To the Wonder

To the Wonder

to_the_wonder_ver9Terrence Malick adını kullanmak çok zor oluyor açıkçası. Çünkü yönetmenin ciddi bir fan kitlesi ve onların tam zıttı düşünen, oldukça kalabalık nefret dolu bir izleyicisi var. Ben kendimi iki gruba da dahil etmekte zorlanıyorum. Ama The Tree of Life haricinde de kariyerinde abartılacak bir filmi olduğunu düşünmüyorum. Ne 70’li yılların sıradanlığıyla boğuşan Badlands, ne senaryo sahibi olduğu şüpheli The New World, ne de yolunu kaybetmiş The Thin Red Line “benim için” sinema tarihinde pek bir önem teşkil etmiyor. Ama dediğim gibi Malick’in koyu hayranları var. Dolayısıyla çok da tepki almadan yazımı sonlandırmaya çalışacağım. Sanırım tekrardan The Tree of Life’ı fazlasıyla sevdiğimi hatırlatırsam ortam birazcık yumuşar. Gerçi birazdan To the Wonder için söyleyeceklerimin pek bir bahanesi yok ya neyse.

To the Wonder için söylenebilecek en doğru şey, boş bir film olduğu. Büyük ihtimalle Malick sevmeyenler bu söylediğime şaşırmayacak ama bu sefer içerik tamamen uçuşan perdeler ve fısıldayan insanlardan oluşur. Sürekli değişen mekanlar, tüllerle bezenmiş arka plan derken ordan oraya sürüklüyor bizi Malick. Bütünlük yok, hikaye yok, senaryo… Hiç yok. Kimsenin kalbini kırmadan anlatmanın da mümkünatı yok ne yazık ki. Oyuncularını kurgu masasında makaslayan bir adamın hala Hollywood’un önde gelen isimleriyle çalışma şansı yakalaması da ayrı bir tartışma meselesi. Bilmeyenler için söyleyelim, To the Wonder kadrosunda yer alan ama filmin son haline dahil olamayan oyuncular arasında Rachel Weisz, Jessica Chastain, Michael Sheen, Amanda Peet ve Barry Pepper var.

Peki çalışma etiğinden yoksun olan Terrence Malick, aşk kavramını merkezine oturttuğu filminde kimseyi tatmin etmeyi başarabiliyor mu? Hayır. To the Wonder baştan aşağıya harika bir şekilde süslenip boyanmış bir balon. Filmi içi çürümüş tahtadan, Paskalya yumurtalarına kadar pek çok şeye benzetme imkanı tanıdığı için Malick’e teşekkür edebiliriz esasında ama kim hiç geri gelmeyecek, hayatından hunharca çalınmış 110 dakika için sakin kalabilir ki? To the Wonder’ı vizyondayken yakalayamadığım için kendimce çok üzülmüştüm ama eleştirmenlerin büyük bir çoğunluğu haklı çıktı. Büyük ihtimalle 2013 içerisinde gösterime girmiş en kötü filmlerden birine bakıyorsunuz şu an. Görüntü yönetimindeki başarısı haricinde tek bir artısı dahi olmayan To the Wonder “En Kötü…” diye başlayan her türlü ödül için şimdiden yerini ayırtmış durumda.

Kadroda da yetenek abideleri (!) arka arkaya sıralanmış. İnsan kurguda makaslanan isimleri görünce çok daha flaş isimlerin, çarpıcı performansların filmde kalacağını düşünüyor ama zaten oyuncuların çoğunun yüzünü görmekte zorlanıyorsunuz filmde. Hatta zannediyorum Malick’in herhangi bir oyuncusunun suratını yüzde yüz gösterdiği tek bir sahne yok. Ben Affleck, Olga Kurylenko ve Rachel McAdams bu uzun, acı verici yolculukta bize eşlik eden isimler. Mimiksizliğiyle tanıdığımız üç star da Malick’in gelecek yıllarda tek bir oyuncuya ihtiyaç duymadan, sadece doğa görüntüleriyle kariyerine devam edeceğinin habercisi adeta. Bir tek Javier Bardem var ki onun da karakterinin hikayeye nasıl bir katkısı olduğunu, inanın bilmiyorum. The Tree of Life’daki Sean Penn gibi bir yerlerden tutunuyor, ama ağzından çıktan tek bir kelime dahi bir amaca hizmet etmiyor.

Büyük ihtimalle bu yılın en çok tepki alan yazısı bu olacak. Şimdiden tahmin edebiliyorum. Ama sırf Hollywood’un göz bebeği diye Steven Spielberg’ün sırtını sıvazlamadığım gibi Malick’e de hayranlarının hatrına kıyak geçmeyeceğim. Umuyorum sıradaki filmlerinde karşımıza çıkacak Natalie Portman, Michael Fassbender, Rooney Mara ve Ryan Gosling’i de harcamaz. Geri dönüşü olmayacak cümlelerimizin kurbanı etmek istemiyorum kendisini.

[F]

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Sinedebiyat

    Durumun çalışma etiğiyle alakası olduğunu sanmıyorum aslında. Malick bir senaryo bir konu sunmuyor bize zaten. Didaktik olarak belli konularla ilgili tecrübe ve düşüncelerini yansıtıyor. Yani illa bir senaryo ile şişirmek istememiş.

    Yanıt
  2. Memento

    Valla Malick’in kariyeri pek iyiye gitmiyor. Ama son üç filminden zerre haz etmesem, To the Wonder’ı 2013’ün en kötüleri listeme dahil etsem de hala Malick’in çektiği üç filmi (birisi belgesel) merak ediyorum. Ben de umuyorum ki çektiği ve post prodüksiyonlarına devam ettiği iki filminde anlatım biçimini değiştirmiş, didaktiliği de bir köşeye bırakmıştır. Zira harbiden artık bu adamın filmlerini izlemek tam bir çile olmaya başladı. Hep doğayı göster, diyaloglara hiç yer verme, Hıristiyanlığı seyirciye dayat, oyuncularını saniyelik bir şekilde gösterdikten sonra tekrar doğayı göster, muhakkak perdenin rüzgarda uçuşunu göster, olay örgüsü oluşturma, aslında olay örgüsünü geç-bir hikaye bile kaleme alma, “doğa ne güzel, hayat ne güzel, bak nehirler, bak güneş” gibi ergen veletler gibi bir anlatım biçimi tuttur… Al sana Malick filmi. Sıkıcı, bıktırıcı. Jessica Chastain, Barry Pepper ve Rachel Weisz’ın sahnelerinin kesilmesi de üzücü. Neyse son üç filmdir yokuş aşağı giden Malick bakalım iki yeni filmiyle durumu kurtarabilecek mi? Dilerim gene sinemada uyutan iki film çekmemiştir.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.