All Is Lost

All Is Lost

all_is_lostSezon başında vizyon takviminin ne kadar iyi olduğunu ve Oscar adayları açıklanmadan evvel pek çok filmi yakalayabileceğimizi söylemiştim. Fakat American Hustle, 12 Years a Slave ve August: Osage County gibi yapımların Türkiye’de 2014’ün ilk aylarında gösterime girecek şekilde ertelenmesiyle birlikte yine oldukça zayıf bir hal aldı vizyon takvimi. Ne yazık ki Aralık ayı içerisinde, Prisoners’ı saymazsak, ödül mevsiminde adı geçecek tek bir filmi bile sinema salonlarında göremeyeceğiz. Ama bu ay En İyi Erkek Oyuncu adaylığının cepte olduğu söylenen (izledikten sonra fikrim değişti) All Is Lost’u vizyonda yakalayabildik. Margin Call ile 2011’in en kayda değer işlerinden birine imza atan ve senaryo dalında Oscar adaylığı alan J.C. Chandor, ikinci filmini ilk olarak Cannes’da seyirci karşısına çıkardı. Gelen oldukça olumlu eleştirilerden sonra film, festival ziyaretlerine devam etti. Önce Telluride, ardından da New York ve Londra film festivallerine uğrayan yeni Chandor filmi bu yılın kurtulma ve özgürlük temalarına hizmet eden yapımlarından bir diğeri. Aynı konseptte yer aldığı söylenebilecek Gravity kadar ses getirmese de hatırı sayılır bir destek var filmin arkasında. Lionsgate’in elindeki tek şans olması sebebiyle de kampanyaya epeyce yüklenilecek gibime geliyor. Gerçi Robert Redford’un seneler önce aldığı karar sebebiyle herhangi bir tanıtım yapmayacak olması işleri düşündüklerinden biraz zorlaştırabilir. Çünkü her ne kadar adı Oscar sohbetlerinde anılsa da All Is Lost oldukça güçlü bir yarışa sahne olacağa benzeyen 2013’ün kuvvetli filmlerinden biri değil.

Bugüne kadar tek başına yaşam mücadelesi veren pek çok karakter izledik beyazperdede. Geçen senenin ödüllü yapımlarından Life of Pi bile okyanusun orta yerinde, küçücük bir sandalın üzerinde kurtulmaya çalışan bir çocuğu anlatıyordu. All Is Lost bu türün bugüne kadar rastlamadığımız bir örneği. Çünkü filmin üç satırdan fazla diyaloğu yok. Tüm gücünü görselliğinden alıyor. Kimilerine göre de Redford’un performansından. Bazıları “saf sinema” olarak yorumluyor Chandor’ın yeni filmini. Oldukça geveze olduğu söylenebilecek Margin Call’dan sonra olabildiğince minimalist bir hikaye yazıp, adını dahi bilmediğimiz bir adamın mücadelesiyle başbaşa bırakıyor bizleri. Ana karakterin geçmişi hakkında tek bir şey söylenmiyor. Neden o teknede, tekneye nasıl sahip oldu, yanında birilerini arayabileceği bir cep telefonunun olmamasının sebebini dahi bilmiyoruz. Tek bir metafor, gönderme, alt metin yok.

Peki J.C. Chandor’ın amacı ne olabilir? İnsanın aklına türlü türlü şeyler geliyor tabii. Bugüne kadar yapmak istediği, Margin Call ile aldığı destekten sonra hayata geçirdiği bir hayali olabilir. Ya da 80’ine merdiven dayayan Redford ile dublörlere bir saygı duruşunda bulunuyor olabilir. Hayat mücadelesi öykülerine kendince bir yorum getirmek istemiş de olabilir. Ama ne yapmak isterse istesin, All Is Lost beni kazanmayı başaramadı. Çok büyük oynamayan, çalışma alanının ne kadar kısıtlı olduğunun farkında olan bir film bu. Dolayısıyla iddiasızlığı filmin olmayan senaryosunu daha da antipatikleştirmiyor. Benim için her şeyden evvel hikaye geldiği için, ben ne yazık ki bu “pür sinema” başlıklı eleştirilere katılmayı pek beceremedim. Evet Chandor daha evvel defalarca izlediğimiz bir şeyi kendine has metotlarla anlatarak kısmen özgün bir şey çıkarmış ortaya. Ama dönüp baktığımda ortalamanın üzerinde sayılabilecek müzikleri ve su altı çekimlerindeki sinematografisi haricinde All Is Lost’da bahsedilmeye değer tek bir şey bulamıyorum.

Robert Redford’un Oscar alacağını düşünen herkesin fikrine saygı durmakla beraber kesinlikle 2 Mart gecesinde sahnede görmek istediğim isim değil kendisi. All the President’s Men ile kaybettiği oyunculuk yetenekleri ve Ordinary People ile Quiz Show haricinde birbirinden vasat işlerle dolu yönetmenlik kariyeri hiçbir zaman benim için bir şey ifade etmemişti zaten. Burada da Redford’un harikalar yarattığına inanmıyorum. Fiziksel olarak zorlayıcı bir rolde yer alması onu senenin en iyisi yapmıyor. Tabii bu benim fikrim, eminim itiraz edenler çıkacaktır. Rahatsız olduğum şeylerden biri de, kulağa komik gelecek ama, Redford’un canlandırdığı karakterlere rağmen o parlak peruğundan vazgeçmemesi. Zaten seyri pek de keyif vermeyen All Is Lost, Redford’un genç görünme çabasıyla birlikte ödül almak isteyen veteran bir aktörün gülünç çabalarına dönüşüyor.

J.C. Chandor’ın bir sonraki işini de merakla beklediğime şüpheniz olmasın. Kesinlikle gelecek vaat eden ve iyi şeyler yapabileceğine inandığım bir yönetmen. Ama All Is Lost kendi halinde, benim için üst sıralara tırmanamayacak (hele ki böylesine iyi filmlerin olduğu bir yılda) ve büyük ihtimalle sezonun bitmesiyle birlikte unutulup gidilecek bir yapım. Redford’u gerçekten seven izleyiciyi cezbedeceğine şüphem olmasa da, ben hayal kırıklığına uğradım.

[C+]

Oscar Karnesi
En İyi Ses Kurgusu

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

0 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir