In Bloom

In Bloom

In_Bloom_(2013_film)_festival_posterO zorlu süreç geldi çattı. Filmekimi sonrası izlediğim onlarca filmi yazıp eritme dönemi… Resmen gözümde büyüyor hepsini birkaç gün içerisinde yetiştirmek ama olabildiğince seri çalışmaya gayret edeceğim. Efendim, bu yıl Filmekimi’nin en büyük yararı yabancı film kategorisi oldu galiba. Şimdiden festivalde izlediklerimle beraber 12 aday adayını tüketmiş bulunmaktayım. Önümüzdeki günlerde de yakaladıkça zaten sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Ama özellikle Şili, Filistin, Meksika ve Gürcistan’ın iddialı yapımlarını izlemek beni o dalla ilgili tahminlerimde bir adım öne taşıyor diye düşünmekteyim. In Bloom da Gürcistan’da bu yıl yapılan sayılı filmlerden biri. IMDb’deki inanılmaz derecedeki yüksek puanı sebebiyle özellikle ilgimi çekmişti zaten. Son dakikada programıma eklediklerimden biri. Yazını devamını okumayacak olanlar için kısa bir özet yapacak olursak, In Bloom çevresinde olup bitenlere inanılmaz duyurlu olduğu için her türlü ulusal simgeyi kullanan o yapımlardan biri.

Bundan 6 yıl evvel Fata Morgana isimli proje için bir araya gelen Nana Ekvtimishvili ve Simon Groß bu sefer senarist ile yönetmen arasındaki sınırları aşıp kamera arkasına beraber geçmişler. In Bloom, 92 yılının Tiflis’inde bağımsızlığını ilan etmeye çalışan Gürcistan manzarasını arkasına alıp iki kızın hikayesini anlatıyor. Aynı okulda, aynı sınıfta okumakta olan Eka ve Natia evlerindeki dramadan uzaklaştıkları her anda birbirlerinin yanında olan, beraber gülüp beraber ağlayan iki arkadaş. Silahından genç yaşta evliliği, adam kaçırmadan cinayete, yöresel halk oyunlarından eğitim sistemindeki aksaklıklara, ekmek kuyruklarından gözle görülür çifte standarda kadar her şeye ekmeğini bandırmaya çalışıyor In Bloom. Filmin kötü olduğunu söyleyebilecek biri olduğunu zannetmiyorum. Ama vermeye çalıştığı mesajların altından kalmakta zorlanmamasına rağmen, Mahsun Kırmızıgül’ün senaryolarını andıran “Hem ondan, hem bundan” mantığı bir noktadan sonra hantallaşmaya başlıyor.

96 yılından beri ara ara Oscar yarışına dahil olan Gürcistan, A Chef in Love haricinde bugüne kadar hiç ilk beşe kalamamıştı. Bu yıl benim favorim olmasa da In Bloom’un gerçekten şansı olduğuna inanıyorum. Film tam bir kötü yönetmenlik örneği olsa da iki kız arasındaki ilişki ülkedeki gerginliğin sebeplerini temel alarak ilerliyor. Gerçi filmin sonunda ne Eka, ne de Natia için 32 dişimizle gülümseyebiliyoruz ama milletler arası kimliğine zamanla ulaşan Gürcistan’ın da daha bağımsızlığını ilan ettiği ilk günde aydınlığa kavuşmadığı net bir gerçek. Berlin Film Festivali’nden genel olarak iyi tepkiler alan yapımın Gloria, Prince Avalanche, Camille Claudel 1915 ve Child’s Pose gibi yapımlar arasından sıyrılamamış olması çok da şaşırtıcı değil.

Filmin tüm yükü iki başrol oyuncusunun sırtında aslına bakılırsa. Çok büyük performanslar sergileyemiyorlar belki ama hem Eka’yı canlandıran Lika Babluani, hem de Natia rolünde izlediğimiz Mariam Bokeria oldukça doğal duruyorlar perdede. Silah öyküsünün uzattıkça uzatılıp bir noktadan sonra filmin tek heyecanı haline dönüşmesini görmezden gelecek olursanız Babluani ile Bokeria’nın özellikle tek başına yer aldıkları sahnelerde parladığını söylenebilir. Eka’nın dansı muhtemelen Kafkas filmlerinin hemen hemen hepsinde rastlayabileceğiniz türden bir mizansen olsa da filmin en güçlü anını oluşturuyor. Senaryonun ülkedeki huzursuzluğu ve sokakta elini kolunu sallayarak gezen çeteleri iyi anlatabildiğinden ise şüpheliyim.

Ortalamanın üzerinde olduğuna inansam da daha önceden bildiğimiz ve artık nesli tükenmekte olan formülleriyle In Bloom sıradan olmaktan öteye gidemiyor. Yine de Gürcistan sinemasını tanımak ve ülkenin tarihinin bireyler üzerindeki etkilerini görmek isteyenler için bir alternatif olabilir.

[B-]

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Geri İzleme: Yabancı Filmler ’13: Danimarka, Hindistan & Kolombiya | Oscar Boy

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir