The Lion in Winter

The Lion in Winter

lion_in_winter_ver3Dün Guess Who’s Coming to Dinner yazımda, Katharine Hepburn’ün Oscar aldığı dört filmi yakın bir zamanda tamamlayacağımı söylemiştim. Elimi biraz çabuk tutup, bugün Oscar Boy sayfalarında yorumlamadığım Oscar ödüllü Hepburn performansı içeren son filmi, The Lion’in Winter’ı da ağırlayayım dedim. Efsanevi aktris üst üste iki yıl oyunculuk ödülü alan ender isimlerden biri olmasının yanı sıra o yıl ödülü Barbra Streisand (Funny Girl) ile paylaşarak tarih yazmış ayrıca. Oscar tarihinde oyunculuk kategorilerinde oy eşitliğinden doğan böyle bir şey daha evvel hiç olmamış. Esasında 1932’de Wallace Beery ve Fredric March da ödülü paylaşmak zorunda kalmışlar; fakat o yıl oy eşitliği değil Akademi başkanının son dakikada zarftan çıkan tek isme rağmen hem Beery, hem de March’ın ismini okuması sebep olmuş her şeye. Tabii Streisand ile Hepburn’ün performansını karşılaştırmak biraz güç. Funny Girl’ü her ne kadar sevsem de oyunculuk anlamında zannediyorum Hepburn birkaç adım öne geçiyor.

Tamamen tarihi gerçeklere dayalı olarak yazılan The Lion in Winter, bugüne kadar sayısız defa televizyon ve tiyatro sahnesi için uyarlanmış bir metin. James Goldman’ın senaryosu Kral II. Henry ile ve karısı Eleanor’un arasındaki aşk / nefret ilişkisiyle birlikte, aile içi çekişmeleri, evliliğin iki tarafında da özgürlüğüne düşkün ruhların bulunması sebebiyle ardı arkası kesilmeyen olayları, çiftin çocuklarının taht için verdikleri mücadeleyi ve en önemlisi dönem İngiltere’sini tüm çıplaklığıyla anlatıyor. Genelde işin içerisine tarih, hele ki yabancı olduğumuz toprakların tarihi, girince eğer ilgimiz çekmekte başarılı olamıyorsa pek bağ kuramıyoruz bu tür filmlerle. Fakat The Lion in Winter’ı takdir etmemek pek güç. Goldman’ın senaryosundaki karakterler o kadar iyi yazılmış, diyaloglar öylesine güzel yerleştirilmiş ki her yere çok da akıcı bir şekilde ilerlememesine rağmen The Lion in Winter’ı izlerken gözünüzü dahi kırpamıyorsunuz.

Kariyerinin doruğuna The Lion in Winter ile ulaşıp daha sonra bitmek bilmeyen ortalama filmler yapan Anthony Harvey, hikayeyi bir tiyatro oyunu mantığında yönetmeyi tercih etmiş. Karakterler kapalı mekanlara kısıtlanmıyor olsa da Harvey, kamerasını açık bir alan taşıdığında bile kamerasını çok oynatmadan seyirciyi oyuncularının ortalamanın üzerindeki performanslarıyla başbaşa bırakıyor. Benim filmle ilgili beğenmediğim tek kısım ise bir noktadan sonra hikayenin entrikasıyla birlikte yükselen nabza bağlı olarak fazla teatralleşen oyunculuklar. İlk yarısında The Lion in Winter’ı izlemekten büyük keyif almış olsam da ikinci yarıda ahenkli ses tonları beni biraz olsa da rahatsız etti. Gerçekten merakla izlediğim o hikaye, bir anda yerini devlet tiyatrolarında izlediğim abartılı Shakespeare (ya da sıkıcı bir Balkan yazarının oyunu da olabilir) uyarlamasına dönüştürdü.

Peter O’Toole ve Katharine Hepburn filmi izlemek için başlıca bir sebep zaten. Her ikisi de rollerinde harikalar yaratıyorlar. The Lion in Winter’ın başından sonuna kadar izlenebilir kılanlar da onlar. Ekibin diğer yarısı gibi abartıya kaçmadan, tüm hünerleriyle ortaya oldukça temiz ve hayranlık uyandırıcı bir oyun çıkarıyorlar. Anthony Hopkins ile Timothy Dalton benim için filmin sürprizleri oldu. Başlamadan evvel filmde rol aldıklarını bilmediğim için bu ikilinin genç yaşta neler yaptığını izleyebilmek büyük keyif verdi. Özellikle Hopkins’in aradan sıyrıldığını söylemek mümkün. Ayrıca John Castle, Nigel Terry ve Jane Merrow’un da adını anmak gerek. Genel olarak erkek karakterlerin etrafında dönen filme, Merrow hoş bir hava katıyor. Ekranda bir kadın yüzü görmeyi özlediğiniz için (Hepburn’ün karakterinin bir erkekten daha dişli olduğunu düşünürsek) Merrow karşınıza çıktığı her sahnede ilginizi çekmeyi başarıyor.

The Lion in Winter’ın eminim ki, özellikle tarih içerikli filmlere ilgisi olanlar arasından, hayranı çoktur. Ben genel olarak Anthony Harvey ve ekibini takdir etsem de filmle çok da kuvvetli bir bağ kuramadım. Ama kadın oyuncu performansı açısından sıkıntı çeken 60’lı yıllar içerisinde kayda değer işlerden biri olduğuna hiç şüphe yok. 

[B+]

Oscar Karnesi
En İyi Film
En İyi Yönetmen
En İyi Erkek Oyuncu (Peter O’Toole)
En İyi Kadın Oyuncu (Katharine Hepburn)
En İyi Uyarlama Senaryo
En İyi Kostüm Tasarımı
En İyi Özgün Müzik

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Metin

    Ben Hepburn’ün buradaki oyunculuğunu Guess Who’s Coming to Dinner ve The Golden Pont’takinden daha iyi olduğunu düşünüyorum; keşke 1967’de Isadora ile Vanessa Redgrave ve 1981’de de The French Lieutenant’s Woman’daki Meryl Streep veya Atlantic City’deki Susan Sarandon ödül alsaydı bile derim. Ama dediğim gibi bu filmde Hepburn bir harika cidden.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir