The Way Way Back

The Way Way Back

way_way_back_ver3Daha geçtiğimiz hafta, The Kings of Summer’ı yazarken konuşmuştuk büyüme hikayelerini. O yüzden The Way Way Back’e nereden giriş yapacağımı bulamıyorum. Tabii isterseniz Sam Rockwell’i konuşabilirim. 2000 yılında rol aldığı Charlie’s Angels’dan beri kendisine nasıl hayran olduğumu, Confessions of a Dangerous Mind’da görünce nasıl sevindiğimi, hatta Matchstick Men’i sırf bu hayranlık sebebiyle daha küçük yaşta vizyona girdiği ilk günde izlediğimi anlatabilirim. The Hitchhiker’s Guide to the Galaxy, The Assasination of Jesse James by the Coward Robert Ford ve Frost/Nixon’ı izlerken en çok onu gördüğümde dikkat kesildiğimi de ekleyebilirim. Moon ile birkaç ödül toparladığında kendim kazanmış gibi sevindiğimden de bahsedebilirim pek ala. Ama ana fikri aldınız diye düşünüyorum. İyi ya da kötü diye ayırmadan, Sam Rockwell’in ekranın bir köşesinde belirdiği her türlü yapımı izlemeye hazır ve nazır bir hayranı duruyor karşınızda. Çok takdir ettiğim, ekran dışı kimliğinin samimi olduğuna inandığım bir aktör kendisi. The Way Way Back’i zaten Faxon & Rash ikilisinden ne çıkacağını merak ettiğim için izleyecektim. Fakat Rockwell’in varlığı internetteki kopyasına saldırma hızımı biraz daha arttırdı.

Alexander Payne’in kariyerindeki en zayıf halka olan The Descendants ile senaryo dalında Oscar’a kavuştu Nat Faxon – Jim Rash ikilisi. Uzun yıllardır sektörde aktif olarak görev alan insanlar olmalarına rağmen çok geniş kitlelere ulaşmış bir işi yok ne yazık ki Faxon ile Rash’in. Tabii son sezonunu saymazsak televizyonun en iyi komedileridnen biri sayılabilecek Community’de Dekan Pelton’ı canlandıran Jim Rash’in kendince bir ünü yok değil. Ama Hollywood tarafından isimlerinin ezberlenmesi, The Descendants dönemine tekabül ediyor.

The Way Way Back, esasında Payne ile olan çalışmalarında da Shailene Woodley’ye biçilmiş “büyüme” hikayesinin genişletilmiş ve bışlukları iyi doldurulmuş bambaşka bir versiyonu. Babasıyla kopuk bir ilişkisi olan Duncan, annesi ve onun yeni sevgilisiyle birlikte tatile gidiyor. Fakat bu yeni “cici baba”ya bir türlü ısınamayan Duncan, bir birey olarak dikkate alındığı ve mutlu olduğu bir yer ararken Water Wizz adındaki su parkının çalışanlarıyla tanışıyor. Burada ona hem arkadaş, hem ağabey, hem de bir nevi babalık yapan Owen, Duncan’ın hayatında yeni bir sayfa açmasına yardımcı oluyor.

Hepimizin farklı hikayelerle de olsa bir şekilde mağdur olduğu ergenlik dönemini çıkış noktası alarak, genç bir adamın hayatı üzerinden hazmı kolay, tatlı bir hikaye anlatılmış The Way Way Back’de. Karakterlerini karikatürize etmek için uğraşmayıp oyuncularına teslim etmiş her şeyi Faxon ile Rash. Zaten senaryo ve yönetimden çok performansların sesi çıkıyor filmde. Doğru oyuncu seçimleri yapılmamış olsa bu etkiyi bırakabilir miydi, emin değilim. Filmin finalinin de çok zayıf olduğunu düşünüyorum bu arada. Duncan’ın annesi Pam’in ve gönül mevzularını ateşlendirmesi gereken Susanna’nın ne kadar kötü yazıldığından bahsetmiyorum bile.

Bir kere kabul edelim, filmin başrolündeki Liam James hakikaten kötü bir seçim. Rol yapamıyor. Rol yapamadığı için seyri de zorlaştırıyor bana kalırsa. Zaten belirli bir yaş ortalamasının üzerindeki kitle için ulaşılmaz olan Duncan karakterini iyice antipatik, anlaşılması zor bir çocuğa çeviriyor. Duncan’ın hayatındaki bu yeni evrede ona yol gösteren Owen olarak Sam Rockwell ise hepimizin sahip olmak istediği arkadaşa dönüşüyor. Rockwell’in yakaladığı samimi tavır filmin dışına taşıp, izleyici de etki altına alıyor. Çok gösterişli bir oyunculuk gerektirmeyen karakteri kariyerindeki en iyi performanslardan birine dönüşüyor. Steve Carell’i de fazlasıyla başarılı buldum. Sürekli bizi güldürmesine alıştığımız aktör öyle ölçülü ve inandırıcı bir “kötü” adam olmuş ki hayranlık duymadan edemiyorsunuz. Buradaki başarısı, önümüzdeki yıl izleyeceğimiz Foxcatcher için biraz daha heyecanlanmama sebep oldu. Ve tabii Allison Janney… O da oynadığı her rolün hakkını veren olağanüstü bir aktris. İzlemelere doyamadığımız için kendisini bu sezon başlayan yeni dizisi Mom epey tatmin ediyor tabii. Burada da yine kendisine çok yakışmış karakter. Oğluyla olan diyalogları bile bol kahkaha topluyor.

Toni Collette’i çok sevmeme rağmen son dönemde pek de efor sarf etmediğini inanıyorum yer aldığı roller için. Belirli kalıpların dışına taştığı, biraz daha zorlayıcı seçimlere ihtiyacı var. CW’nun Sex and the City uzantısı yeni dizisi The Carrie Diaries’de rol alan AnnaSophia Robb, Please Give haricinde son 10  senedir bir türlü kendini toparlayamayan Amanda Peet ve aynı yan rollerin adamı Rob Corddry kadroda yer alan diğer isimler. Bu arada Saturday Night Live’ın yıldızlarından Maya Rudolph’un adını eklemeyi de unutmayalım. Filmin senaristi ve aynı zamanda yönetmenleri olan Nat Faxon ile Jim Rash de kadrodalar ayrıca. Bu dev eğlenceden kendilerini alıkoyamamışlar sanırım. Rash, yine tüm hikayenin en uç karakterini seçip, onu canlandırmış.

Özetle The Way Way Back ortalamanın biraz üzerinde, senaryosunun açıklarını oyuncularının üst düzey performanslarıyla kapatan bir film olmuş. Çok samimi bir iş olduğuna şüphe yok. Fakat Liam James yerine tahammül zorlamayan bir başka genç oyuncu seçilseydi, daha mutlu olabilirdim.

[B]

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir