The Heat

The Heat

heat_ver4Sandra Bullock’un The Blind Side ile aldığı Oscar’a her gün lanet okusam da Amerikalılar’ın yeni “sweetheart”ına dönüşen aktrisin komedi alanında başarılı bir kariyeri olduğuna itirazım yok. Evet, neredeyse her filminde aynı kadını canlandırıyor. Rol çeşitliliği yok denecek kadar az. Crash, The Blind Side ve Extremely Loud and Incredibly Close görmezden gelinirse kariyerinin tamamında benzer tiplemelere can verdiğini söylemek mümkün. Fakat beyazperdedeki kimliğinin haricinde de, Oscar sahnesine çıkıp yaptığı teşekkür konuşmasıyla bile gönlümüzü çalabilen bir aktris Bullock. Belki de eski Hollywood yıldızlarının havasını taşıyor. Çok büyük bir yetenek gerektirmeyen rolleriyle bile gittiği her yerde sevgi tufanıyla karşılaşıyor. Benim için hala Gabourey Sidibe (Precious) ve Carey Mulligan’ın (An Education) hakkını yemiş, hatta ilk beşe giremeyenlerin yerini çalmış bir aktris ama seyirciyle arasındaki bağı inkar etmenin anlamı yok.

Melissa McCarthy’nin de adını analım istiyorum ayrıca. Gilmore Girls’ün tatlı Sookie’si, Samantha Who’nun çatlak Dena’sı ve şimdi de tatlı bir aşk hikayesi olan Mike & Molly baş kahramanı McCarthy. Bridesmaids öncesinde komedi filmlerinde küçük roller yakalayan, televizyon izleyicisinin aşina olduğu bir isimdi kendisi. Benim Gilmore Girls’den beri zaafım olduğu için sinema kariyerinde artık büyük adımlar atabiliyor olması fazlasıyla tatmin ediyor tabii. Charlie’s Angels’daki küçücük rolü bile seviniyorduk eskiden. Şimdi ise bir komedi filmiyle Oscar’a aday olmayı başarmış, yeni bir “sweetheart” yolculuğunun yüzü oldu. Bridesmaids sonrası gelen Identity Thief ve The Hangover Part III beni pek tatmin edememiş olsa da The Heat için kuracağım güzel cümlelerim var.

The Heat, her daim tutmayı başarmış bir komedi matematiğinin 2013 versiyonu aslında. İşine sıkıca bağlı, idealist, sorunlu ve asosyal Ashburn ile çılgın, kural tanımayan, işin mizahi kısmını sırtında taşıyan Mullins adındaki iki polisin ortaklığını anlatıyor. Yalnız bu bildiğimiz zıt kutupların FBI, CIA ya da polis teşkilatlarında beraber çalışmak zorunda kalmaları klişesini tahmin edilebilir parçalarla (skeç demekten çekindim) yapmak yerine, Saturday Night Live ekolünden gelen doğal, doğaçlamaya andıran esprilerle yapıyor. Bridesmaids’in yönetmeni Paul Feig’ın yine kamera arkasında olduğu The Heat’de Tina Fey, Amy Poehler ve Kristen Wiig kadınların başlattığı o farklı komedi anlayışından izler görmeniz mümkün.

Bu yıl izlediğimiz ikinci eli yüzü düzgün komedi (diğeri I Give It a Year) diyebiliriz The Heat için. Kaldı ki durumun farkında olan yapımcılar henüz oyuncularla anlaşmamış olsa da ikinci film için şimdiden kolları sıvamış durumdalar. Senaryonun altında Parks and Recreation’ın yazar ekibinden Katie Dippold’un imzası var. Saturday Night Live’ı andıran MADtv’de de bir dönem hem yapımcı, hem de senarist olarak çalıştığını ekleyeyim. Bu tarz hikayelerin en büyük sorunu karakterleri cezbedici bir hale getirip, doğru tasvirler yaparken filmin kahramanlarına oldukça vasat görevler biçmek oluyor. The Heat’in de havada kalan yanları yok değil. Ama oturup da Bullock ve McCarthy’li bir komediden Law & Order beklemenin bir mantığı yok bana kalırsa.

Sandra Bullock yazının da başında belirttiğim gibi hep aynı. Lakin The Heat’de pek göze battığını söyleyemem. Melissa McCarthy durumu dengelemiş. Albino memura “Solgun gözüküyorsun.” dediği sahneden ekranda ilk gözüktüğü andaki kovalamaya kadar akılda kalan pek çok değerli kare mevcut. Filmde Bullock’dan çok McCarthy’ye güldüğümü söylersem yalan olmaz. Komedideki başarısı takdire şayan. Küçük rollerde A Better Life ile yakın zamanda Akademi ödülü adaylığı alan Demian Bichir, televizyonun tanıdık yüzü Michael Rapaport ve ne amaca hizmet ettiğini anlayamadığım ufak rolüyle Marlon Wayans var. Tabii ikinci film gerçekleşirse Wayans ile Bullock arasındaki ilişkinin detaylarını görmek eğlenceli olacaktır diye düşünüyorum.

The Heat keyifli bir seyirlik olmasının ötesinde iyi yazılıp oynanmış bir komedi. Kesinlikle Bridesmaids’den bir tık aşağıda ama en azından bir dönem Adam Sandler tarafından katledilmiş türün hala ölmediğinin canlı bir kanıtı. Gerçekten eğlenmek isteyenlere sinemaya gitmelerini önerebilirim. Benden kolay kolay bir Sanra Bullock filmi tavsiyesi çıkmayacağını da hatırlatayım.

[B-]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Emre Eminoglu

    Çok sevindim beğenmene! Bence de yılın en iyi iki komedisinden biri (ki bence de “I Give It a Year” diğeri) ve ben de çok güldüm. Tek kötü yanı, ben bu (kullandığın) afişten nefret ettim. Diğer afişi hem sevdim hem de “Good Cop, Mad Cop” tagline’ı güldürdü beni. Bu arada Oscar töreninde Sandra Bullock-Melissa McCarthy’den çok komik bir sunucu ikilisi olmaz mı, çıkıp bir ödül sunsalar?

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir