Gimme the Loot

Gimme the Loot

gimme_the_lootHer yıl gerek festivaller sayesinde, gerekse Independent Spirit, Gotham ve BIFA Ödülleri’nin adaylarının yardımıyla çok güzel bağımsız filmlerle tanışıyoruz. Oscar Boy’un yayım hayatı boyunca In the Loop, Moon, Submarine, Attack the Block, Broken, Take This Waltz ve Ill Manors gibi yapımların daha fazla izleyiciyle buluşabilmesi için her satır arasında isimlerini anarak kendimce bir katkıda bulunmaya çalıştım. Bu yıl Prince Avalanche ve Frances Ha’yı kattım bu klübe. Sanıyorum ilerleyen aylarda izleme fırsatı bulacağımız Short Term 12, The Spectacular Now ve Kill Your Darlings için de aynı şeyleri hissetmem olası. Şimdi sizi tam olarak klübün bir parçası olmayan; fakat kesinlikle yılın iyi ilk filmlerinden biri olan Gimme the Loot ile tanıştıracağım. Adam Leon’un ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturduğu proje şimdiden Gotham ve Independent Spirit’den adaylık almış durumda. 2013’ün Benh Zeitlin kaydıran heyecanlandıran bir debutuna rastlamadığımız için zannediyorum Gimme the Loot şimdilik iyi bir alternatif olacak.

Geçtiğimiz İstanbul Film Festivali’nde buradaki izleyicisiyle de buluşan Gimme the Loot’un çok sade ve büyük çıkmazları olmayan mütevazi bir senaryosu var. Graffiti aşkıyla yanıp tutuşan Malcolm ve Sofia adındaki iki gencin, New York’un Bronx dolaylarında geçen hikayesini anlatıyor. Müziğin de büyük bir payının olduğu hikaye başka bir çetenin Malcolm ile Sofia’nın yaptığı graffitiyi bozmasıyla başlıyor. Ardından aralarında garip bir çekim olan karakterlerimiz intikam amacıyla şehrin önemli simgelerinden birine imzalarını bırakmak için bir yola baş koyuyorlar.

New York’un pek dillendirilmeyen yasadışı öykülerinin naif bir örneği Gimme the Loot. Büyük kitlelere oynamamasına rağmen çok gerçekçi duran karakterleri sayesinde sonuna kadar kendini izletiyor. Filmin hem yönetmeni hem de senaristi olan Adam Leon belgeselleri andıran anlatım tarzıyla güzel bir ton yakalamış. Kamera açıları karakterleri gizlice izliyormuşuz gibi bir duygu yaratıyor. Leon kendi arkadaşlarının başından geçenleri kameraya almış da sonrasında kurgu masasında bir filme çevirmişçesine belirgin bir doğallık mevcut. Büyük ihtimalle bu alçak gönüllü tavırdan hoşlanmayacak, Gimme the Loot’un özellikle senaryosunun çok zayıf olduğunu düşünecek olanlar vardır. Lakin Adam Leon’un tavrı da en az film kadar sakin olduğu için bu pek de iddialı durmayan yapım farkında olmadan devleşiyor.

Filmin iki başrol oyuncusunun Gimme the Loot’a olan katkısı çok büyük. Bu sene Fruitvale Station’ın kısa süresi sebebiyle her şeyi hızlıca geçtiğini ve ağızda acı bir tat bıraktığını söylemiştim. Gimme the Loot’da 90 dakikayı görmeyen bir süreye sahip. Fakat her kareyi tam anlamıyla doldurabilen, bittiğinde kafalarda sıkıntı yaratacak bir soru işareti bırakmayan temiz bir iş olmuş. Tashiana Washington ve Ty Hickson filmin yıldızları. İkisinin de performansı ortalamanın çok üzerinde. Kendilerini gösterebilmeleri için senaryo pek izin vermese de Malcolm ile Sophia’nın ilişkisi bu iki oyuncun eforları sayesinde ilgi çekici bir hal almış. Her ne kadar “kimya” demekten nefret etsem de Washington ile Hickson’ın kimyaları filmin realist tavrına çok katkıda bulunuyor.

Sonuç olarak Gimme the Loot yılın iyi bağımsızlarından biri. Herkese tavsiye edilebilecek bir film değil; fakat sakin bir kafayla izlenmesi durumunda hoş bir tat bırakıyor damağınızda. Büyük prodüksiyonlardan biraz olsun uzaklaşmak isteyenler için bulunmaz bir fırsat.

[B-]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

0 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir