The Host

The Host

host_ver2Twilight serisiyle ilgili artık o kadar çok şey yazıp çizdik ki kitaplardan eser miktarda zevk alıp, ilk film haricinde serinin beyazperde yansımasından nasıl hazzetmediğimi bilmeyen kalmadı. Ne yazık ki bugün de Twilight bağlantılı bir filmden konuşacağız. Serinin yazarı Stephenie Meyer’ın, Twilight sonrası ülkemizde de hatrı sayılır bir okuyucu kitlesinin kalbini çalan The Host adlı eserinin uyarlamasında sıra. Ben bu sefer kitabı es geçip direkt filmi izlediğim için karşılaştırma yapma imkanı bulamıyorum. Ama edebi anlamda bir şey vaat etmese de, romanın okuyucularını soluksuz bırakan ve hayal güçlerinin sınırılarını zorlayan bir hikayeymiş duyduğum kadarıyla. Bu güzel yorumların üzerine gönül isterdi ki filmi de en az roman kadar başarılı olabilesin. Fakat yine büyük bir hüsran söz konusu. Gerçi hikaye de tek başına ele alındığında epey zorlama duruyor ya neyse.

The Host, dünya dışı yaratıkların insanları ele geçirdiği ve herkesi kendilerinden biri gibi yapmak için içlerine küçük yaratıklar yerleştiği alternatif bir gelecekte geçiyor. Ana karakterimiz de erkek kardeşi ve sevgilisiyle beraber bu garip mücadele içerisindeyken uzaylılar tarafından ele geçiriliyor. Ardından da uzun bir genç kız rüyası, adeta bir ergen eziyeti başlıyor. Esas kızımızın vücudunun ele geçirilmesine rağmen bedeninin içerisinde mücadele etmesine şahit oluyoruz. Esas kız hala Jared’a aşık iken, bedenindeki ziyaretçisi başka birisiyle yakınlaşmaya başlıyor. O onu öpüyor, o onu elliyor, o ona saldırıyor derken bir de bakıyorsunuz ki İpek Ongun hikayelerinden birisi bilimkurgu sosuna bulanıp önünüze sunulmuş.

Filmin hem yönetmeni hem de senaristi olan Andrew Niccol’da suç bulamıyorum açıkçası. Çünkü Meyer’ın hikayesi düpedüz saçmalık. Ve öğrendiğim kadarıyla da romana epey sadık kalan, kısa süresine rağmen pek çok olayı filme sığdırmayı başaran bir uyarlamaymış. Yani bu demek oluyor ki Twilight serisinde ilgimizi çekmeyi başaran Meyer, The Host’da fena batırmış ama haberimiz olmamış. Anlamsız olan, sorgulanmaya açık o kadar çok olay cereyan ediyor ki hangi biriyle dalga geçsem bilemiyorum. Böyle filmleri ciddiye alıp, sağlıklı bir şekilde düşünerek yorumlamak da pek mümkün olmuyor ne yazık ki. Malum zaten hikaye karşısındakiyle dalga geçtiği için, sizin de kendinizi tutasınız gelmiyor.

Saoirse Ronan hakkında kurabileceğim çok iyi cümlelerim yok. Atonement ve Hanna’da severek izlemiştik ama ikisinde de aynı ruhsuz karakteri canlandırıyordu. Ben yetenekli olduğuna pek inanmayanlardanım. Ekran dışı kişiliğinden de pek hoşlanmıyorum. The Host bugüne kadar şahit olduğumuz en kötü performansını içeriyor hiç şüphesiz. Wasikowska ile devam etmekte olan mücadelesinde birkaç adım geriye düştü artık. William Hurt ve Diane Kruger kadronun deneyimli yüzleri. Kruger’ı rolüne çok yakıştırdım nedense. Şimdi Broen’in Amerika versiyonu The Bridge’da rol alıyormuş. Burada yaptıklarını görünce Amerikalı Saga Noren olarak iyi bir iş çıkartacağına inanıyorum. Filmin kadrosunda izlemekten tek keyif aldığım isim Max Irons oldu. Jeremy Irons’ın oğlu olan Max, şu sıralar The White Queen isimli BBC dizisinde başarılı bir performans sergilemekte. The Host’daki rolüne pek bayıldığımı söyleyemesem de daha büyük kitlelerle buluşabilmesi için böyle büyük bütçeli, popüler işlerde yer alması sevindirici. Umarım kariyeri başarılı dolu olur.

Daha eklenebilecek bir şey yok. Romanın da en merak edilen yeri olan mağara haricinde pek bir esprisi yok filmin. Tahammül edilemez olduğunu düşünmüyorum. Lakin artı puan hak eden özellikleri oldukça az. Vizyonda kaçıranlar üzülmesin. Kaybettikleri pek bir şey yok.

[D]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. theboywhoobsessedwithcinema

    neden çekildiğini anlayamadığım bir film daha gerçekten çok kötü bir film herkesin çok eleştirdiği twilight’ın ilk filminin bundan kat kat daha iyi olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim bu arada saorise ronan hakkındaki düşüncelerinize kesinlikle katılıyorum

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir