Who’s Afraid of Virginia Woolf?

Who’s Afraid of Virginia Woolf?

whos_afraid_of_virginia_woolfOscar Maratonu’na yeni sezon başladığından beri bir türlü vakit ayıramadım. Esasında En İyi Kadın Oyuncu kategorisine başladığımızda bu sefer daha hızlı devam etmeyi planladığımı söylemiştim, ama planladığım gibi olmadı. En son yazdığım Darling, Eylül ayının başına tekabül ediyor. Geç olsun, güç olmasın diyerek kaldığımız yerden devam edelim istiyorum. Bu sefer vaatlerde bulunmadan yazacağım yazılarımı. Nasıl sonuçlanacağını hep beraber göreceğiz… Harika filmlerdeki harika performansları konuşmuştuk 1940 ve 1950’li yıllarda. Ama 60’lı yılların daha sönük olduğunu söylemiştim zaten. Hak eden değil de sırası gelenin kazanmaya başladığı yıllar 60’lar. Fakat bugün konuğumuz olan Who’s Afraid of Virginia Woolf onlardan biri değil. Elizabeth Taylor belki de o tarih aralığında herkesin desteğini alarak Oscar kazanan tek aktris olabilir. 6 yıl gibi kısa bir arada iki kez Oscar alan ender oyunculardan biri olduğunu da film hakkında konuşmaya başlamadan hatırlatayım.

Her şeyden önce, çok sevdiğim bir ikilinin ellerinden çıktığı için bile bende ayrı bir yeri var Who’s Afraid of Virginia Woolf’un. Yönetmen koltuğunda The Graduate’dan Closer’a kadar, upuzun yıllar boyunca birbirinden özel filmlere imza atmış Mike Nichols oturuyor. Senaryoyu ise North by Nortwest, The Sound of Music, The King and I ve Sabrina gibi sevdiğim filmlerin de altında imzası olan Ernest Lehman yazmış. Şimdi söyleyin bana, bu iki dev ismi bir arada anıp kendinden geçmemek mümkün mü? Zannediyorum son yıllarda Aaron Sorkin ile David Fincher’ın bir araya gelmesi haricinde hiç böyle bir örneğe rastlamadık. Rastladıysak da benim için aklımda yer edinecek kadar önem teşkil etmediği kesin.

Beyazperdedeki en muazzam tiyatro uyarlamalarından biri olarak kabul edilen Who’s Afraid of Virginia Woolf, George ve Martha adındaki evli bir çiftin evlerine konuk ettikleri yeni evli bir başka çiftle oynadıkları sonu gelmez akıl oyunlarını ve hayat, bağlılık, gerçeklik kavramı üzerine kurulmuş uzun sohbetlerini konu alıyor. Neredeyse tek bir mekanda geçen hikaye, tamamen diyaloglara dayalı olması sebebiyle kimi seyirci için zorlayıcı bir deneyime dönüşse de George ile Martha’nın kendilerine yarattıkları “sanrı”larla dolu dünyaya ilgi duyanlar için tarifsiz bir sinema keyfine dönüşüyor.

Orijinal metine pek hakim olmadığım için okuduklarıma dayanarak konuşuyorum, senarist Ernest Lehman diyaloglara (Edward Albee’nin yazdığı oyunda) pek dokunmamayı tercih etmiş. Özünde hayaller üzerine sorular soran, daha doğrusu ikili ilişkilerdeki duygu manipülasyonunu yorumlayan Who’s Afraid of Virginia Woolf, Mike Nichols’ın kimi anlarda abartıyı bulan mizansenleriyle daha da kuvvetlenmiş. Öyle ki konuşulanlarla beraber karakterlerin gerçekliğini, şeffaflığını izleyiciye de sorgulatıyor. Richard Burton ve Elizabeth Taylor’ın filmlere konu olan fırtınalı aşkı da George ile Martha arasındaki aşk – nefret arası kimyayı tamamlıyor.

Elizabeth Taylor’ın performansı sinema tarihine geçecek nitelikte. Oyunculuk okullarında örnek olarak gösterilebilecek kadar kaliteli. Mike Nichols ve tabii Lehman’ın uyarladığı senaryo, Taylor’a tüm hünerlerini sergileyebilmesi için geniş bir alan bırakıyor. Filmdeki oyunculuğundan etkilenmeyecek bir olduğuna inanmak istemiyorum. Ben büyük bir hayranlıkla ve gözlerimi tek bir saniye bile kırpmadan izledim. Butterfield 8 ile boşu boşuna aldığı Oscar’dan sonra, menekşe gözlü kadın herkese istediği zaman ne kadar da iyi olabileceğini göstermiş. Tabii tüm alkışı Taylor’a emanet etmek de yanlış olur. Richard Burton’ın performansı, Taylor’ın bıraktığı boşlukları doldurarak Who’s Afraid of Virginia Woolf’un mükemmelliğe bir adım daha yaklaşmasına yardımcı oluyor. Ödülü Paul Scofield’a kaptırmış olması üzücü. Koca kariyerini Oscar almadan sonlandırmış olması daha da üzücü. Hikayenin dört önemli karakterinden, ki zaten başka yok, diğer ikisini canlandıran George Segal ve Sandy Dennis de kalbur üstü performanslarıyla filmi bir kademe daha yukarı çıkartıyor. Bu kadar az karakterli yapımlarda genelde hep bir zayıf halka olur; fakat Who’s Afraid of Virginia Woolf’da o zayıf halkayı bulmak pek mümkün değil. Yine de Taylor’ın bir adım öne çıktığını belirtmek gerek tabii.

Sinemayla azıcık dahi ilgisi olan herkesin izlemesi gerektiğine inandığım, tiyatro sahnesindeki “uyarlanamaz” olduğu iddia edilen pek çok metnin nasıl da başyapıta çevrildiğinin kanlı canlı bir örneği Who’s Afraid of Virginia Woolf. 60’lı yıllardaki sayısı az iyi kadın oyuncu performanslarından birini içermesi de cabası.

[A]

Oscar Karnesi
En İyi Film
En İyi Yönetmen
En İyi Erkek Oyuncu (Richard Burton)
En İyi Kadın Oyuncu (Elizabeth Taylor)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (George Segal)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Sandy Dennis)
En İyi Kurgu
En İyi Görüntü Yönetimi – Siyah/Beyaz
En İyi Sanat Yönetimi – Siyah/Beyaz
En İyi Kostüm Tasarımı – Siyah/Beyaz
En İyi Ses
En İyi Özgün Müzik

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir