Star Trek Into Darkness

Star Trek Into Darkness

star_trek_into_darkness_ver4Fanboyu bol olan filmlerle ilgili kötü bir şeyler yazdığınızda başınıza neler gelebileceğini Oscar Boy sayfalarında daha evvel pek çok kez deneyimledim. Peter Jackson’ın baştan savma The Hobbit’i, kitaplara yavaş yavaş ihanet eden Twilight serisi, sıradan olmasına rağmen abartılıp baş tacı edilen The Avengers… Ama açıkçası beğenmediğim bir filme sırf sivrilmekten korktuğum için iyi şeyler yazmak bana ters geliyor. Ki zaten Amour, Antichrist ve The White Ribbon gibi daha arthouse olan işlere de çoğunluk gibi ayılıp bayılmadığımı söylediğimde gelen tepkilerle mücadelem bunu kanıtlama yetiyor galiba. Bu da benim imzam sanırım. Star Trek Into Darkness da o filmlerden biri. Imdb kullanıcılarına göre gelmiş geçmiş en iyi 250 yapım arasında alan Star Trek Into Darkness, görsel efektleri haricinde tek bir esprisi dahi olmayan klişe, sıkıcı, zorlama ve fanboyları haricinde kimsenin hatırlamaya tenezzül etmeyeceği vasatlıktaki o büyük gişe filmlerinden bir diğeri.

Mission: Impossible III, Star Trek ve Super 8 ile estetik anlayışının parlayan neon ışıklar olduğu kesinleşen J. J. Abrams, bu yeni devam filminin de yönetmen koltuğunda oturuyor. Kaptan Kirk, Spock, Scotty ve sayısız unutulmaz mürettebatıyla yeni Star Trek filmi Mayıs ayında sinema salonlarındaki yerini aldı. Abrams tam da yerine düştüğü için gözümüzü alan parlak ışıklar, odağını kaybeden kamerası ve oyunculardan çok objelere takık yönetmenlik anlayışıyla oldukça sıkıntılı iki saat geçirtiyor izleyicisine. Böyle filmlerden tek beklediğim anlamsız olsa bile kendi sürükleyiciliğinde finale doğru bana eşlik etmesi. Ama Star Trek Into Darkness orijinal filmlerden fazla yoksun olması sebebiyle bunu dahi beceremiyor.

Transformers felaketinin suçlularından Roberto Orci ve Alex Kurtzman ile bir batıp bir çıkan Damon Lindelof filmin senaryosunun altında imzası olan isimler. İlk filmi eğer izlediyseniz ikinci filmi de bir kopya olarak düşünebilirsiniz. Aynı matematiği buraya da uyguluyorlar. Önce eğlenceli bir Kaptan Kirk sahnesi. Hemen ardından kötü kahraman arz-ı endam ediyor. Tabii ki de pek sevdiğimiz kahramanlara zarar verecek bir şey yapıyor. Son yarım saatte de “plot twist” dediğimiz, senaryonun 180 derece dönüş yaptığı bir olay gerçekleşiyor ve film bitiyor. Hayatımdan hunharca çalınmış 120 dakikanın hesabını kim verecek merak ediyorum. Evet, belki de sırtını teknolojiye dayamış büyük bütçeli, ticari kaygısı hat safhada olan stüdyo filmlerinden çok bir şey beklememek lazım ama filmin gerçekten iyi olduğunu iddia eden binlerce izleyici ister istemez beklentileri yükseltiyor. Türe hakim olan izleyicinin Star Trek Into Darkness’ı beğenmesine anlam veremediğimi söylemeliyim. The Hunger Games’de olduğu gibi, vizyondaki boşluktan sıkılan Amerikalı izleyicinin “Neye gereğinden fazla değer versek de biraz gündemi işgal etse?” diye düşündüğü boş anlarından birine gelmiş olsa gerek.

Star Trek Into Darkness’la ilgili beğendiğim şeyler sabit: Görsel efektler ve set tasarımı. J.J. Abrams hakikaten işinde uzman ve ne yaptığını bilen bir ekiple çalışıyor. Teknik anlamda tek bir kusur, rahatsız eden tek bir şey yok. Sorunun en büyük kaynağı Abrams ve senaryo tabii ki de. Fakat sırf onlar işlerini iyi yapamıyorlar diye arkalarındaki teknik adamlara da saldırmanın anlamı yok. Eğer sene sonunda çok büyük bir sürpriz olmazsa Star Trek Into Darkness’ın tıpkı ilk film gibi görsel efekt dalındaki yeri hazır. Ses kurgusu ve ses miksajı kategorilerine de sızması mümkün.

Şişirilmiş egosuna rağmen kötü oyunculuğuyla nam salan Chris Pine ve Heroes’dan beri aynı adamı canlandıran Zachary Quinto, iki saatlik uzay yolculuğu eziyetinin esas adamları. Ayrıca orijinal seriden Leonard Nimoy’a da seyirciyi etkileyebilmek için yine ufak bir rol yazılmış. Komedideki başarılarıyla tanıdığımız Simon Pegg, televizyonda bir türlü dikiş tutturamayan ve aynı başarısızlığı beyazperdede devam ettiren John Cho, mimiksizliğiyle başrol oyuncularına eşlik eden Karl Urban ve filmin tek karizmatik karakterine hayat veren Zoe Saldana ekipten adı anılabilecek oyuncular arasında. Benim favorilerim ise Benedict Cumberbatch ve Anton Yelchin. Sherlock ile kendine büyük bir hayran kitlesi edinen Cumberbatch’i normalde hayran olmamama rağmen filmin tek izlenilebilir karakterini canlandırdığını için bu sefer sevdim. En azından bu tarz filmlerin kötü adamlarının tek ihtiyacı olan karizmaya fazlasıyla sahip. Üstelik Star Trek Into Darkness’ın da klişe olmaktan vazgeçtiği tek parçası kendisi. Yelchin de normalde Cumberbatch gibi pek takdir etmediğim bir isim. Lakin ilk filmde olduğu gibi burada da eğlenceyi gazlamayı başarıyor.

Gelecek tepkilerden hiç korkmuyorum, o yüzden rahatça söyleyeceğim: Star Trek Into Darkness vasat bir film. Aldığı notları hak etmiyor. Ama The Shawshank Redemption’ın tüm zamanların en iyi filmi olduğunu düşünen bir okuyucuya da fazla yüz vermemek gerek sonuçta.

[C]

Oscar Karnesi
En İyi Görsel Efekt

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir