The Past

The Past

pastDaha öncesinde Dancing in the Dust, Beautiful City, Fireworks Wednesday ve About Elly adında dört uzun metrajlı filme imza atan Farhadi’nin uluslararası alanda ünlenmesine beş numaralı filmi A Separation yardımcı oldu. Akademi’den Yabancı Dilde En İyi Film ödülünü alan A Separation parmak bastığı yaralar, melodramdaki uzmanlığı ve tabii üstün niteliklere sahip bir kalemden çıktığını belli eden senaryosuyla 2011’in en çok konuşulan yapımlarından birine dönüştü. Payman Maadi, Leila Hatami, Sareh Bayat ve Shahab Hosseini’den oluşan oyuncu kadrosunun gücü hala hafızalardan silinmiş değil. Bu yıl da İran için bir Farhadi filmi tekrardan Oscar’da yarışacak. Cannes’da seyirci karşısına çıkan The Past, orijinal adıyla Le Passe, bir kez daha yönetmenin işinde ne kadar uzman olduğunu kanıtlıyor.

Aynı temaları işlemesi sebebiyle olumsuz eleştirilere maruz kalan Asghar Farhadi, yine yazıp yönetmiş yeni filmini. Ama bu sefer Juliette Binoche’un oynadığı Certified Copy’nin orijinal metnin yazarı olan Massoumeh Lahidji’nin bir hikayesini uyarlamış. Üçüncü kez evlenmek için bir önceki kocasının Fransa’ya gelip boşanma sürecine eşlik etmesini bekleyen Marie’nin üzerinden oldukça ağdalı bir melodram anlatılıyor The Past’de. Marie, kendisiyle beraber çocuklarını da bir evlilikten diğerini sürüklerken etrafında olup biteni ancak eski kocası Ahmad çıkıp gelince fark ediyor. Bir yanda da evleneceği, karısı komada olan Samir ve oğlu var. Filmle ilgili önemli detayları da ağzımdan kaçırmak istemediğim için kısa kesmek istiyorum açıkçası. Esasında çok büyük sürprizleri yok The Past’in. Fakat Farhadi’nin kendine has üslubuyla bu karmaşık ilişkilerin her köşesinde yeni bir gerçekle yüzleşiyorsunuz.

Gidenler ve geridekilerden çok arada kalanların hikayesini anlatmayı seven Farhadi, bu sefer de geleneği bozmamış. Marie, yeni bir evliliğe doğru yelken açarken eski kocasına da nispet yaparcasına ilişkisiyle ilgili tüm detayları gözüne sokmaya çalışıyor. Samir, sert mizacı sebebiyle oğlunun neler hissettiğini bilmezken kendi fiillerini sorgulamaya başlıyor. Ahmad ise hayatıyla uğraşmak yerine, soru işaretleriyle dolu bir ilişkideki sis perdesini aralamaya ve doğrunun kimin ağzından çıktığını görmek istiyor. Tabii bir yanda da Samir’in yanında çalışan Naima ve Marie’nin ilk eşinden olma Lea var. Biri işini, diğeri ise annesini bırakamıyor. Gitgeller onların hayatlarında da karşımıza çıkıyor. Farhadi’nin eşsiz zamanlamasıyla oldukça sıkıcılaşabilecek bir melodram başyapıta dönüşüyor.

Kendimi A Separation ile The Past arasında ayrım yapmaya çalışırken buldum. A Separation’daki kadar iyi yazılmış diyaloglara bir daha kolay kolay rastlayabileceğimi düşünmüyorum. The Past’in finali de o kadar güçlü, o kadar çarpıcı ki etkilenmemek mümkün olmuyor. Yine bu çıkmazlar nasıl bağlanacak diye düşünürken, senaryo en iyi bildiği yöne dönüp midenize bir yumruk geçiriyor. Öyle çok görkemli bir film beklememek de lazım, onu söyleyeyim. Zaten böylesine iyi yazılmış karakterlerin olduğu bir filmde, temponun yükseldiği anlara da ihtiyaç duymuyor insan. Cannes’dan sonra Amerika’daki festivallere de uğrayan The Past’in aldığı “hep aynı temalar” benzeri yorumlara zerre kadar katılmadığımı da belirteyim. Evet, Asghar Farhadi’nin kadın – erkek ilişkileri ve aile kavramı üzerinden söyleyecek sözü hiç bitmiyor. Ama böylesine iyi işlenmiş, en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş bir filmi de sırf bu sebepten beğenmemek bana mantıksızca geliyor.

Gelelim oyunculara… Berenice Bejo’nun Oscar şansı olduğunu zannetmiyorum. Cannes’da aldığı ödülün pek bir katkısı olmayacak gibi gözüküyor. Çünkü performansı Akademi’nin çok sevdiği “o çaresiz ve bağıran ev hanımı” standartlarının çok uzağında. Bejo çoğu sahnede endişelerini bakışlarıyla belirtiyor. Tereddütlerini, unuttuklarını, unutamadıklarını… Hepsini gözlerinde izliyoruz. Eğer daha gösterişli, daha Akademi canlısı bir performans arıyorsanız Tahar Rahim’e yönlendirebilirim sizleri. A Prophet ve Our Children’dan sonra bir kez daha unutulmaz bir karakter yaratmış Rahim. Avrupa’nın en yetenekli erkek oyuncularından biri olabilir. Filmin tanınmayan, fakat kalbur üstü bir performans çıkaran adamı ise Ali Mosaffa. Ülkesinin sınırlarını aşmayan ünü bu filmle artabilir. Afişe adını yazdıramayanlardan ise Pauline Burlet ve Sabrina Ouazani’nin adını anmak doğru olacaktır. Burlet’in Marion Cotillard’a çok benzediğini söylemiştim filmi izledikten sonra. Kaldı ki The Past’de Marie rolünü Berenice Bejo’dan evvel Cotillard’ın canlandırması bekleniyordu zaten. Fakat benzetmemin isabetini Burlet’in IMDb sayfasını karıştırınca gördüm. Cotillard’a Oscar getiren La Vie en Rose’de küçük Edith Piaf’ı canlandırmış kendisi. Ouazani’nin rolü ise kısa fakat hikaye üzerinden inanılmaz bir etkiye sahip. Kısacık sahnesinde bile seyirciyi avcunun içine almayı başarıyor.

The Past’i beğenmek için milyonlarca sebep var. Her şeyden evvel çağımızın en yetenekli yönetmenlerinden, daha doğrusu senaristlerinden, birinin elinden çıkma. Tek sorunum final öncesi filmin hantallaşıp fazla gizemli bir hale soyunması. Ama onu da son sahneyi gördükten sonra unuttum zaten. Mutlaka izleyin!

[A]

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Metin

    İran sineması, çağımızın en önemli sineması belki de. Abbas Kiyarüstemi’nin açtığı yolda, Muhsin Makmalbaf, Semra Makmalbaf, Jafer Penahi ve özellikle Majid Majidi gibi harika yönetmenlerin filmlerini izliyoruz. Asghar Farhadi de bu harika yönetmenlerden biri. Mükemmel işler çıkarıyor İran sineması ve insanın sinemaya olan inancını tazeliyor.

    Yanıt
  2. Geri İzleme: Yabancı Filmler ’13: Danimarka, Hindistan & Kolombiya | Oscar Boy

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir