reda Kateb, James Gandolfini, Fredric Lehne, Scott Adkins

2012 içerisinde en çok izlediğim ve beni en çok heyecanlandıran film Zero Dark Thirty. Osama bin Ladin’in yakalanış hikayesini büyük kahramanlık turları anlatmadan ve yakalanma süreci bittiğinde filmi uzatıp bayraklarla gözümüzü boyamadan konuyu kapatan Bigelow, büyük ihtimalle bugüne kadar yaptığı en kişisel işle karşımızdaydı. The Hurt Locker’da kaleminin kuvvetiyle tanıştığımız Mark Boal yine harikalar yaratırken, Alexandre Desplat da akıldan silinmeyecek melodileriyle filmin etkisini bir kat daha arttırmış. Jessica Chastain’den ziyade Jason Clarke ve Jennifer Ehle’nin performanslarına hayran kaldığım ZD30, hala komik bulduğum “işkenceyi meşrulaştırma” tartışmaları yüzünden ne yazık ki güzel başladığı sezonu ödülsüz kapattı. Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış… Neyse. Şimdi en az Zero Dark Thirty kadar heyecan verici, en az Point Break kadar kült, en az Near Dark kadar vahşi, en az The Hurt Locker kadar iyi yazılmış yeni Bigelow filmlerini bekleme zamanı.

[A+]

Ödüller

  • Oscar – En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu (Jessica Chastain), En İyi Özgün Senaryo, En İyi Kurgu, En İyi Ses Kurgusu
  • BAFTA – En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu (Jessica Chastain), En İyi Özgün Senaryo, En İyi Kurgu
  • Critics’ Choice – En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu (Jessica Chastain), En İyi Özgün Senaryo, En İyi Kurgu
  • Altın Küre – En İyi Film (Drama), En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu (Drama – Jessica Chastain), En İyi Senaryo
  • PGA – En İyi Film
  • DGA – En İyi Yönetmen
  • SAG – En İyi Kadın Oyuncu (Jessica Chastain)
  • WGA – En İyi Özgün Senaryo
  • Los Angeles Film Eleştirmenleri Birliği – En İyi Kurgu
  • New York Film Eleştirmenleri Birliği – En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetimi
  • NBR – En İyi Film, En İyi YönetmenEn İyi Kadın Oyuncu (Jessica Chastain)
GELECEK PROGRAM
 4 Haziran: Michel Gondry
 11 Haziran: Bong Joon-ho
 18 Haziran: Julie Taymor
 25 Haziran: Guy Ritchie
 2 Temmuz: Paolo Sorrentino

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Geri İzleme: Kamera Arkası duyurusu | Oscar Boy

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir