Man of Steel

Man of Steel

man_of_steel_ver7Gösterime girdiği anda izleyeceğime kendimi inandırdığım Man of Steel, öyle bir döneme geldi ki sırf ben değil, ülkece içimizdeki sinemaya gitme isteği yok olmuştu. Dolayısıyla İstanbul’daki salonları terk ettikten sonra ellerim bomboş bakakaldım Man of Steel’ın arkasından. Gerçi gelen yorumların da izlemek için can atmamam da büyük bir etkisi var. Neyse ki çok geçmeden yeni nesil Superman ile tanışabildim. Teri Hatcher’lı Lois & Clark ve Smallville haricinde pek aşina olmadığım ünlü süper kahramanla ilk kez böylesine uzun ve güncel bir buluşma yaşıyorum. Dolayısıyla Spider-Man ve Batman hakkındaki bilgilerimin aksine Superman konusunda oldukça zayıf olduğumu hemen söyleyeyim. Yani filmi bir hayran değil, bir yabancı izlemiş de yorumlamış gibi düşünün. Kaldı ki çok daha yanlış sayılmaz. Bir de Nolan’ın her yaptığı şeye başyapıt gibi atlayanlardan biri olmadığımın altını çizmek istiyorum. Filmlerini beğeniyor muyum? Kesinlikle. Ama The Dark Knight Rises’la yarattığı hayal kırıklığını da görmezden gelecek kadar kör bir hayranı değilim. Sanırım bu ön bilgilendirme sonrası artık Man of Steel’den konuşmaya başlayabilirim.

FlashForward ve Da Vinci’s Demons dizileriyle tanınan David S. Goyer ile Christopher Nolan’ın birlikte ortaya çıkardığı hikaye, Superman’e yabancı olanlar için birkaç flashbackle Clark Kent’i tanıtarak başlıyor. Krypton’dan Dünya’ya gönderilişi, buradaki ailesi ve çocukluğunda yaşadığı travmatik olaylara kadar pek çok kısa hikaye izliyoruz. Ama bunu kron0lojik bir sırayla yapmak yerine özünü, biyolojik ailesinin kim olduğunu öğrenmek isteyen Clark’ı izlerken aralara sıkıştırmayı ve filmin gidişatıyla bir şekilde bağdaştırarak izleyiciye Clark’ın küçüklüğü hakkında detaylar sunmayı tercih ediyor Man of Steel. Filmin ilk 20 dakikasında sahneye giren General Zod’un ilerleyen saatlerde başımıza ne işler açacağını ufaktan tahmin ediyor, uçaktan inen Lois Lane’e yardım ederken Clark’la Lane’in o büyük aşkının ilk adımlarını hep beraber izliyoruz. Yani Superman hakkında bilinebilecek en ünlü detaylardan tek bir tanesi dahi atlanmamış. Nolan, Batman kadar realist bir seviyeye indirilemeyecek süper kahraman için bile çabalayıp, pek çok ince detayı daha gerçek bir hale getirerek olağan gücüyle çabalamış.

Gelelim madalyonun diğer yüzüne… Tüm geriye dönüşlere rağmen ben Clark Kent’in iyi bir şekilde tanıtıldığına kati surette inanmıyorum. Filmin akıl almaz temposuna da anlam verebilmiş değilim açıkçası. 140 dakikalık uzun bir süresi olmasına rağmen bazı şeylerin üzerinde o kadar durmuş ki anlam vermekte güçlük çektiğimiz çok şey olup bitiyor. Zod’un Superman’in peşine düşme sebebi bile bana kalırsa oldukça absürd. Lois Lane’in gecenin bir vakti sarp kayalıklarda macera peşine düşmesi, Clark’ın çocukluğunda kurtardığı şişko çocuğun inatla filmin her yerine bir şekilde yerleştirilmesi, şehrin yüzde sekseni yerle bir olmasına rağmen ABD bayrağını andıran üniformasıyla Superman’in bir halk kahramanına dönüşmesi gibi sayısız ucuz detayı var Man of Steel’in. Batman serisinde de buna benzer şeylerle karşılaşmıştık belki ama senaryonun altındaki derin sorular ve karizmatik kötü adamın varlığı Nolan’ın modern harikasını bir kademe üste taşıyordu. Bu film ise çılgınca süslenmiş sıradan bir yaz filminden başka bir şey olamamış. Kötü olduğunu iddia etmek yanlış olur, ama beklentiler o kadar yüksekti ki insan laf söylemeden geçemiyor.

Kameranın arkasındaki Zack Snyder’ın 300 isimli rezaletinin tek karesine dahi katlanamamış olsam da Watchmen ve Legend of the Guardians’ın özel işler olduğunu düşünüyorum. Burada da pek sevdiği kahverengiye kaçan siyah atmosferi filme monte etmeyi başarmış. Puslu havasından, mağaralarına kadar her şeyde bir Zack Snyder havası var. Yalnız Snyder’ın ellerinden çıkma bir başka çizgi roman uyarlaması olan Watchmen ile kıyaslandığında Man of Steel kesinlikle vasat kalıyor. Tek umudum şimdiden harekete geçilen ikinci filmde hikayenin olabildiğince güçlendirilmesi.

Henry Cavill için söylebileceğim pek bir şey yok. Bu tarz süper kahraman filmlerinde esas adamdan tek beklenen şey spor salonunda fazla vakit geçirmiş olması ve yakışıklılık. Cavill de bunların üstesinden gelmiş. Onun haricinde oradan oraya uçtuğu için kendisine odaklanmak gibi bir zahmete girişmedim. Filmin deneyimli oyuncuları, daha doğrusu Clark Kent’in anne ve babaları olarak Diane Lane, Kevin Costner, Russell Crowe ve Ayelet Zurer’i izliyoruz. Costner yer aldığı birkaç sahnede bile gözlerimizden yaş getirmeyi başaran bir baba olmuş. Mümkünse artık süper kahramanların şefkat dolu akrabalarını öldürmekten vazgeçseler? Orijinal hikayeye uymamanız gerekiyordur belki de… Pek sevmediğim Diane Lane’i bile oldukça başarılı buldum. Lane’i yaşlandırırken de oldukça başarılı bir iş çıkarmışlar bu arada. Filmin kötü adamı olarak izlediğimiz Michael Shannon rolüne kesinlikle çok yakışmış. İyi bir aktör olduğuna hiç şüphe yok. Ama canlandırdığı karakterin amaçsızlığı Shannon’ın yıldızının parlamasına engel oluyor. Amy Adams’ın da Lois Lane için fazla yaşlı olduğuna hiç şüphe yok bence. Her daim izlemekten keyif aldığımız bir aktris olduğu için şikayet etmemeye özen göstereceğim. Christopher Meloni, Laurence Fishburne gibi isimlere serinin devamında ağırlığı artacak kısa roller verilmiş. Antje Traue ise filmin izlenmesi en keyifli kahramanını canlandırıyor. Keşke ekip Shannon yerine Traue’ye daha öne koysaymış da bari en azından aksiyona doysaymışız.

Oradan oraya uçuşan beton parçaları ve sürekli zoom halinde olan bir kamerayla Superman’le tanışmak isteyenler için Man of Steel olağanüstü bir film. Vasat olduğunu iddia etmek güç. En azından görsel efektleri böyle düşünmenizi engellemek için epey dikkat dağıtıyor. Ama özel olan bir şeyi de yok. Devam filmi için heyecanlanma ihtiyacı duymuyorum artık.

[C+]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir