Oz the Great and Powerful

Oz the Great and Powerful

oz_the_great_and_powerful_ver5Evet, maalesef yine aylar öncesinden, gündemin çok dışında bir filmi konuşacağız. Kusura bakmayın. Tembelliğimin cezasını hep beraber çekiyoruz. İzleyip izleyip kenara attığım 2013 filmleri tükenmeye başladı bile. O yüzden merak etmeyin, yılın ilk çeyreğinde gösterime giren yapımlarla olan münasebetimiz kısa sürede sona erecek. The Wizard of Oz’un çok büyük bir hayranı olmadığımı söyleyerek başlamak istiyorum söze. Dorothy’nin uzun yolculuğunda karşılaştığı birbirinden orijinal üç karakter haricinde pek büyük bir aşk yok aramızda. “Over the Rainbow”un hissettirdiklerini bir kenara koyarsak, filmi Amerikan izleyicisi kadar çok takdir ettiğim söylenemez. Klasik olduğu konusunda kimseyle tartışacak değilim elbet ama zannediyorum beğenmeme hakkına hala sahibim. O yüzden Oz the Great and Wonderful için de pek heyecanlanmamıştım çekildiğini öğrendiğimde. Sam Raimi’nin yönettiği, James Franco’nun Oz’u oynayacağı yeni bir hikaye o kadar ilgi çekici gelmemişti. Nitekim Oz the Great and Powerful’un bir çığır açtığı da söylenemez. Lakin beklenilenin üzerinde bir yapım olduğuna şüphe yok. Raimi’nin yeni bir The Wizard of Oz yaratacağına inanan vardıysa, bir şey diyemem tabii.

Lugatımıza hala tam bir karşılığı eklenmediği için “prequel” kelimesini kullanmak zorunda kalacağım. Bilenleriniz vardır, prequel daha evvelden bildiğimiz bir hikayenin öncesi anlamına geliyor. Yani devam filmi ama hikayenin kronolojisinde bir önceki filmin geçmişinde yer alıyor. Oz the Great and Powerful, pek gizemli Oz büyücüsünün hayal gücünün sınırlarını zorlayan o evrene ilk gelişini konu alıyor. Tıpkı Dorothy gibi Oz da kendi yaşamından pek çok insanın yansımasıyla tanışıyor bu renkli diyarda. Adlarını bildiğimiz ama hikayelerini bir türlü öğrenemediğimiz Theodora, Evanora ve Glinda kardeşlerle de tanışma fırsatı buluyoruz ayrıca. L. Frank Baum’un orijinal hikayesini bilenler için bulunmaz bir nimet adeta. Tek bir detay atlanmayıp, üzerine teknolojinin nimetlerinden sonuna kadar yararlandıkları pek çok şey eklenmiş. Hazır yeri gelmişken filmin görsel efektlerinin çok animasyon tadında olduğu için kimi zaman göz yorduğunu da ekleyeyim. Uzmanı sayılmam ama sıradan bir seyirci gözüyle baktığınızda bile Oz’un efektlerinde sorunlar yakalamak mümkün.

Spider-Man serisi ve neden bu kadar takdir edilidiğini bir türlü anlayamadığım The Evil Dead haricinde sinemaya zerre kadar katkısı olmayan Sam Raimi, hikayenin çocuksu renkli yanını bana kalırsa beyazperdeye en doğru şekilde taşımış. Bugüne kadar çıkardığı en eli yüzü düzgün iş olabilir. Ben Oz, Finley ve Porselen Kız ile detayları üzerine çok düşünülmüş olduğu belli olan Oz Diyarı’nı gezerken onlarla aynı havayı teneffüs edebildiğim için epey mutlu oldum açıkçası. Gelen eleştiriler pek iç açıcı olmasa da bence benzerlerinden sıyrılan pek çok artısı var Oz the Great and Powerful’un. Hikayenin tüm çocuksu yanına rağmen sonuna kadar filmi heyecanla izletmeyi başarmış Raimi ve ekibi. Oyuncu seçimlerindeki başarıları ise takdire şayan. Ki Oz the Great and Powerful’un bel kemiğini de özellikle Oz’un cadıları oluşturuyor diyebiliriz.

James Franco’yu filmi izlemeden evvel beğenmeyeceğime kendimi şartlamıştım, ama ne yalan söyleyeyim pek gözüme batmadı. Kafamdaki Oz’un kendisi olduğundan şüphelerim vardı çünkü. Yanıldığım için mutluyum. Kısaca izleyip ardından maymun olarak karşımıza çıkan Zach Braff için ise söyleyebileceğim pek bir şey yok. Hala performans yakalama tekniğiyle ilgili büyük sıkıntılarım var ve böyle karakterler üzerinden oyuncuları yorumlamak ne kadar etik bilemiyorum. Filmin kadınları ise birbirinden iyi. Üçü de çok sevdiğim aktrisler olduğu için izlerken fazlasıyla keyif aldım. Rachel Weisz şüphesiz bu üçlü arasında en başarılısı. Evanora birinci sınıf bir “kötü kadın” olmuş. Yıl sonunda böyle enteresan listeler yapanlar için Weisz’in adını bir kenara not etmek şart. Mila Kunis’i de yönünü değiştirdikten sonra izlerken epey keyif aldım. Şimdi aklım Wicked müzikalini izlemekte tabii. Eğer bu yıl içerisinde bir fırsat yakalayabilirsem Wicked’ı da tiyatro sahnesinde yakalayıp yazmak isterim. Michelle Williams’a olan hayranlığımı zaten hepiniz çok iyi biliyorsunuz. Makyaja ya da kostümlere ihtiyacı yok benim onu bir prenses, bir peri olarak görmem için. Her haliyle etkileyebilmeyi başarıyor.

Başka eklenebilecek bir şey yok sanırım. Dediğim gibi oyuncu seçimleri olağanüstü, görsel efektler tartışmaya açık. Danny Elfman’ın müzikleri de fazlasıyla iyiydi. Zaten sanat yönetiminden bahsetmiyorum bile. Verebileceğim en yüksek notu verdim. Kesinlikle denemeye değer.

[C+]

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Emre Eminoglu

    Vizyonda kaçırdığıma çok üzülmüştüm. James Franco, Michelle Williams, Mila Kunis ve Rachel Weisz’in isimlerini yan yana görünce de baya heyecanlanmıştım. Çocukluğumda defalarca izlediğim Oz’un adını taşıması da daha da arttırmıştı beklentimi.

    Sonra izledim ve sanırım hayatımda ilk kez bir filmi izlemeye katlanamadım, atlaya atlaya sonuna kadar geldim ve toplamda 20 dakika falan sürdü izlemem. Dayanılamaz bir şeydi. Michel Gondry’nin gramofon kağıdı ve pamukla yaptığı setlerini de tercih ederim. Gerçekten çok çok uzun zamandır bir filmden bu kadar şiddetle nefret etmemiştim.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir