Hud

Hud

hudYine o zayıf yıllardan birindeyiz. 1963… En İyi Film adayları Cleopatra, Lilies of the Field, How the West Was Won, America America ve Tom Jones. Her biri kendince iyi ama tamamlanmış gibi durmayan, zirveyi göremeyen filmler. Bir yanda da En İyi Film listesine dahi giremeyen Fellini harikası 8½, Jerry Lewis’in muhteşem paradisi The Nutty Professor ve Godard’ın belki de en iyilerinden olan Le Mepris var. 1963’de gerçekleşen yarışı izledikçe daha da fazla hayret ediyor ve kazananların ne kadar zayıf bir yarış içerisinde ipi göğüslediklerini daha iyi anlıyorum. Hud, o yılın fazla abartılan yapımlarından bir diğeri. Gerçi En İyi Film ödülüne kavuşan Tom Jones’dan kat kat üstün olduğu su götürmez bir gerçek ama Hud’ın da “Best Picture” ünvanını kazanmayı hak eden bir yanı olduğunu söyleyemem. Boşluksuz bir uyarlama olsa da seyircisini avcunun içine alıp etkileyebilmekten oldukça uzak.

Norma Rae ve Hombre gibi orta halli filmlerin yönetmeni olan Martin Ritt’in en iyisi olarak kabul ediliyor Hud. Teksas’da geçen hikaye tipik bir batılı ailenin içerisindeki kuşak çatışmalarını konu alıyor diyebiliriz. Ana karakter söz konusu iş ve çifliği çekip çevirmek olduğunda babasıyla büyük anlaşmazlıklar yaşayan yakışıklı, kadın düşkünü bir çapkın. Evin içerisinde ona tapan küçük bir oğlan çocuğu ve asla onun kadınlarından biri olmaya yanaşmayan çekici bir hizmetli var. Film uzunca bir süre dört karakerini tanıtmak için çabaladıktan sonra, bir romandan uyarlandığını hatırlayıp sıkıcı olayları anlatmaya geçiyor. Baba ile oğul arasındaki anlaşmazlıklar daha da sivrileşiyor, evin küçük oğlu amcası hakkında daha çok şey öğreniyor ve pek de başrol olmamasına rağmen bu şekilde pazarlanmaya çalışılan Alma Brown isimli karakter daha çok sahnede karşımıza çıkıp ana amaca pek bir şey katmamaya devam ediyor.

Hud’ın senaryosu için ağzımdan pek olumlu bir cümle çıkabileceğini düşünmüyorum. Lakin filmin yönetmeni Martin Ritt, western olarak kategorize edilmeye uygun olan hikayeyi öyle güzel yorumlamış ki western atmosferinde normal bir drama izliyormuş gibi hissediyorsunuz. Siyah beyaz olmasına rağmen ortaya çıkan Teksas tablosu kesinlikle kayda değer nitelikte. Hatta şimdilerde yapılan süslü westernlerden, o havayı yakalamak konusunda, çok daha iyi olduğu söylenebilir. Fakat Larry McMurty’nin romanı özünde de bizden çok uzak bir hikaye olduğu için etkileyici olabilmeyi başaramıyor. 110 dakikalık kısa sayılabilecek bir süreye sahip olan film, 3 saattir ekran başında oturuyormuşçasına yoruyor.

Paul Newman’ı her daim beğenerek izlediğim için hakkında en ufak kötü bir yorum yapamıyorum. Sevdiğim, sevmekten de ziyade saygı duyduğum bir aktör kendisi. Yer aldığı her işte özel bir performans sunabildiğine ve asla karakterin üzerine yapışmasına izin vermediğine inanıyorum. The Color of Money’ye kadar bir kez olsun Oscar alamamış olması Akademi’nin büyük bir ayıbı. Patricia Neal’ın ödül alan performansını ise hakikaten anlayamadım. Çok zayıf bir kategoride yarışmanın şansı bu olsa gerek. Hiç bir zaman çok hayranlık duyduğum bir aktris olmadığı için kendisini affetmemizi sağlayacak bir tez de sunamıyorum ortaya. Hal Holbrook ve Christopher Plummer gibi belli bir yaşı geçtikten sonra kıymeti bilinen Melvyn Douglas filmin en iyisi. Bruce Dern’ün son dönem çalışmaları bana Douglas’ı hatırlatıyor bu arada, söylemeden geçemeyeceğim. Hud’ın genç yüzü Brandon De Wilde’ın da deneyimli ekip içerisinde sırıtmadığı söylenebilir. Rol aldığı ilk filmlerden biriyle 11 yaşında Oscar’a aday olmuş çocuk aktörlerden biri kendisi.

Hud’la ilgili ekleyebileceğim başka bir şey yok. 60’lı yılların sönük En İyi Kadın Oyuncu zaferlerinden biri daha. Patricia Neal 85 yılı da sonlandırmam durumunda büyük ihtimalle son sıralarda yer alacak, unutulmaya mahkum bir performansa sahip. Yine de yönetmenin eforuna ve filmin erkek oyuncularına ortalama bir puan vermeden geçmek istemiyorum.

[B-]

Oscar Karnesi
En İyi Yönetmen
En İyi Erkek Oyuncu (Paul Newman)
En İyi Kadın Oyuncu (Patricia Neal)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Melvyn Douglas)
En İyi Uyarlama Senaryo
En İyi Görüntü Yönetimi – Siyah/Beyaz
En İyi Sanat Yönetimi – Siyah/Beyaz

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Metin

    Paul Newman müthişti filmde ama Patricia Neal, yardımcı kadın oyuncu kategorisine girebilecek gibi durmuyor mu aslında? Bunu cidden soruyorum, filmi izlediğimde ben Patricia Neal’in kadın oyuncu ödülünü aldığını bilmiyordum, sonradan öğrendim ve şaşkına döndüm. Çok kısıtlı bir ekran performansı var.

    Yanıt
    1. Umur Çağın Taş

      “Category fraud” dedikleri bu olsa gerek. Katılıyorum lead / supporting karmaşası konusunda. Neden ödül aldığını da anlayamıyorum. Ama yerine başkasını da bulamıyorum.

      Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir