The Country Girl

The Country Girl

country_girlUzunca bir aradan sonra Oscar Maratonu’na da kaldığımız yerden devam etme zamanı geldi! En son 1950’li yıllarda ne kadar harika aktrislerin ödüllendirildiğini, o yıllarda ödül alan neredeyse her performansın kusursuz olduğundan bahsetmiştik. Bugün düzeni biraz olsun bozan bir istisnayla yolumuza devam edeceğiz. 1954 yılının En İyi Kadın Oyuncu yarışında Sabrina’da harikalar yaratan Audrey Hepburn ve A Star Is Born’la ödülü kesinlikle hak eden Judy Garland karşısında ipi göğüsleyen Grace Kelly’nin filmi The Country Girl’ü konuşacağız bugün. Bu yıl Harvey Weinstein’ın arkasında olduğu Grace of Monaco’da da efsanevi aktrisi Nicole Kidman’ın yorumuyla izleyeceğiz. Hatta bu performansın Kidman’a dördüncü adaylığını getirmesi de epey olası gözüküyor. Konumuza dönecek olursak…

The Country Girl, formdan düşmüş eski alkolik Frank Elgin’in yeni bir tiyatro oyununda başrolü kapmasıyla başlıyor. Frank hayatının bir anda değiştiğine inanamayıp bu düzene ayak uydurmaya çalışırken oyunun pek muhterem yönetmeni ve Frank’in gizemlerle dolu karısı da tabloya dahil oluyor. Ardından ise tipik bir Hollywood aile içi gerilimi izliyoruz. Yalanlar bir anda en keskin bıçağa dönüşüyor. Pek ışık almayan karanlık noktalardan yüzünün yarısı gözüken karakterlerimiz bir bir açığa çıkarak kuşku dolu bakışlar atıyor. Bu arada ilerledikçe anlam kazanan bir aşk üçgeninin de içine düşüyoruz.

Clifford Odets’in bol entrikalı oyunundan filmin aynı zamanda da yönetmeni olan George Seaton tarafından uyarlanmış The Country Girl. Seaton, Hollywood’da uzunca bir süre çalışmış olmasına rağmen yönetmenliğinden çok senarist kimliğiyle tanınan bir isim. Çalıştığı oyunculara hep şans getiren, kendilerini ispatlayabilmeleri için imkan yaratan satırlar kaleme almış. The Country Girl de onlardan biri. Seaton hem yönetmen, hem de senarist yanıyla çalıştığı isimlere inanılmaz fırsatlar tanıyor. Yalnız şunu da belirtmek gerek ki, The Country Girl risk almaktansa düz bir yolda doğru bir şekilde ilerlemeyi tercih eden filmlerden. Dolayısıyla bu monotonluk oldukça zengin duran senaryonun kimi sahnelerde harcanmasına sebep oluyor. 1954 için bile fazla demode. Merak ediyorum, The Country Girl’ün doğru ellere teslim edilmesi durumunda şu an çekilse ortaya nasıl bir şey çıkacağını.

Grace Kelly’nin Oscar alan performansı kesinlikle gösterişli. Her zaman doğal ama gösterişsiz performanslar sergilemeyi tercih eden Kelly, bu sefer daha büyük kalabalıklara oynamış. Yine de Judy Garland karşısında elde ettiği zaferin mantıklı bir açıklamasını bulmak mümkün değil. Bing Crosby ise bana nedense hep aynı geliyor. Going My Way’deki haliyle kıyasladığınızda bile iki performansın tek farkı Crosby’nin birinde sırıtması, diğerinde ise somurtması. William Holden, bana kalırsa bu üçlünün en başarılısı. Yer aldığı her işte dikkatleri üzerine çekmeyi başaran Holden, burada da geri kalmamış. Karizmatik tiyatro yönetmeni olarak filmin esas kızından bile daha önde duruyor.

Büyük klişelerini görmezden geldiğinizde The Country Girl izlemesi keyifli bir yapım aslında. All About Eve’e “sahne arkası hikayeleri” kısmında benziyor olsa da ne yazık ki pek ustaca bir iş değil. Kelly’nin Oscar’ının ise net bir açıklaması yok. Akademi yine genç ve güzel bir yıldıza aşık olmuş kabaca.

[B]

Oscar Karnesi
En İyi Film
En İyi Yönetmen
En İyi Erkek Oyuncu (Bing Crosby)
En İyi Kadın Oyuncu (Grace Kelly)
En İyi Uyarlama Senaryo
En İyi Görüntü Yönetimi – Siyah/Beyaz
En İyi Sanat Yönetimi – Siyah/Beyaz

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir