Birkaç Yabancı Film

Birkaç Yabancı Film

“Birkaç” ile başlayan başlıkların daha ne kadar ekmeğini yiyeceğim bilmiyorum ama elimde önceden izlenmiş ve yorumu yapılmadan kenarda bekleyen yapımları böyle eritmeye bir süre daha devam edeceğim sanırım. Oscar Boy’un artık anaakım sinemaya daha çok yer ayırdığını, adı üzerinde “Oscar” gibi ödüllerden beslendiğini ve daha çok Hollywood’a odaklandığını artık biliyorsunuz. Bunu inkar etmenin bir anlamı yok. O yüzden Amerika’nın sınırlarını dışına çıktığımda elimde çok büyük bir yönetmen ya da eleştirel anlamda büyük bir başarı yakalayan bir film olmadığı müddetçe kısa kesip, film hakkındaki genel fikirlerimi sizlerle kısaca paylaşmayı tercih ediyorum. Bu da o yazılardan biri. Büyük ihtimalle sezon içerisinde Yabancı Dilde En İyi Film aday adaylarını da bu şekilde geçiştireceğim. İlk konuklarımız Güney Kore’den New World ve The Berlin File ile Danimarka’dan Nordvest.

still-of-jeong-min-hwang-and-lee-jeong-jae-in-new-world

Bundan birkaç sene sonra “Park Hoon-jung’un aynı adlı filminden uyarlanan” bir benzerini görebileceğimizi düşünüyorum New World‘ün. Çünkü konusu itibariyle Amerikalılar’ın birebir kopyasını yapmaya bayıldığı Uzak Doğu filmleri grubuna cuk oturuyor. Kendi başına bir tür haline dönüşen “köstebek” hikayelerine bir yenisini ekleyen filmin kadrosunda Oldboy’un yıldızı Choi Min-sik önemli karakterlerden birine can veriyor. Son yıllarda estetiğe her zamankinden daha fazla önem veren Güney Kore sinemasının bir başka örneği olan New World, artık tanıdık gelmeye başlayan arka sokak hikayelerini dışarıdan kusursuz, ama içerisinde her türlü pis oyuna bulanmış bir düzlem üzerinden ele alıyor. Mimiklere dayalı mizahını filmin kötü adamının suratına yapıştıran yönetmen, Lee Jeong-jae ile ise karizmatik lider boşluğunu doldurmuş. Bundan evvel The Showdown ile pek de iyi olmayan eleştiriler almış Park Hoon-jung. Ne yalan söyleyeyim, New World‘ün de fazlasıyla klişe olan başlangıcı tereddüt etmek için uygun ortamı hazırlıyor. Ama finale doğru peşi sıra sürprizler sıralanırken, seyircisini şaşırtmayı başarabilmiş bu sefer. Filmin sinematografisini de fazlasıyla beğendiğimi ekleyeyim. Ne ilginçtir ki KOFIC (Kore Film Konseyi), Oscar’a başvurmak için hazırladığı 9 filmlik kısa listesine New World‘ü eklememiş. [B-]

THEBERLINFILEstill1

KOFIC’in büyük ihtimalle Oscar yarışına Snowpiercer’ı göndereceğini bildiğimden aslında The Berlin File‘ın bende endişe yaratmaması gerek ama ellerindeki sayısız iyi film yerine ilk 9 içerisine bu yapımı koymasını hala anlayabilmiş değilim. Tamamı Berlin sokaklarında sahne alan yapım yılın Hollywood özentilerinden. Almanya’da çalışmakta olan Numan Acar’ın da kadrosunda yer aldığı The Berlin File, aksiyonun dozunu bir türlü ayarlayamadığı gibi esinlediği yapımların birebir kopyası olmaktan da bir türlü kurtulamıyor. Fazlasıyla yapmacık oyunculuklar, yerlerde sürünen bir senaryoyla daha fazla ne yapılabilirdi zaten bilmiyorum. Filmin arka planındaki Berlin bile etkileyici atmosferiyle, açılış sahnesi haricinde pek bir esprisi olmayan, The Berlin File‘ı kurtarmaya yetmemiş. Gerçi bu tür suç öğeli aksiyonlarla kafayı bozan Ryoo Seung-wan’dan da daha fazla ne beklenebilirdi emin değilim. İçler acısı finalini izlemek isteyenlere önerebilirim. Vicdanım bir an olsun sızlamadan verebileceğim en düşük not yerine, Berlin manzaraları hatrına ufak bir değişiklik yapıyorum. [C]

Nordvest1b1

Kuzey’de geçen küçük çete hikayelerinden ve bu çeteye kendini kabul ettirerek, her şeyin ne kadar yanlış gittiğini fark etmesine rağmen mücadele eden genç adamlarını hikayelerini dinlemekten sıkılmadık mı? Festivallere gönderdikleri filmlerin tek bir fabrikadan çıkmaya başladığına inandığım Danimarka filmi Nordvest yılın zayıf bağımsızlarından. Belgesel çıkışlı yönetmen Mark Noer’in hikayeyi anlatma tekniği eski alışkanlıklarının bir habercisi gibi. Yalnız elindeki senaryo fazlasıyla tanıdık ve sıradan olduğu için ana karakterine yoğunlaşma çabalarının neredeyse tamamı boşa gitmiş. Oscar ve Gustav Dyekjaer Giese kardeşlerin eforsuz oyunculuğunun da pek katkısı olduğu söylenemez. Neyse ki Danimarka bu yıl The Act of Killing ya da geçen sene Filmekimi’nde gösterilen The Hunt’ı göndermeyi planlıyor Akademi’ye. Umuyorum Vinterberg’in filmi gönderilir de en azından Danimarka’nın bir şansı olur. Aksi takdirde bu yarış içerisinde ne bir belgesel (The Act of Killing), ne de sayısız benzerini bulabileceğiniz sıradan bir çete filminin (Nordvest) kendisine yer bulabileceğine inanmıyorum. [C]

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir