Kick-Ass 2

Kick-Ass 2

kickass_two_ver6Üç yıl evvel sessiz sedasız gösterime girip bir anda büyük fırtınalar koparan bir film olmuştu Kick-Ass. Layer Cake ve Stardust’dan sonraki üçüncü yönetmenlik adımında Matthew Vaughn geçer not alarak 2010’un önemli filmlerinden birine imza attı. Tabii Hollywood her güzel şeyi bozmaya yeminli olduğu için çok geçmeden devam filminin geleceğini duyurdu. Hatta üçüncü film de yoldaymış. Ne yazık ki tek filmlik materyali üç filme dağıtmaya çalışan stüdyolara, yönetmenlere, senaristlere tahammülüm olmadığı için ikinci filmle şimdiden kara listeye aldığım Kick-Ass fikrinin son ayağında neler yapacaklarını inanın hiç merak etmiyorum. İlk filme dönüp baktığımızda büyük idealleri olmayan, ama seyirciye keyifli vakitler geçiren kalburüstü, anti-kahraman fikrinin farklı bir yorumunu izlemiştik. İkinci film ne yazık ki bu zeka kırıntılarından yoksun. Hem senaryo, hem de yönetmenlik daha önce adını hiç duymadığımız birine teslim edilmiş. Ülkemizde Ağustos ayı içerisinde gösterime giren filmi ben de birkaç hafta evvel vizyonda yakaladım. Ama bir türlü yazmaya vakit olmamıştı. Buyrun, biraz Kick-Ass 2’yi çekiştirelim.

Jeff Wadlow, bayrağı Matthew Vaughn’dan alan isim. Korku türünün müdavimleri kendisini Cry_Wolf isimli projeden tanıyor olabilirler. Ne yazık ki bugüne kadar bir tane dahi vizyon sahibi bir işe imza atamayan Wadlow, Kick-Ass’in devam filmini de elini yüzüne bulaştırmaktan geri kalmamış. İlk filmde tanıştığım Dave Lizewski kendini geliştirmeye daha meraklı, ergenlik dönemini aşıp yavaştan olgunlaşmaya başlayan bir delikanlı olmuş. Mindy ise çocukluk devrini kapatıp, biraz daha kız olduğunun farkında fakat acımasızlığından bir şey kaybetmeyen bir gence dönüşmüş. İki kahramanın da bu 3 yıllık süreç içerisinde birkaç adım da olsa ilerlemesine itirazımız yok tabii. Ama Dave’in ilişkisi, Mindy’nin babasına olan bağının üstün körü anlatılması ve filmin kötü kahramanının ilk filmdeki o garip karizmadan yoksunluğu dikkat çeken ilk eksiler.

Kick-Ass 2 ile ilgili anlamlandıramadığım bir başka şey ise filme katılan ya da yenilenen kahramanların adeta anlatılmak, tanıtılmak istenmemesi. Wadlow, çizgi romandan aldıklarını senaryoya dahil ederken epey heyecanlanmış gibi gözükse de belli bir matematiğe uymasını beklediğiniz hikayenin hiç bir yerine uyum sağlayamıyor bu yenilikler. Mesela başlı başına Jim Carrey’nin karakterinin filmde ne işe yaradığını hala çözebilmiş değilim. Filmi izleyeli neredeyse 15 gün olacak ama benim kafamda hala cevaplarını alamamış pek çok anlamsız Kick-Ass 2 eylemi mevcut. Keşke tüm bunları bırakıp eğlenebilseydim. Ama onu da başaramadım. Christopher Mintz-Plasse’nin annesine yanlışlıkla kıyması haricinde gülümseyebildiğim tek bir sahne dahi yok sanırım.

Aaron Taylor-Johnson ve Chloe Grace Moretz’in varlığı filmin bir devam filmi olduğunu anlamanıza yardımcı oluyor. Çünkü bu ikili tarafından canlandırılan karakterler haricinde ilk filmle uzaktan yakından alakası olmayan, eğlencesiz, monoton bir şey izliyorsunuz. Moretz’e pek katlanamasam da kendisini izlemekten rahatsız olmadığım tek filmi Kick-Ass. Taylor-Johnson’ın ise beyazperdeye yakıştığına inanıyorum. Anna Karenina’daki Vronsky rolü için zayıf bulduğum genç aktör, bence ilerleyen yıllarda doğru seçimler yapması durumunda büyük başarılarla buluşabilir. Hikayenin önemli karakterlerinden bir diğerini Christopher Mintz-Plasse canlandırıyor. Bu yola beraber girdiği Michael Cera ile birlikte aynı rolleri oynayıp dursa da yaptığı işe çok yakıştırıyorum Mintz-Plasse’yi. Kick-Ass 2’de güldürmeyi başarabilen tek aktör kendisi. Jim Carrey ise adeta boşa harcanmış. İlk filmdeki Nicolas Cage bile Carrey’den daha fazla işe yaramıştır Kick-Ass için. Eğer “Yılın En Çok Zİyan Edilen Oyuncusu” diye bir ödül varsa, kesinlikle sahibi Carrey. Onu eli yüzü düzgün projelerde izlemeyi kesinlikle çok özlüyoruz ama Kick-Ass 2 ne yazık ki onlardan biri olamamış.

Zaten vizyonu terk ettiği için bu saatten sonra önerip önermemem bir şeyi değiştirmeyecek diye düşünüyorum. Eğer ilk filmi benim gibi çok beğenerek izlediyseniz, ikinciye olabildiğince temkinli yaklaşmanız tek tavsiyem. Taylor-Johnson’ın yapabilecekleri için umutluyum, onu da tekrar hatırlatayım.

[C]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

0 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir