Fruitvale Station

Fruitvale Station

fruitvale_station_ver2Fruitvale Station’a Filmekimi’nde neden gitmediğimi merak eden var mı bilmiyorum, ama ben yine de açıklamamı yapayım. Festivalde gideceğim son gösterim aslında Fruitvale Station’a aitti. Ben tabii her zamanki gibi şımarıklık yapıp, biletimi yaktım. Bir sonraki hafta Gravity ile birlikte vizyona gireceğini sanıyorduk çünkü. Daha sonra vizyon takviminde köklü değişiklikler olunca filmi izleme hayallerim de suya düştü. Hatta 25 Ekim’de gösterime gireceği bile söylenmişti bir ara. Neyse ki ara daha fazla açılmadan, Sundance’den ödülle dönen bağımsızımıza kavuştuk. Koca ülkede toplamda 5 kopyayla vizyona giren Fruitvale Station’a Filmekimi’nde yer bulmakta zorlanıyordu herkes; ama ben sabah saatlerinde tek başıma izledim salonda. Neyse ki bu tarz küçük filmlerin sadece festival zamanında değer görmesine alışığız. Filmi merak etmemdeki başlıca sebep, daha Sundance’de ödülle buluşabileceği dedikoduları dönerken Harvey Weinstein’in harekete geçip dağıtım haklarını ele almasıydı. Oscar mevsimine bir şekilde etki edeceğini düşündüğümüz yapımlardan biriydi. Ki bence, geçtiğimiz sene yarışta olsaydı bu fırsatı yakalayabilirdi. Lakin birbirinden güçlü yapımların yarıştığı 2013’de, böylesine basit bir senaryoyla Fruitvale Station’ın ödül alabileceğinden şüpheliyim.

Fruitvale Station’ı kaleme alan Ryan Coogler aynı zamanda filmin yönetmeni. Daha önce birkaç kısa film çekmiş; fakat Fruitvale Station onun ilk uzun metrajlı projesi. Bugüne kadar filmin yönetimiyle ilgili inanılmaz pozitif ve umut vaat eden eleştiriler okuduğum için herhangi bir şeyden memnun kalmazsam, Coogler’ın durumu kurtaracağını sanıyordum. Ne yalan söyleyeyim, çok da özel bir şey ortaya koymuyor genç yönetmen. Tabii tren çekme takıntısı ve başrol oyuncusu Michael B. Jordan’ın sinirlenmesi sırasında dayadığı gerilim dolu müzikleri başarılı bulan varsa buyursun. Ben Fruitvale Station’ın kendi kendini yöneten filmlerden biri olduğuna inanıyorum.

2008’i 2009’a bağlayan Yılbaşı Gecesi, sebepsiz yere polis tarafından vurulan Oscar Grant’in hikayesini anlatıyor film. Uzunca bir süre basında yer bulmuş, polisin yaptığı bu eyleme karşı sayısız yürüyüş ve protesto düzenlenmiş gerçek bir olay bu. Bizim de yazın yaşadığımız Gezi mevzuları ve polisin uyguladığı haksız şiddeti hatırlatıyor. Ki zaten Fruitvale Station’ın beni yakalayabildiği tek nokta bu oldu. Oscar Grant’in 22 yaşında hayata gözlerini yumduğunu yazan satırı gördüğümde aklıma Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz’ın ve ailelerinin yaşadıkları geldi. Tüm film boyunca göz pınarlarım kuruyken son saniyede atılan golle biraz olsun etkileyebilmeyi başardı beni Fruitvale Station. Ama tabii Gezi’ye bu kadar yakından takip etmemiş, bu olaylara şahit olan bir ülkede yaşamamış ya da polisin elindeki kontrolsüz güçle ilgili kayıtsız bir adam olsaydım Fruitvale Station benim için ne ifade ederdi diye düşünmedim değil.

İlk yarısı boyunca ortalama bir bağımsız olmaktan ileriye gidemiyor bir kere. Oscar Grant karakteri inanılmaz sığ, hatta bazı yerlerde de gereğinden fazla kahramanlaştırılmış, kısaca kötü yazılmış bir kere. Öyle ki zaten sağlam temellere dayandırılmayan karakteri, sadece neye hizmet ettiğini bilmediğimiz kısa bir flashback sahneyle tanıtmayı tercih etmiş Coogler. Oscar’ın annesi başka bir muamma. Tek yaşama sebebi biricik oğlu olan bir kadını nasıl bu kadar duygusuz resmetmeyi başarabilmişler bilmiyorum. Uzunca süren sakinlikten sonra nefesimizi kesmesini beklediğimiz vurulma sahnesi ise bana göre bu yılın kaçırılmış en büyük fırsatı. Coogler’ın yönetimi o kadar tembel işi ki, tüm hengame arasında Oscar’ın kurşun yiyip yemediğinden bile emin olamıyorsunuz. Yine de hakkını teslim etmek istediğim birkaç sahne var. Yeni yıla trende giren yolcular ve Oscar’ın markette tanıştığı Katie karakteriyle olan muhabbeti çok samimi geldi bana. Gerisi ise ya çok idealize edilmiş, ya da sönükleştirilmiş.

Michael B. Jordan, biliyorsunuz ki televizyonun en önemli birkaç dizisinde rol almış genç ve yetenekli bir oyuncu. The Wire ile başlayan serüveni Friday Night Lights ve Parenthood gibi iki önemli projeyle devam etti. Geçtiğimiz yıl Chronicle’da izlediğim için çok mutlu olmuştum kendisini. Şimdi Fruitvale Station’da, nispeten daha büyük bir rolde görmek de memnun etti açıkçası. İlerleyen yıllarda adını sıkça duyacağımıza inandığım bir aktör kendisi. Burada da rolünün üstesinden gelmiş. Kadroda gerçekten rol yapan ve başından sonuna kadar fire vermeyen tek oyuncu. Octavia Spencer’ın Oscar adaylığı alabileceği konuşuluyor biliyorsunuz. Filmi izledikten sonra neden böyle bir ihtimalin üzerinde durduğumuzu anlayamadığım. The Help’de de bana göre haksız bir Oscar almıştı; fakat Fruitvale Station’da efor sarf ettiği ya da seyirciyi avcunun içine alabildiği tek bir sahne dahi yok. Yönetmenin finalde siyah ekran üzerine döşediği yazılar bile Spencer’ın performansından daha çok duygu içeriyor. Yardımcı oyuncuları da kısa kısa konuşacak olursak… Melonie Diaz’ı rolü için gereğinden fazla antipatik buldum. Oscar Grant karakterini sevmemizi engellediğine inanıyorum. Kevin Durand ve Chad Michael Murray’e kısa roller verilmiş. İkisinin üzerine de konuşulacak bir şey yok. Filmin çocuk oyuncusu Ariana Neal fazla çalıştırılmış duruyor. Özellikle babasını son kez gördüğü sahnede hem performans, hem de diyaloglar çok yapay geldi bana. Ahna O’Reilly ise filmin hoş bir sürprizi olmuş. Onun da ekran süresi oldukça kısa; fakat filmin nadir sevilebilir karakterlerinden biri olduğu için ilgi çekiyor.

Oscar Grant’in son 24 saatini anlatmak isterken karakterlerini tanıtmayı unutan Ryan Coogler, ortalama bir film yaratmış. İlk yönetmenlik deneyimi olarak umut vaat etse de söz konusu Akademi Ödülleri olunca, Fruitvale Station’ı konuşmak mantıksızca olur. Tabii Akademi bayılır, aday eder, orasını bilemeyeceğim. Sadece benim için Michael B. Jordan haricinde çok da sıradışı bir şey yok Fruitvale Station’da.

[B]

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Emre Eminoglu

    Yaşasın, beğenmedin!

    Ben Filmekimi’nde izledim Fruitvale Station’ı ve büyük bir hayalkırıklığı yaşadım. Önce beklentimi “yılın bağımsızı” yakıştırmalarından dolayı yükselttiğimi bu nedenle iyi bir film olmasına rağmen beğenmediğimi sandım ama daha sonra üzerine düşününce….
    Sırf filmde anlatılan olaylar gerçek, bu gerçekler çarpıcı, tüyler ürpertici ve hatta ülkemizde yaşananlarla paralel diye o film iyi bir film olmak zorunda değilmiş, bunu gördüm ben Fruitvale Station’da. Oyunculuklar, senaryo, yönetmenlik.. Hepsi boş. Hele ki Octavia Spencer’ı tahmin listelerinde gördükçe çıldırasım geliyor.

    -Spoiler içeriyor bundan sonrası-

    Filmde beni en çok rahatsız eden şey “what if”leri, “could have”leri, “would have”leri çok gözümüze gözümüze sokması oldu: Annesi trenle gitmeyin deseydi trenle gitmeyeceklerdi, ama gittiler, Oscar öldü. Kızı gitme baba dedi, gitti, Oscar öldü. Hanımın çişi gelmeseydi geç kalmayacaklardı, geç kaldılar, Oscar öldü. Süpermarketteki kız trende karşılarına çıkmasa Oscar diye bağırmayacaktı, ama karşılaştılar, Oscar öldü.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir