Admission

Admission

admissionHer yıl televizyondaki komediler kalitesini bir kat daha arttırırken beyazperdedeki komedide inanılmaz bir gerileme izliyoruz. Arada Bridesmaids gibi çok orijinal işler çıksa da, 30 Rock ile senelerdir kahkaha atmamızı sağlayan Tina Fey, iş beyazperdeye geldiğinde Admission gibi tren enkazlarında rol alabiliyor pek ala. Senaristlerin kendilerini koca bir sezon boyunca rahat hissedip iş sinemaya geldiğinde sınırlandırılmasından kaynaklanıyor bu bilmiyorum. Ama kesin olan bir şey var ki komedi türünün sinemadaki seyri pek de iç açıcı değil. 2013’ün ilk yarısında bile yerin dibine batırılmayı sonuna kadar hak eden pek çok örnek var. Ne yazık ki pek sevdiğim Tina Fey ve komedi yeteneğinin çok güçlü olduğuna inandığım Paul Rudd’ın başrollerinde yer aldığı Admission da film çöplüğündeki yerini çoktan aldı.

İsterseniz öncelikle işin en hayret verici kısmından başlayalım. Admission bir romanın uyarlaması! Ve senaryonun altında da Meryl Streep’e sayısız Oscar adaylıklarından bir diğerini getiren One True Thing’i yazmış Karen Croner’ın imzası var. Fey, Princeton’da çalışmakta olan ve üniversite başvurularını kontrol edip üniversite adına seçim yapan çalışanlardan birini canlandırıyor. Rudd ise öğrencilerini hayatla erkenden tanıştırmayı amaçlayan, alternatif bir eğitim anlayışı benimseyen bir okulda öğretmen. Bu ikilinin yolları bir şekilde kesiştikten sonra ortaya Fey’in zamanında doğurup evlatlık verdiği oğlu çıkıyor ve Admission, komedi mi yoksa drama mı olacağını bilemediği bitmek bilmeyen dakikalara yol alıyor.

Yönetmen Paul Weitz, zannediyorum About a Boy’dan beri dikkate değer tek bir iş yapmadı. Geçen seneki Being Flynn’den bile beklentimiz yüksekti, ama vasattan hallice bir drama çıkmıştı ortaya. Admission ise pek toparlanabilecek gibi değil. Her şeyden evvel insan bu kadar absürd bir hikayenin romanı olduğuna inanmak istemiyor. Hadi diyelim gerçekten de böyle bir romanın varlığına inandık, beyazperdeye uyarlanacak bir materyal olduğuna emin miyiz? Ben iki başrol oyuncusunu bu kadar sevmeme rağmen katlanamazken, acaba sıradan izleyici ne yapacak?

Tina Fey’e Saturday Night Live zamanlarından beri hayranım. 30 Rock da televizyonun bugüne kadar gördüğü en zeki, en iyi, en kaliteli komedilerden biri. Lakin oyunculuğu hep bir adım geride kalan Fey, bu sefer canlandırdığı karaktere o kadar yakışmamış ki izleyiciyi yoruyor adeta. Paul Rudd’ı ise zannediyorum varlığından emin olamadığım şeytan tüyü sebebiyle bu kadar beğeniyorum. Yalnız onun Admission’daki performansıyla ilgili de sarf edebileceğim güzel bir cümle yok. Sadece Fey ile Rudd’ın iyi bir ikili olduğunu söyleyebilirim. NBC için 30 Rock bittikten hemen sonra yeni bir dizi yazmaya başlayan Tina Fey, keşke yeni dizisinde de Paul Rudd’a bir rol verse de izlemeye doyabilsek yetenekli aktörü.

Daha fazla söze gerek yok sanırım. İzlememeniz için tonlarca sebep saydım ne de olsa. Kötü ve unutulmaya mahkum bir başka komedi işte, daha fazlası değil.

[D]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

0 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir