Kısa kısa “Birkaç Film” daha…

Kısa kısa “Birkaç Film” daha…

Kötü filmleri bir araya toplayıp kısa kısa yorumladığım yazı serisine bu sefer Filmekimi’nden arta kalanlar ve yine yılın ilk yarısında gösterime girmiş ortalama filmlerle devam edeceğim. Hem böylece de önümüzü açmış, elimdeki birikmiş film sayısını indirmiş oluruz. Hemen başlayalım!

01

Benim haricimde neredeyse herkesin büyük bir keyifle izlediği When Evening Falls on Bucharest or Metabolism ne yazık ki beni pek etkileyemedi. Filmin üzerine çok düşünülmüş olduğu belli olan diyalogları, özellikle sektörde bir şekilde görev almış ya da film yapmanın işleyiş sürecini bilenleri içine çekiyor. Fakat işin mutfak kısmında olup bitenleri 10-15 planlık, tekrar hissi veren sahnelerle sunması herkese hitap edemiyor ne yazık ki. Kesinlikle kötü bir film olduğunu düşünmüyorum. Bundan önceki filmleri Police, Adjective ve 12:08 East of Bucharest ile iyi eleştiriler alan Corneliu Porumboiu yine herhangi bir aksaklığa mahal vermeyen bir senaryo yazmış. Fakat benim için filmin tek heyecanlı sahnesi endoskopi olduğundan açıkçası yalan söyleyip beğenmiş gibi de yapmak istemiyorum. Kendi adıma, Filmekimi’nin süresi 3 saat gibi hissettiren filmlerinden biri olduğunu söyleyebilirim When Evening Falls on Bucharest or Metabolism‘in. Neden takdir edildiğini anlasam da ben Porumboiu’nun büyük bir hayranı değilim ne yazık ki. [C+]

venice_moebius

Her daim seyircisinin sabrını sınamayı seven Kim Ki-Duk, Pieta’dan sonra bir kez daha anne-oğul ilişkisi üzerinden (gerçi bu sefer işe baba da karışmış), Freud’un yolunda bir senaryo karalamış. Yeni filmi Moebius‘un tek bir tane dahi diyaloğu yok. Filmekimi kapsamında en çok kahkahayı toplayan filmlerden biri olsa da bunun sebebi Kim Ki-Duk’un filminin kötü ya da komik olmasına değil, istediğini elde ederek izleyicisinin sinirlerini bozmasına yoruyorum. Kocasının onu aldattığını öğrendikten sonra cinsel organını kesmek için intikam planları yapan filmin annesi, bir şekilde bu rövanşı oğlunun cinsel organına taşıyarak oldukça garip bir hikayenin startını veriyor. Pieta’daki acı öğesinin bu sefer acı üzerinden cinsel haz olarak yorumlanmış hali de bir hayli ilginç. Çok çok iyi bir film olduğunu kesinlikle düşünmüyorum Moebius‘un. Fakat gelen yorumların aksine Kim Ki-Duk kafasının karışık olduğuna da inanmamaktayım. Bence özellikle senarist kimliğiyle ne yaptığının çok farkında. Evet, aşırılıkları perdeye bakarken kaşlarınıza çatmanıza sebep oluyor; ama onun sinemasını merak edip salonlara koşmamızın sebebi de bu özgünlüğü zaten. Ciddiye aldığım eleştirmenlerden biri üzerine ayrıntılı bir analiz yazarsa mutlaka paylaşacağım sizinle. Üzerinden ne tür okumalar yapıldığını hakikaten merak ediyorum. [B]

safe_image.php

Her yıl okuyucuyla ters düştüğüm bir film oluyor ve o film sebebiyle de sayısız hakaret yiyiyorum. Bu yıl, “Aynı fikirde değilsek seni aşağılamamız lazım.” boşluğunu Sen Aydınlatırsın Geceyi dolduracak. Çünkü filmi hiç, ama hiç sevmedim. Onur Ünlü’nün absürd hikaueleri bugüne kadar hiç ilgimi çekmedi. Ne Polis, ne de Güneşin Oğlu’na sizler kadar hayranlık beslemiyorum. Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi’ni hala izlemiş değilim; fakat bugüne kadar en iyi eleştirileri alan yapımı Sen Aydınlatırsın Geceyi ise zaten şu dakikadan sonra izlemek istediğime de emin değilim. Bir kere kulakları tırmalayan Ege şivesiyle kaybetti beni film. Keşke Ege’li bir ailenin üyesi olmasaydım da oyuncuların katlettiği canımcağız şiveyi duymasaydım. Ondan geçtim, filmdeki kötü oyunculuklar zaten iç parçalıyor. Leyla ile Mecnun’da çalıştığı herkesi bir araya toplamış anlaşılan Onur Ünlü; fakat benim gibi diziyi izlemeyenleri pek düşünmemiş. Hele o kitap satıp zamanı durdurabilen kızımızın oyunculuğu… Ayrıca durup durup sürekli çalan iki şarkının da filmi sevmeme yardımcı olduğunu pek söyleyemem. Neyse, siz filmi sevmeye devam edebilirsiniz. Benim Baz Luhrmann ya da Wes Anderson zaafım gibi bir şey olsa gerek bu. Ben çok özür dileyerek düşük bir puan vereceğim. Bir daha da kolay kolay Onur Ünlü filmine gitmem sanırım. [D]

25077425

Yaz ayları içerisinde gösterime giren son M. Night Shyamalan filmi, yönetmenin ilk dönemlerindeki hallerini mumla aradığınız bir başka yapım. Hala umudumu kesmemek için ısrar ettiğim bir zamanların “gelecek vaat eden” ismi Shyamalan, bu sefer de After Earth isimli bir rezaletle karşımıza çıkıyor. Will Smith ve sinir bozucu iticilikte oğlu Jaden Smith’in başrollerinde yer alan bu film yine bir kıyamet varyasyonu sonrası Dünya’daki yaşam standartlarının düşmesi vs. şeklinde başlayan hikayelerden birine sahip. Ama o kadar komik, o kadar sıradan ve o kadar zeka yoksunu mantıklar kurarak ilerliyor ki film ilk 15 dakikanın sonunda kusur yerine doğru yapılmış bir şey aramaya başlıyorsunuz. Küçükken bir şekilde sevimliliğiyle kurtaran Jaden Smith büyüdükçe tahammül edilmesi zor bir ünlüye dönüştü. Gerçek hayattaki kişiliği basını yeteri kadar meşgul etmezmiş gibi After Earth yüzünden kayıplara karışan oyunculuk yeteneğiyle de uğraşmak zorunda kaldık. Filmle ilgili sevdiğim tek şey üzerine çok çalışıldığı belli olan görsel efektleri. Onun haricinde inanın orijinal bir şey bulmak çok zor After Earth‘de. Tam anlamıyla bir zaman kaybı. [D]

still03-jennifer-connelly-plays-erica-the-ex-wife-of-bill-borgens

The Perks of Being a Wallflower’dan sonra, çektiği her filmi izleyeceğime dair kendime söz verdiğim Logan Lerman’ın yeni projesi Stuck in Love. Bir aile içerisinde üç farklı aşk hikayesini anlatıyor. Yıllar evvel boşanmış olmalarına rağmen William hala Erica’ya deliler gibi aşıktır. Evin kızı Samantha, annesinin onları başka bir adam için terk etmesi yüzünden hayata karşı güçlü kadın pozları verme konusunda ısrarcıdır. Fakat standartlarının çok dışındaki Louis tüm fikirlerini değiştirir. Bu arada Rusty de tüm duygusallığnı bir kenara bakıp hayatı yaşamaya, sevdiği kıza açılmaya karar verir. Sonrası da tahmin edilebilir aşk öyküleri zaten… Vakit öldürmek için çok ideal bir film Stuck in Love. Aslında araba Elliott Smith dinledikleri için yüksek bir puanla taçlandırabilirdim; ama yanlış giden çok şey var Stuck in Love‘da. O baştan savma final, evin kızının filmin başından beri derme çatma bir şekilde kurulan karakterinin tek bir hamleyle yerle bir edilmesi, Rusty’nin “uyuşturucu bağımlısı” kızarkadaşı… Senaryo resmen “Kurtarın beni!” diye bağırıyor. Ama Logan Lerman’ı yalnız bırakmaya niyetimiz yok. Jennifer Lawrence’a yapmıştım en son aynısını. The Burning Plain’den sonra çektiği her filme saldırdım. Şu an geldiği yeri görüyorsunuz. Şimdi Lerman’a çalışacağım. Bakalım… [C]

BlueCaprice_byPaulLaurens

Ve son olarak Blue Caprice. Sundance’ten oldukça iyi eleştiriler alan filmden beklentim yüksekti açıkçası. Isaiah Washington ve Tequan Richmond’ın oyunculuğunu konuşuyordu çünkü herkes. Ama nereden bilebilirdim, filmdeki tek iyi şeyin bu iki oyuncunun performansı olduğunu. Blue Caprice, Sundance’in hikayesi olmayan bağımsızlarından biri. Her sene böyle birkaç yapımla muhattap olmak zorunda kalıyoruz ne yazık ki. Annesinin onu terk etmesiyle birlikte hayatındaki baba figürünü doldurmak adına pek de tekin olmayan birinin yanına yerleşiyor ana karakterimiz. Sonrasında da sakin sakin başlayan filmin, gerçekten de yaşanmış can sıkıcı olaylara doğru yol aldığını izliyoruz. Esasında ciddi bir problemi yok Alexandre Moors’un filminin. Fakat ben sanki daha evvel yüz defa izlemiş gibi hissettim Blue Caprice‘i. Özgünlükten yoksunluğu da sonuna getirmeme pek yardımcı olmadı. Ama Grey’s Anatomy izleyicisinin iyi tanıdığı Isaiah Washington’ın bugüne kadarki en iyi performansı olabilir, o başka. [C]

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. brent

    Bir sorum olacak; 2014’de Kış Uykusu’nun aday gösterileceğini biliyoruz ama Sen Aydınlatırsın Geceyi seneye resmi olarak vizyona girse aday adayı olarak gösterilebilir mi? Yada bir film hiç vizyona girmeden aday gösterilebilir mi mesela?

    Yanıt
    1. Umur Çağın Taş

      Resmi olarak vizyona girse seçilme şansı olabilir tabii. Ama vizyona girmeden çok zor. Özellikle yabancı film dalında çok katı kuralları var çünkü Akademi’nin. Hatta sırf bu formalitelerle uğraşmamak için Blue Is the Warmest Color bu sene Fransa’nın aday adayı değil.

      Yanıt
    2. aserat54

      Ben de tam olarak bilmiyorum, ama bir durum ile örnek vermek istiyorum. Bu sene Kelebeğin Rüyası, aday adayı seçilmeden önce Köksüz adlı film de adaylar arasındaydı. Eğer film seçilirse, vizyona girmesi gerekecekti. Yani, vizyona girmesi gerekli sanırım.

      Yanıt
    3. aserat54

      Ama, Sen Aydınlatırsın Geceyi vizyona girmezse oldukça zor olur seçilmesi. Gerçi, dediğiniz gibi Kış Uykusu’nu gönderirler gelecek sene.

      Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir