The Lunchbox

The Lunchbox

lunchboxHindistan’da son birkaç haftadır gündemde olan bir filmi konuşacağız şimdi. Filmekimi’nde yakaladığımız The Lunchbox, bu yıl Bollywood semalarından çıkan en temiz filmdi. Daha doğrusu “filmmiş”. Çünkü tüm Hindistan endüstrisi ve basın The Lunchbox’ın 2013’ün en iyisi olduğunu konuşup duruyordu. Fakat nasıl bir karmaşa yaşandı bilemiyorum, komite 86. Akademi Ödülleri’nde Yabancı Dilde En İyi Film dalına adaylık alabilmek için The Good Road’u gönderdi yarışmaya. Önümüzdeki günlerde Oscar aday adayı Hint yapımı da konuşacağım. The Lunchbox gibi tam da Akademi’nin ağzına layık bir iş varken neden The Good Road’u seçtiklerini merak ediyorum. Belki de daha iyidir diyeceğim; fakat iki filmin de aldığı puanlar arasında büyük bir uçurum var. Sanıyorum 1957’den beri Akademi’ye film gönderen Hindistan, bir kez daha yerinde saymak zorunda kalacak. Neyse biz şimdi The Lunchbox’ı konuşmaya geçelim. Elbet The Good Road’un da sırası gelir…

Orijinal adı Dabba olan The Lunchbox, daha evvel sadece birkaç kısa filmde kamera arkasına geçmiş olan Ritesh Batra’nın ilk uzun metrajlı çalışması. Film Mumbai’de epey yaygın olan sefertası servisi üzerinden içinizi ısıtacak bir hikaye anlatıyor. Kaosla doğup, kaosla batan Mumbai’de çalışan insanların yemeklerini taze bir şekilde yiyebilmesi için gündüzleri evlerden ya da restoranlardan toparlanıp, sahiplerine taşınan sayısız sefertası var. Biraz araştırırsanız bu servisin oldukça uzun bir süredir devam ettiğini ve hala da iş gördüğünü öğrenebilirsiniz. İşte Ritesh Batra, hikayesini bu temel üzerinden kurup Ila’nın kocası için yaptığı harikulade yemeklerle dolu sefertasının Saajan adında eşini kaybetmiş huysuz bir adama yanlışlıkla gidişini konu alıyor. Sahip oldukları kültür sebebiyle sefertası eve her gün tamamen bitirilmiş olarak dönünce Ila, kocasıyla arasında baş gösteren sorunların aşılabileceğine inanmaya başlıyor. Lakin ufak bir ağız arama sonrası adreslerin karıştığını öğreniyor ve ufak notların sıkıştırıldığı o kaplar The Lunchbox’ı bambaşka bir yola sürüklüyor.

Farklı geleneklere sahip olsak da temelde aynı kurallara tabii tutulduğumuz için Hintliler’in öyküleri her zaman içten gelmiştir bizim topraklarımızda yaşayanlara. The Lunchbox da benzer bir frekansı tutturuyor. Batra’nın filminin en güçlü yanı, duygu sömürüsüne sürüklenebilecekken daha doğrucu olmayı tercih eden senaryosu. Saajan’ın bir nevi babalık yaptığı Shaikh ve Ila’nın üst katında batıl inançlarıyla kocasını yaşatmaya çalışan teyzesi zaten filmin özünde olan samimiyete biraz daha fazlasını ekliyor. Çok sıradan fakat ince rötüşlarla Batra filmini bir üst seviyeye taşımış. İş yerine gelen sefertasından çıkan güzel kokular sebebiyle etraftaki meraklı gözlerden tutun da iki karakter arasındaki ilişki ilerledikçe Bay Fernandez’in (Saajan) komşu çocuklarıyla arasındaki iletişimin gelişmesine kadar dikkat çeken çok güzel ayrıntılar var. The Lunchbox kesinlikle büyük bir mesajı ya da önermesi olan bir film değil. Hikayelerini güzel bir dille anlatmayı seven bir adamın ellerinden çıkmış sadece.

Tanıdığımız sayılı Hint asıllı oyunculardan biri olan Irrfan Khan filmin başrolünde yer alıyor. Büyük oynamayıp, Saajan Fernandez’i tüm hüznüyle yaşayarak resmetmiş. Filmi kronolojik olarak mı çekmişler bilmiyorum; fakat Ila ile aralarındaki gitgellere bağlı olarak Irrfan Khan’ın yüzündeki ifadeler de yerini buluyor. Gergin ve şüpheli başlayıp ağırbaşlı ve umutlu bir adama dönüşüyor. Nimrat Kaur’un doğal oyunculuğu da kesinlikle takdiri hak ediyor. Başta oldukça mesafeli yaklaştığınız karakteri, hem teyzesiyle olan diyalogları hem de yazdığı küçük notlarda açığa vurduğu hisleriyle sevmeye başlıyorsunuz. Ama illa ki kadrodan bir yıldız arıyorsanız, o kesinlikle Nawazuddin Siddiqui. Bu yıl oldukça zayıf bir yıl geçiren yardımcı erkek oyuncul arasında şimdilik favorim bile diyebilirim. Hikayede tam olarak bir ana karakter olmasa da The Lunchbox’ı sevmeme büyük katkısı oldu. Irrfan Khan’la yer aldığı her sahnede rol çalmış adeta.

Peki filmle ilgili hiç sorunum yok mu? Var. Finali gerçekten sevemedim. Bu kadar iyi ve özgün bir şekilde kurgulanmış bir hikayenin sıradan bir sonuçla bitirilmesini istemezdim. Özellikle Ila’nın annesinin neden dahil edildiği hakkında en ufak bir fikrim yok. Ama izlenmeyi kesinlikle hak eden bir yapım. Uçlarda oynamayı seven Hindistan sinemasının ana akıma oldukça yakın olduğu örneklerinden.

[A-]

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Metin

    Bu yıl Hint Sineması’nın yüzüncü yılı olduğunu da not düşelim derim. Bu arada Filmekimi sanırım sizin için epey verimli geçmiş; bir iki film dışında B’den az not alan film yok sanki.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir