Mary Poppins

Mary Poppins

mary_poppins_ver2Tarihin en enteresan Oscar hikayelerinden birine sahip Julie Andrews. Muhteşem sesiyle ünlü olan efsanevi aktris önce West End’de sahnelenen My Fair Lady ile İngiltere’de inanılmaz bir üne kavuşuyor. Tiyatro sahnesindeki başarısı kulaktan kulağa dolaşmaya başlıyor ve bu kusursuz başarı zamanla İngiltere sınırlarını aşıyor. Ne ilginçtir ki sahnedeki rol arkadaşı My Fair Lady’nin beyazperdeye uyarlamasında aynı rolü kapmayı başarıyor, ama ününe rağmen stüdyo sahipleri Julie Andrews yerine Audrey Hepburn’ü tercih ediyor. Walt Disney de bu dönemde boş durmayarak P.L. Travers’ın kitabı Mary Poppins’in filmini yapmaya karar veriyor. Audrey Hepburn’lü My Fair Lady de Julie Andrews’ın başrolünde yer aldığı Mary Poppins ile kapışmak zorunda kalıyor. Normal şartlar altında bu savaştan Hepburn’ün sağ çıkacağını düşünmek daha doğru olur. Lakin rolü için şan eğitimi alan ve tüm şarkılarını canlı bir şekilde söyleyen Audrey Hepburn’ün sesi, son kurguda filmden çıkarılıyor ve tüm şarkılar başka birine, Marri Nixon’a söyletiliyor. Tabii bunun üzerine de Akademi, Hepburn’ün kendi sesini kullanmaması sebebiyle onu En İyi Kadın Oyuncu adayı yapmamış. Julie Andrews’ın pek de büyük bir yarışa sahne olmayan kategori içerisinde ödüle kavuşan isim olmasını çok yadırgamamak lazım kısacası. Halbuki Akademi, sadece bir sene beklemiş olsa, Julie Andrews’ın sesinin haricinde oyunculuğunu da tadabildiğimiz The Sound of Music ile taçlandırabilirdi kendisini. Neyse efendim. Yine geçmişe mazi dendiğini hatırlatıp, bu zaferi de yutkunmak zorunda kalacağız. İyisi mi, gereğinden fazla abartıldığını düşündüğüm Mary Poppins’den konuşalım.

Başarısız kariyerine birden fazla “sıradan stüdyo filmi” sıkıştırmayı başaran Robert Stevenson var kamera arkasında. Bu yıl Saving Mr. Banks’de hikayesini öğreneceğimiz P.L. Travers’ın çok satan çocuk kitabından kendisiyle daha sonra da pek çok kez çalışacak bir senarist ekiple (Bill Walsh ve Don DaGradi) uyarlamış hikayeyi. Pek çok kez tiyatro sahnesine de konuk olan, hatta hala West End ve Broadway’de gösterilen, Mary Poppins sihirli güçleri olan tatlı bir dadının hikayesini anlatıyor. Banks ailesinin mutsuz çocuklarının hayatında kalıcı izler bırakan Mary Poppins, hala Amerikan sinema tarihinin en önemli aile filmlerinden biri olarak kabul görmekte. Lakin eğer şahsi fikrimi soracak olursanız, The Sound of Music ile kıyaslandığında bu sihirli dadının pek de yüzümü güldürdüğünü söyleyemem.

60’lı yılların tüm teknolojilerini sonuna kadar kullanarak çok konuşulan bir başarıya imza atmış Mary Poppins. 13 dalda Oscar’a aday olması da filmin ne kadar sevildiğinin büyük bir göstergesi. Genelde yıllanmış filmleri izlerken döneme göre düşünmek gerektiğini vurgulasam da Mary Poppins’le o bağı kurmayı bir türlü başaramadım. Julie Andrews’ın gözümünden önünden gitmeyen şemsiyesi haricinde, çocuklarla yaptığı ufak gezilerin ve bir noktadan sonra An American in Paris’in dans sahnelerini andıran halleri de ilgimi ayakta tutmayı başaramadı. Bir dönemin çocukları için ifade ettikleri, onların hayal dünyalarında yarattığı etki görmezden gelinemeyecek kadar güçlü olsa da Mary Poppins iyi yaşlanan filmlerden değil. Ama hala West End’de izlediğim en keyifli müzikallerden biri, orası başka. Yalnız benim bu fantastik dünyadaki yalnızlığıma rağmen Mary Poppins’in sayısız filme ilham kaynağı olduğu gerçeğini kimse değiştiremez. My Fair Lady’ye kaybettiği Oscar hala büyük bir tartışma sahibi. Gerçi orada Kubrick’in harikası Dr. Strangelove varken herhangi biirne dönüp bakmanın pek anlamı yok ya neyse.

Julie Andrews’ın oyunculuk yeteneklerinden çok sesinin muazzamlığının ön plana çıktığı bir yapım Mary Poppins. Bir anda tüm dünyanın konuştuğu bir aktrise dönüşen Andrews’ı, Akademi ödüllendirmeden geçmek istememiş. “It-girl”lere olan zaafları 40-50 sene önce de varmış gördüğünüz üzere. Efsanevi oyuncu Dick Van Dyke filmin en güzel sürprizlerinden biri. O da tıpkı rol arkadaşı gibi tiyatro sahnesinden gelme. Ki zaten yönetmen de oyuncularının farkında olacak ki filmi bir tiyatro sahnesindeymiş gibi yorumlamayı tercih etmiş. Belki de bu yapaylıktır beni rahatsız eden. Yakın zamanda kaybettiğimiz David Tomlinson ve hala güzelliğinden tek bir şey kaybetmeyen Glynis Johns hikayenin ebeveynleri. Zaten kendilerini pek fazla izleyemiyoruz. Bu arada evin çocuklarından Matthew Garber’ın 21 yaşında vefat ettiğini bilgisini de ekleyeyim. Hala Disney’in Efsaneleri’nden biri olarak kabul eden Garber, Hindistan ziyaretinde kaptığı hepatit virüsü sebebiyle hayata gözlerini yummuş.

Ekleyebileceğim başka bir şey gelmiyor aklıma. The Sound of Music, My Fair Lady ya da Funny Girl kadar akılda kalıcı bir melodisi olduğunu da düşünmüyorum Mary Poppins’in. Ama efsanedir, seveni boldur, orası başka. Ben tek bir karakteriyle dahi o bağı kuramadım ne yazık ki. O yüzden yüksek bir notla süsleyemiyorum yazımı.

[B]

Oscar Karnesi
En İyi Film
En İyi Yönetmen
En İyi Kadın Oyuncu (Julie Andrews)
En İyi Uyarlama Senaryo
En İyi Kurgu
En İyi Görüntü Yönetimi – Renkli
En İyi Sanat Yönetimi – Renkli
En İyi Kostüm Tasarımı – Renkli
En İyi Ses
En İyi Görsel Efekt
En İyi Özgün Müzik
En İyi Adaptasyon Müzik
En İyi Özgün Şarkı (“Chim Chim Cher-ee”)

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Çapulcu Fergan Ukic (@OscarliUkic)

    ”Eğer şahsi fikrimi soracak olursanız, The Sound of Music ile kıyaslandığında bu sihirli dadının pek de yüzümü güldürdüğünü söyleyemem” demişsin.Walter elias Disney bu yapıtında çokta neşeli bir dadı yaratmak istemedi açıkçası.Otoriterliği fazla,kendini beğenen,sihirli dünyalara götüren ve ”pembe yanaklı” bir dadı yaratmak istedi.O yüzden Nun Maria gibi biri çıkamaz ortaya. Julie Andrews u annem gibi sevdiğimden ve Disney klasiklerine taptığımdan biraz avukatıymış gibi savunmuş olabilirim onu :).

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir