The Miracle Worker

The Miracle Worker

The_Miracle_Worker-804783178-largeThe Graduate’i izleyip de Anne Bancroft’a aşık olmayan var mıdır diye düşünüyorum bazen. Uzun kariyerine 5 Oscar adaylığı ve The Miracle Worker ile gelmiş bir zafer sığdıran Bancroft, beyazperdedeki en ikonik rollerinden birine can vermiş özel bir aktris. Agnes of God, The Turning Point ve The Elephant Man gibi birbirinden özel işlerle dolu bir filmografisi var. Şimdi konuşacağımız filmi Oscar’a kavuşmasını sağlamış olmasına rağmen benim en geç izlediğim Anne Bancroft filmi olma özelliğini taşıyor. Ayrıca ezeli düşmanı Joan Crawford ile What Ever Happened Baby Jane’de oynayan Bette Midler’ın alacağını zannettiği ödülü kaptırdığı kişi kendisi. Her daim çizgisini koruyan ve o zarif kadın tablosuna yakışan Bancroft, ne yazık ki aynı klasmanda yer aldığına inandığım Grace Kelly ya da Audrey Hepburn kadar ünlü olmayı başaramadı. Ama kimin umrunda, öyle değil mi? Hem böylece pek sevdiğimiz aktrisi sayılı hayran kitlesi olarak kimseyle paylaşmak zorunda kalmıyoruz. Bu bencil girişden sonra gelelim The Miracle Worker’a…

Çalışma hayatına televizyonla başlayıp, ardından beyazperdede birkaç unutulmaz işe imza atan Arthur Penn’in filmi The Miracle Worker. Bir uyarlamanın uyarlaması. Açıklayacak olursak Helen Keller’ın romanının William Gibson tarafından tiyatroya uyarlanmış halini alıp ortaya bunu çıkarmışlar. Gibson, aynı zamanda beyazperde uyarlamasında da kalemini elinden bırakmayıp, olayı fazla dramatize etmekten kaçan ve hikayesini en efektif haliyle seyircinin önüne koyan bir senaryo yazmış. Kendisi de görme konusunda sıkıntılar çeken Anne Sullivan’ın Helen adındaki dilsiz ve kör bir kıza insanlarla iletişim kurmayı öğretmesini konu alıyor. Adından da anlaşılacağı üzere tamamen “mucize” gibi gözüken bir öğretim sistemini anlatıyor.

The Miracle Worker, Yeşilçam’ın Kınalı Yapıncak’ını hatırlatan talihsiz karakterleriyle izlemeyenlerde genel olarak bir önyargı yaratsa da tüm bu iletişim kuramama meselesini sulandırmadan, uçlara kaçıp trajedi yaratmak için kendini parçalayabilecek iken sadece anlatmak istediklerine yoğunlaşan bir üsluba sahip. Hem senarist William Gibson’ı, hem de yönetmen Arthur Penn’i bu konuda tebrik etmek gerek. Filmde en çok hoşuma giden şeylerden biri de hikayeyi kimsenin gözünden izlemiyor olsak da yönetmen Helen’ın eğitimi süresince bizi Annie Sullivan’ın yerine koymayı başarmış. Onunla beraber sabrediyor, Helen’ın kendini geliştirebilmesi için onunla beraber dileklerde bulunuyoruz. Görmek istediğiniz finali de hemen önünüze sunmuyor The Miracle Worker. Bu sancılı sürecin sonunda neler olacağını merak ettiğiniz gibi, Keller ailesi gibi siz de beklemek zorunda kalıyorsunuz. Çok sıradan bir senaryo gibi gözükse de çok dahice uyarlanmış olduğunu düşünüyorum ben filmin. Tek rahatsız olduğum şey bazı karakterlerin inandırıcılıktan yoksun olmasıydı. Özellikle evin babasıyla ilgili büyük sıkıntılarım var. Ama geneline baktığınızda ufak tefek kusurları görmezden gelmeyi başarabiliyorsunuz.

Anne Bancroft’ın performansı olağanüstü. Gözyaşı döküp, tüylerinizi diken diken etmek için zorlayan sahnelere ihtiyaç duymadan etkileyici olabilmeyi başarıyor. Annie Sullivan çok köşeli bir karakter olmasına rağmen Bancroft tüm profesyonelliği ile öyle bir oyun ortaya koyuyor ki ağzınız açık izliyorsunuz. Tatum O’Neal ve Anna Paquin gibi genç yaşta Oscar alan, ama adı pek anılmayan Patty Duke’un performansına çok hayran olduğumu söyleyemem. Evet, canlandırdığı karakter böyle bir abartıya ihtiyaç duyuyor fakat izlemesi çok güç geldi bana. Bu kadar uç noktalara taşınmaya ihtiyacı var mıydı diye düşündüm. Inga Swenson evin boynu bükük annesi olarak karşımıza çıkıyor. Aslında Keller ailesinde Helen’dan sonra belki de en çok sahne ona ait, lakin Andrew Prine bir adım daha öne çıkmış. Bancroft ile aralarındaki tarifsiz kimyanın kullanılmaması üzücü.

The Miracle Worker, kadın oyuncu performansları açısından oldukça sıkıntılı geçen 60’lı yılların en iyi işlerinden. Bancroft’ı izlemeye doyamadığım için benim saklı bir hazineydi. Hala keşfetmeyenler varsa The Miracle Worker’a bir göz atmalarını rica edeceğim.

[A-]

Oscar Karnesi
En İyi Yönetmen
En İyi Kadın Oyuncu (Anne Bancroft)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Patty Duke)
En İyi Uyarlama Senaryo
En İyi Kostüm Tasarımı – Siyah/Beyaz

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Metin

    Arthur Penn gerçekten ilginç bir yönetmen; The Miracle Worker bir yana “Yeni Hollywood Sineması”nı başlatan film, Bonnie and Clyde’ı çekmiş olması bile onun büyüklüğünü göstermeye yeter. Ama bir de Alice’s Restaurant diye bir filmi var ki tadından yenmez. Dustin Hoffman’lı harika revizyonist western Little Big Man ise ayrı bir keyif. Diğer filmlerini o kadar iyi bilmiyorum ne yazık ki ama bu dört filmi çok severim. Fransız Yeni Dalgası’ndan etkilenen bir yönetmen olması da önemli sanırım.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir