Birkaç Kötü Film

Birkaç Kötü Film

Elimden geldiğince sezon boyunca izlediğim tüm filmleri yazmaya gayret ediyorum, biliyorsunuz. Ama bu aralar o kadar çok vasat filmi arka arkaya izledim ki haklarında uzun uzun yazılar yazmak yerine birkaç cümleyle fikirlerimi sizlerle paylaşma kararı aldım. Hem ben izlerken eziyet çektiğim bir film hakkında gereğinden fazla gevelemek zorunda kalmayacağım, hem de siz “Bir film hakkında daha ne kadar hakaret içeren cümle yazılabilir?” diye düşünmek zorunda kalmayacaksınız. İki tarafı da memnun eden bir anlaşma olacaktır diye düşünüyorum. Buyrun bakalım:

touchy

Humpday sonrası gelen Your Sister’s Sister ile biraz olsun takdirimizi kazanmıştı Lynn Shelton. Bağımsız sinemanın güzel yüzü Rosemarie DeWitt’e adam akıllı bir rol verdiği için bile sevmeye razıydım kendisi. Ama ilk kez Sundance’de seyirciyle buluşan yeni filmi Touchy Feely, tam bir felaket. Yine Rosemarie DeWitt’le çalışan yönetmen ayrıca Allison Janney, Ellen Page, Ron Livingston ve çok yetenekli bir aktör olduğunu düşündüğüm Scoot McNairy’yi de ekibe eklemiş. Film adında anlaşılacağı üzere “dokunmak” üzerine kurulu birkaç hikayeyi bir araya getirme çabasında. Peki ne kadar başarılı? Sıfır! DeWitt’in canlandırdığı karakterin gerçeklikten yoksunluğu, Allison Janney’nin rolüne anlamsız pek çok diyalog yazılması ve Ellen Page’in adeta figüran muamelesi görmesine kadar pek çok sıkıntısı var. Senaryonun özüne indiğinizde bile sorunlu bir hikayeyle karşılaşıyorsunuz. Filmdeki sayılı eyleme anlam yüklemeye çalışan Shelton öyle bir çuvallamış ki bir noktadan sonra içinizdeki ileri sarma isteği artıyor. Ama her şeye rağmen Rosemarie DeWitt böylesine bir tren enkazından bile sağ çıkmayı başarmış. Shelton’ın bir sonraki filmi Leggies’de Keira Knightley ve Sam Rockwell’le çalışıp tekrardan çuvallamamasını umut ediyorum. [D]

31.Magic-Magic

The Maid gibi başarılı bir işe imza atmış olan Sebastian Silva’nın yeni filmi Magic Magic yılın bir başka hayal kırıklığı. Düşük bütçeyle ve efekt kullanmadan seyircisini korkutmaya çalışan bağımsız gerilimleri gönülden destekliyor olsam da Magic Magic‘de kayda değer tek bir şey dahi olmadığı için desteğinizi devam ettirmek pek mümkün olmuyor. Atonement ve Killer Joe’da kendisinden beklenenin fazlasını vermesine rağmen burada akıllara zarar kötü bir oyunculuk sergileyen Juno Temple, filmin en büyük kaybı. Bir zamanların Oscar adayı, şimdilerin unutulmuş yıldızı Catalina Sandino Moreno ve frijit Emily Browning’in de filme pek katkısı olduğu söylenemez. Yönetmenin erkek kardeşi Agustin Silva ve kariyerinde ilk kez bu kadar farklı bir rolde yer alan Michael Cera, Magic Magic‘in tek artıları. Hatta Cera’nın filme “F” vermeme sebebim olduğunu da söyleyebilirim. Şili’ye kuzeninin arkadaşlarıyla beraber yolculuk yapan sıkıntılı karakter Alicia’nın anlatıldığı yapım 100 dakikalık bir vakit kaybı kısacası. Sonuna kadar nasıl dayandığıma ben bile hayret ediyorum. [D]

BEAUTIFUL CREATURES

Beautiful Creatures, Kami Garcia’nın ünlü romanından beyazperdeye uyarlanan ve yapım aşamasındayken epey ilgi çeken bir projeydi. Ama salaklık bizde, P.S. I Love You ve Freedom Writers gibi iki rezalet filmi arka arkaya sıralayabilmiş Richard LaGravenese’in gerçekten iyi bir şey kotarabileceğine inandık. Amerika’nın güneydeki kasabalarından birinde geçen Beautiful Creatures, kimliklerini gizleyen cadılardan birinin kasabadaki büyük hayalleri olan sıradan gençlerden birine tutulmasıyla start alıyor. Daha sonra bu gencimiz cadı kızımızın ailesiyle tanışıyor ve sözde “Muhteşem Yaratıklar” arasında tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş mücadele tekrardan diriliyor. Aldren Ehrenreich haricinde kadroda rol yapabilen tek bir isim dahi yok. Emma Thompson, Margo Martindale, Eileen Atkins ve Jeremy Irons gibi duayenler hunharca harcanmış. Emmy Rossum’a hiç girmiyorum. Hem oyunculuk kabiliyeti olmayan, hem de düpedüz çirkin olan bir kadının bu kadar takdir edilmesi açıklanabilecek bir şey değil. Burada da tam anlamıyla bir felaket! Yine 2013’ün tren enkazlarından. Vaktinize yazık. [D]

KillingSeason_Day21_0074.CR2

Yine yönetmenden başlıyorum. Efendim size şimdi üç filmi ismi vereceğim. Zaten ne beklemeniz gerektiğini anlayacaksınız: Daredevil, Ghost Rider ve When in Rome. Kötü film yaratma ustası Mark Steven Johnson bu sefer de Robert De Niro ve John Travolta’nın çoktan zedelenmiş kariyerlerinde bir darbe de ben vurayım mantığıyla çekilmiş Killing Season‘la karşımıza çıkıyor. Bu kadar zeka yoksunu bir senaryo, bu kadar zorlama oyunculuklar ve yemek borunuzun tersine çalışmasına sebep olacak John Travolta’nın Sırp aksanını kolay kolay yakalayamazsınız. Killing Season dört dörtlük bir kötü film. İlk yarım saatin sonunda De Niro’nun bu rolü nasıl kabul ettiğini düşündüm. İkinci yarım saatin sonunda ise “Acaba yola kötü film çekme amacıyla mı çıktılar?” diye düşünmeye başladım. Film bittiğinde ekranı parçalama isteğim son raddedeydi. Travolta’nın inandırıcılıktan bu kadar uzak, De Niro’nun ise oyunculuk anlamında bu kadar kötü olduğunu hiç görmemiştik sanırım. Kadroya aldanmamak şart! [F]

HANSEL & GRETEL: WITCH HUNTERS

Bildiğimiz çocuk masallarının yaratıcı zihinlerle buluştuğunda ortaya güzel sonuçlar çıkarabileceğini Snow White and the Huntsman’da görmüştük. Film bir başyapıt değildi ama teknik anlamda oldukça başarılı, kendi klasmanındaki işlere kıyasla hikayesi tatmin ediciydi. O yüzden Hansel & Gretel: Witch Hunters‘ın da benzer bir şekilde sonuçlanabileceğine inanmak istemiştim. Ama yanılmışım. Karizmatik iki oyuncuyu peşine takıp, bir de yanlarına iyi bir görsel efekt ekibi ekleyen her yapım şirketinin sunabileceği türden, fazlasıyla sıradan ve çoğu anında da absürd bir şey çıkmış ortaya. Hansel & Gretel için kötü demek yanlış olur. Lakin “yetersiz” kelimesi filmin her detayını açıklamaya yetiyor. Jeremy Renner’ın kariyerine ne yapmaya çalıştığını anlayabilmiş değilim. Bir kez daha tamamen siyah giyinip, gözlerine kısarak etrafta dolaşırken adam öldürürse tahammül edebilir miyim bilemiyorum. Gemma Arterton’ın neyse ki o kadar kötü bir kariyere sahip değil. Hala kurtarılabilecek durumda. Bu arada berbat oyunculuğuyla nam salmış Famke Janssen da var kadroda. Hala iş bulabiliyor olması şaşırtıcı. [D]

broken-city

Her sene unutulmaya mahkum, kendini akıllı zanneden birkaç film oluyor böyle. Bu yılın talihlisi de Broken City. Birkaç iyi performansı haricinde genelde vasat filmlerde yer almayı tercih eden Mark Wahlberg ve hiç bir zaman iyi bir oyunculuk sergileyememesine rağmen gereğinden fazla takdir gören Russell Crowe başrollerde. Adalet kavramının tamamen yok olduğu bir şehrin (Pek yabancı değiliz bu konuya.) başındaki yozlaşmış bir adamın (Bu da çok yabancı değil.) kahraman psikolojisindeki eski bir polis tarafından (Maalesef bizde böyle bir kahraman yok.) hesap vermek üzere yakın merceğe alınması anlatılıyor. Tipik bir intikam hikayesi olsa da genelinde sürükleyici Broken City. Orijinallikten olan uzaklığı ise görmezden gelinebilecek gibi değil.  The Book of Eli ve From Hell’den tarzına aşina olduğumuz yönetmen Allen Hughes, yine şaşırtmayıp kolaya kaçan bir senaryoyu beyazperdeye aktarmayı tercih etmiş. Hem de akla gelebilecek en basit seçimlerle. Vasat ve anlamsız. [D]

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. aserat54

    Ayrıca, En İyi Özgün Senaryo dalındaki tahminlerinize The Counselor’u eklemişsiniz. Cormac McCarthy’nin romanından beyazperdeye uyarlandığı için Uyarlama Senaryo dalına eklemek daha iyi olurdu. Neden Özgün’e eklediğinizi anlayamadım doğrusu…

    Yanıt
  2. theboywhoobsessedwithcinema

    Touchy Feely gerçekten çok kötü bir film.Rosemarie Dewitt neden bu filmde oynamış anlayamadım.Magic Magic ve Beautiful Creatures da en az Touchy Feely kadar kötü bir film.Killing Season John Travolta ve Robert Deniro’yu bir araya getirdiği için umutluydum.Twitter’da gelen o kadar iyi yorumdan sonra daha da umutlanmıştım ama o da fos çıktı.Witch Hunters’ın ise sadece görselliği vardı onun dışında büyük rezaletti.Jeremy Renner’ın kariyerindeki en kötü halka şu an büyük olaslıkla.Broken City de çok kötü ve rezildi kesinlikle.Her neyse ben sormak istediğim iki soruya geleyim Drinking Buddies’ı izlediniz mi ve beğendiniz mi?Ben Anna Kendrick için çok merak ediyorum filmi.Ve diğer sorum benim bayağı beğendiğim The Call filmi var.Onu izlediniz mi beğendiniz mi?Halle Berry’ye olan nefretinizi biliyorum ama bence bir denemelisiniz oldukça başarılı bir yapım olmuş.Ek olarak bu kötü filmlere Oblivion’u da ekleyebilirsiniz bence.Oldukça kötüydü her ne kadar çok beğenenler olsa da.

    Yanıt
    1. Umur Çağın Taş

      Drunking Buddies ve Oblivion’ı izledim. İkisini de yakın zamanda yazacağım. Ama ikisine de pek bayıldığım söylenemez. The Call’u izler miyim bilemiyorum. Malum Halle Berry…

      Yanıt
    2. theboywhoobsessedwithcinema

      Oblivion tam bir felaket gerçekten.Drinking Buddies’ı en kısa zamanda izleyeceğim bende Anna Kendrick için.Halle Berry nefretinizi anlıyorum Oscar aldığı sene ödülü Sissy Spacek ve Nicole Kidman’dan daha az haketmişti onu da biliyorum ama The Call’ı sonu dışında gerçekten başarılı buldum.Eğer TV filmi olduğu için Behind the Candelabra’yı saymazsak şu anlık 2013’ün en iyi filmi bence.Abartmış da olabilirim ama izlemenizi tavsiye ederim.Ben bu filmin akıbetini biraz Take This Waltz’a benzettim.Önemli kabul edilen sinema sitelerinden oldukça düşük puanlar almış ama bence oldukça başarılı aynı Take This Waltz gibi.Ben onu da oldukça beğenmiştim.Yanılmıyorsam siz de beğenmişsiniz oldukça özellikle Michelle Williams’ın oldukça başarılı performansını.The Call’a geri dönersek filmi izlerken Halle Berry’yi unutun ve tamamen Abigail Breslin ve Michael Eklund’a odaklanın.İkisi de çok iyi performanslar vermişler.Tabii bence Halle Berry de çok iyi.O kısma siz katılır mısınız pek emin değilim ama 🙂 Dediğim gibi mutlaka izleyin The Call’ı.Oldukça başarılı.

      Yanıt
    1. Umur Çağın Taş

      The Counselor uyarlama senaryo değil. Cormac McCarthy’nin bir romanından beyazperdeye uyarlanmıyor. McCarthy direkt beyazperde için yazmış bu senaryoyu. Yani özgün.

      The Secret Life of Walter Mitty ise 1947 tarihli aynı adlı filmin, James Thurber’ın hikayesinin beyazperdeye yansıması. Yani uyarlama.

      Kısacası bir yanlış yok.

      Bir dahakine hangi filmleri yazacağımı bilmiyorum. Ne izlersem ona göre devam ediyorum.

      Yanıt
  3. Ecem Gultekin

    Emmy Rossum hakkındaki yorumuna -tamamen katılmakla beraber- çok güldüm. İlahi! 🙂 Ayrıca Hemlock Grove’a başlayıp da devam etmeme sebebim Famke Janssen’dır. Bu kadar itici bir insan olamaz. Gerçi kendine yakışan rollerde oynuyor ama iticiliğin, kötülüğün de bir karakteri var. Bu kadın bildiğin rahatsız edici.

    Yanıt
  4. Geri İzleme: Birkaç Kötü Film daha… | Oscar Boy

  5. Geri İzleme: Birkaç Kötü Film #5 | Oscar Boy

  6. Geri İzleme: Birkaç Kötü Film #6 | Oscar Boy

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.