Birkaç Kötü Film daha…

Birkaç Kötü Film daha…

Daha evvel Birkaç Kötü Film başlığı altında senenin ilk yarısından kalma vasat yapımları bir arada incelemeştik. Bugün de yine izleyip kenarda beklettiğim, uzun uzun konuşulmayı pek hak etmeyen, ama bir önceki gruba nispeten daha kaliteli işlerin olduğu bir yazıyla karşınızdayım. Hemen başlayalım!

jack-the-giant-slayer01

Jack the Giant Slayer, daha önce verdiğim Snow White and the Huntsman ve Hansel and Gretel: Witch Hunters örneklerinin bir benzeri. Çocukluğumuzda çok dinlediğimiz, fazlasıyla aşina olduğumuz bir masalı alıp bolca görsel efekt ve aksiyonla ticari kaygısı hat safhada olan bir işe çevirmişler yine. The Usucal Suspects ve X-Men serisine yaptığı dokunuş sebebiyle takdirimizi kazanan ama dönem dönem Superman Returns ve Valkyrie gibi felaketlere imza atmaktan çekinmeyen Bryan Singer’ın yeni filmi. Kadroda Nicholas Hoult ile Eleanor Tomlinson gibi genç yüzlerin yanı sıra pek sevdiğimiz Ewan McGregor ve Stanley Tucci, Eddie Marsan gibi deneyimli oyuncular var. Peki sorun bakalım filmde beğendiğim tek bir sahne var mı diye. Hayır yok! Sevdiğim aktörlerin etrafta dolanması haricinde izlemenizi gerektirecek tek bir iyi özellik bulamadım. Bu arada filmin görsel efektleri bu konuda pek de uzman olmayan gözlerime biraz kusurlu geldi ama eminim işin teknik yanından haberi olan ve daha doğru yorum yapabilecek birileri illa ki vardır. [C-]

gangster-squad-movie-image-emma-stone-ryan-gosling

Bu altılı grup içerisinde en iyi film diyebileceğimiz Gangster Squad‘in bir hayal kırıklığı olduğunu duymayan kalmadı zaten. Geçtiğimiz yıl ödül mevsimi içerisinde gösterime girmesi beklenen ama The Dark Knight Rises’ın gösteriminin yapıldığı salonda seyircilere ateş açan çocuktan sonra 2013’e sarkıtılan film göz kamaştırıcı kadrosuna rağmen pek de iyi değil. Rol çeşitliliğine bir yenisini eklediği için yine takdir etmekten kendimi alıkoyamadığım Ryan Gosling ve komedinin dışında da var olabileceğini gösteren Emma Stone filmin en iyileri. Lakin makyajı sebebiyle oldukça komik duran Sean Penn’in zorlama oyunculuğu için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Josh Brolin, Anthony Mackie, Josh Pence, Nick Nolte, Michael Pena, Giovanni Ribisi kadroda yer alan diğer ünlüler. Zannediyorum filmin yönetmeni Ruben Fleischer’in Zombieland ve 30 Minutes or Less gibi risksiz işler yapmaya geri dönmesi şart. [C]

2417_FPT_00378R

Bu yıl gördüğüm en etkileyici görsel efektlere sahip olan Oblivion bugüne kadar izlediğimiz sayısız ütopik filmin bir karması. Her yanı klişelerle dolu, kötü oyunculuğu içine işlemiş, sığ karakter yazmak konusunda uzman olan Hollywood’un son cevheri. Film görsel olarak ne kadar tatmin ediciyse, hikaye olarak da o kadar berbat. Morgan Freeman’ı bile kötü göstermeyi başarmışlar, ki kendisi son yıllarda seçtiği rollerle aklımızı oynatmamızı istiyor diye düşünmeye başladım. Tom Cruise’ın can sıkmaya başlayan “kahraman çocuk” tripleri, Olga Kurylenko’nun olmayan yeteneklerinden yararlanmaya çalışılması ve Andrea Riseborough’nun ısrarla gözümüze sokulması filmin başarısız girişimlerinden birkaçı. Neyse ki iticiliğiyle nam salmış Melissa Leo’nun sadece küçük bir ekrana sıkıştırılmış olması insanı rahatlatıyor. Bu arada filmde Game of Thrones’un yıldızlarından Nikolaj Coster-Waldau var. Son bir şey daha… Daha evvel Tron: Legacy’sini izlediğimiz yönetmen Joseph Kosinski hala doğru bir senaryoyla buluşamamış olsa da işinde çok iyi değil mi sizce de? [C]

dead-man-down-11

Dead Man Down ise yılın ilk 3-4 ayında gösterime girip, daha yaz gelmeden unutulmaya yüz tutan o filmlerden biri. Çok sevdiğim isimleri bir araya toplamışlar aslında. In Bruges sonrası ciddiye almaya başladığımız Colin Farrell, yer aldığı en kötü işte bile dikkatleri üzerine çekebilen Noomi Rapace ve hak ettiği değeri bir türlü görmediğine inandığım Dominic Cooper var filmin kadrosunda. Tabii gördüğüm anda geri geri kaçtığım Isabelle Huppert’ın varlığı asabımı bozmaya yetiyor ama Huppert’in sahnelerini hızlı oynatarak bu travmayı kolay aştım. Hikayesi kısmen ilgi çekici olsa da tüm bilindik Hollywood tuzaklarına düşen filme 2 saatlik süresi içerisinde pek çok kez şans verdim ama tüm çabalarıma rağmen Danimarkalı yönetmen Niels Arden Oplev bir türlü anlatmak istediklerini toparlayamadı. Sonuç? Baştan savma bir senaryo, kötü bir kurgu, bir türlü ilerlemek bilmeyen 120 dakika. [C-]

olympus-has-fallen-gerard-butler-aaron-eckhart

ABD Başkanı’nın saldırıya uğradığı, karizmatik koruması tarafından bir şekilde kurtarıldığı o berbat filmleri özlediniz mi? Buyrun size Olympus Has Fallen! 2 saatlik kesintisiz bir eziyet. Tren enkazını andıran bir hikaye, sıfır yaratıcılıkla yazılmış kopya kağıdı kokan karakterler ve film okullarında gösterilmesi gereken berbat oyunculuklar. Bu sene daha kötüsünü kolay kolay bulabileceğinizi düşünmüyorum. Büyük marketlerdeki kafesi andıran sepetler içerisinde satılan 3-4 liralık filmlere benziyor. 2013 içerisinde vaktimi kaybettiğime bu kadar üzüldüğüm başka bir film olmamıştı. Training Day haricinde baştan aşağıya rezalet filmlerle dolu olan kariyerine bir yenisini eklemiş Antoine Fuqua. Bugüne kadar bir kez oyunculuk yaptığını göremediğimiz Gerard Butler’ı da ayrıca alkışlamak lazım. Son 20 filminde aynı karakteri tekrarlıyor ne de olsa. Büyük başarı! [F]

safe-haven-julianne-hough-josh-duhamel

Neden izlediğimi bilmediğim filmlerden bir diğeri de Safe Haven. Danielle Steel’i koltuğundan eden Nicholas Sparks’ın sinemamıza bahşettiği (?) sulu romantizme sahip hikayelerden bir diğeriyle karşı karşıyayız. Bu sefer başrollerde sektörde nasıl tutunabildiklerini anlayamadığımız iki isim, Julianne Hough ve Josh Duhamel var. Kamera arkasında ise son 10 yılda bir şekilde kariyerini yerle bir etmeyi başaran Lasse Hallström var. Casanova, Salmon Fishing in the Yemen, An Unfinished Life ve Hynotisören’dan sonra daha fazla düşemez diyorduk ki Hallström tam anlamıyla dibi görmeye karar verdi! Romantizm düşkünü genç kızlarımızın bile tahammül edemeyeceği kötülükte, IMDb kullanıcılarından aldığı 6,4’lük puanı düşündüren Safe Haven’la ilgili diyecek pek bir şey yok. Zaman kaybı. Zaman kaybı. Zaman kaybı. [F]

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Metin

    Gangster Squad’da bence tek iyi şey Sean Penn’di; kırklı yıllardaki James Cagney performanslarına benzer bir kıvılcımla oynamış filmde. White Heat filmini hatırlattı hatta.

    Yanıt
  2. Geri İzleme: Birkaç Kötü Film #5 | Oscar Boy

  3. Geri İzleme: Birkaç Kötü Film #6 | Oscar Boy

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir