Women in Love

Women in Love

women_in_love_ver260’lı yıllarda başlayan cinsel devrimin sinemadaki yansımaları oldukça ilginç filmlerle sonuçlanmış. Daha evvel Oscar Maratonu kapsamında konuştuğumuz Midnight Cowboy ve Darling akla gelen ilk örneklerden. Bugün ise Glenda Jackson’a Oscar getiren Women in Love’ı konuşacağız. Love Story’nin büyük sükse yaptığı o yıl M*A*S*H ve Patton gibi kaliteli yapımlarla birlikte seyirci karşısına çıkan film, devrimin bayrağını 60’lardan 70’lere taşıyor. D.H. Lawrence’ın malum romanından beyazperdeye uyarlanan yapım için uzun uzun konuşmaya zaten birazdan başlayacağım. Ama öncesinde bu grupta yer alan filmlerin çoğuyla büyük sıkıntılar yaşadığımı belirtebilir miyim? Glenda Jackson’ın da yarışın oldukça zayıf olduğu bir yılda En İyi Kadın Oyuncu ödülüne kavuştuğuna şüphe yok zaten. Biraz ayrıntılı konuşacak olursak…

Filmin yönetmeni Ken Russell her daim ileri görüşlü, modern filmler çevirebilmeyi başarmış bir adam. Kamera arkasına geçtiği The Devils ve Altered States gibi yapımlar gösterime girdiği yıllarda tartışmalara sebep olmuş, bu sebeple de izleyicinin ilgisini çekebilmeyi başarmış. Women in Love ise az evvel de söylediğim gibi D.H. Lawrence’ın romanından uyarlama. Fakat adı sizi yanıltmasın, Women in Love’ın aşk ile pek alakası yok. 1920’li yıllardaki aydınlanma ve değişim sürecini, toplumsal cinsellik anlayışının geçtiği evreleri ve ekonomik olarak ayrılan sınıfların bu süreç içerisindeki durumunu konu alıyor.

Filmin senaryosunu Larry Kramer uyarlamış. İki kızkardeş ve aşık oldukları adamların ana karakterleri oluşturduğu hikayenin anlatmak istedikleri çok olsa da ben karakterlerinin dengesizlikleri sebebiyle Women in Love’la bir bağ kurabilmekte çok sıkıntı çektim. Zaman farkını göz önüne aldığınızda aslında bu kadar büyük bir problem teşkil etmemeli; ama hepsi o kadar sürreal bir evrende yaşıyor ki empati kurmakta güçlük çekiyorsunuz. Evet, o çok ünlü güreş sahnesinin etkisi büyük. 35 sene önce beyazperdede iki erkeğin çırılçıplak güreşmesi şok etkisi yaratmış seyircide. Fakat o şokun seyri zorlaştırmaktan başka bir şeye yaramadığı inancındayım. Her şeyden evvel Kramer’ın senaryosunda büyük kopukluklar var. Aynı türün örnekleri olduğuna inanmak istemediğiniz karakterlerin gitgelleri, sorgulanmaya açık pek çok eyleme sebep olduğu için o kopukluklar finale doğru giderek büyüyor.

Glenda Jackson’ın performansı kesinlikle belirli bir ortalamanın üzerinde. Ama 85 yıllık Oscar tarihine geri dönüp baktığınızda ödül alan kadın oyuncular arasında aklınıza gelecek bir işçilik var mı, pek emin değilim. En azından benim favorilerim arasında yer almadığını söyleyebilirim. Jackson sebebiyle geri planda kalan Jennie Linden’ın sade oyunculuğu bile bende daha büyük bir etki yarattı. Ama tabii karizmatik bıyıkları ve Alan Bates’le arasındaki tarifi mümkün olmayan cinsel tansiyon sebebiyle Oliver Reed biraz daha öne çıkıyor. Ne ilginçtir ki Jackson aday olup ödüle kavuşurken, kariyerinin en iyi performansı olmasına rağmen Reed ilk beşe dahi girememiş.

1960’dan 1980’li yıllara kadar farklı varyasyonlarını izlediğimiz cinsel farkındalık ve değişim hikayelerinin bir başka örneği Women in Love. Eminim filmi yer aldığı zaman içerisindeki değerini daha bilinçli bir şekilde inceleyebilecekler olanlar vardır. Ama ben bu disfonksiyonel ilişkiler ve çoklu kişilik bozukluğuna sahip karakterlerle pek rahat edemedim.

[C+]

Oscar Karnesi
En İyi Yönetmen
En İyi Kadın Oyuncu (Glenda Jackson)
En İyi Uyarlama Senaryo
En İyi Görüntü Yönetimi

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir