Kamera Arkası: Lars von Trier

Kamera Arkası: Lars von Trier

Lars-Von-Trier

Geldik uzunca bir süredir (neredeyse geçen yıldan beri) yazmayı çeşitli sebeplerden dolayı ertelediğim Lars von Trier dosyasına. Kamera Arkası‘nın bu haftaki konuğu, sinema dünyasının en arıza yönetmenlerinden biri. Ne kadar zeki olduğunu ima ettiği röpörtajlarından tutun da Cannes’da ulu orta verdiği “Hitler’i anlayabiliyorum.” demeçlerine kadar pek çok skandalı mevcut. 1956 yılında Danimarka’da doğan Trier’in kariyerindeki her sivri köşe, oldukça sıradışı geçen aile hayatına dayanıyor. Ölüm döşeğindeki annesi, Lars von Trier’in çocukluğundan bu yana babası bildiği adamın biyolojik babasu olmadığını itiraf etmiş mesela. Sosyal demokrat bir baba, komünist bir anneyle büyümüş. Ebeveynlerinin ikisi de nüdistmiş. İsmindeki “von” ekini de film okulundaki arkadaşlarının şakası üzerine Erich von Stroheim ve Josef von Sternberg’e bir atıf olarak koymuş.

83 yılında daha sonra Berlin Film Festivali’nde gösterim şansı yakalayacak Images of Liberation isimli bir filmle mezun olan Lars von Trier’in bilinen ilk uzun metrajlı projesi The Element of Crime. Daha ilk filmiyle Cannes’da yarışa dahil olan Trier’in Melancholia basın toplantısındaki talihsiz açıklamalarına kadar bu festivalin gediklilerinden biriydi. Bu arada “Hitler’i anlayan” Trier’in babası zannederek büyüdüğü Ulf Trier’in Yahudi oduğunu da eklemek istiyorum. Yalnız ünlü yönetmen kendini bir “Nazi” olarak tanımlıyor. Trier’in bir diğer önemli özelliği de filmlerini sınıflandırmak konusundaki garip ısrarı. Mesela The Element of Crime, Epidemic ve Europa’yı Europa Üçlemesi, Breaking the Waves, The Idiots ve Dancer in the Dark’ı Golden Heart Üçlemesi olarak tarif ediyor. Dogville ve Manderlay ile başlayan üçlemeyi hala tamamlayabilmiş değil. Ama Depresyon Üçlemesi’ne Antichrist ve Melancholia sonrası Nymphomaniac ile tamamlamış durumda.

Yazının başında da söylediğim gibi Kamera Arkası‘nda sinema tarihinin en şahsına münhasır, en problemli, en anlaması güç yönetmenlerinden birini ağırlıyoruz bu hafta. Nymphomaniac biliyorsunuz ki, ülkemizde yasaklandığı için epey ilgi topladı ve film beklenenin üzerinde izleyiciye ulaştı. Tabii gönül isterdi ki Trier’i tanımayanların kendisiyle buluştuğu film Breaking the Waves, Dancer in the Dark ya da Dogville olsun. Kariyerinin resmen düşüşe geçtiği şu son dönemde bir maziyi anıp Trier’i konuşma zamanı şimdi. Bu satırların da kendisinin çok büyük bir hayranı olmayan, ama yaptığı iyi filmler sebebiyle Trier’den asla ümidini kesmeyen bir izleyiciden çıktığını da bilin.

elementofcrime1

THE ELEMENT OF CRIME (1984)
Senaryo:
Lars von Trier ve Niels Vørsel
Oyuncular: Michael Elphick, Esmond Knight, Me Me Lai, Jerold Wells, Ahmed El Shenawi, Astrid Henning-Jensen, Janos Hersko, Stig Larsson

Kariyerine bariz bir Avrupa eleştirisiyle start veren Trier, film noir türünün temel özelliklerinin yanı sıra bir başlangıç için oldukça kompleks sayılabilecek tekniklerden faydalanmış. Filmin görüntü yönetimi ve özellikle ses tasarımı, The Element of Crime’ın karamsar havasına çok şey katıyor. Hayalle gerçek arasındaki çizginin tamamen anlamını yitirdiği film, büyük ihtimalle de Trier’in kariyerindeki hazmetmesi en zor iş. Amatör ruhun yer yer hissedildiği filmdeki en büyük sıkıntı, son birkaç filminde de ortaya çıkan takıntılı senaryosu. Seyircinin psikolojisiyle oynamak konusunda çok başarılı bir suç filmi olsa da Trier’in Kafka zorlamaları ve reji seçimlerinin yarattığı ağır tempo, The Element of Crime’ı karieyerinin en zayıf halkaları arasına ekliyor.

[C]

Ödüller & Adaylıklar

  • Cannes Film Festivali – Teknik Ödül

epidemic

EPIDEMIC (1987)
Senaryo: 
Lars von Trier ve Niels Vørsel
Oyuncular: Allan De Waal, Ole Ernst, Michael Gelting, Colin Gilder, Svend Ali Hamann, Claes Kastholm Hansen, Ib Hansen, Anja Hemmingsen, Kirsten Hemmingsen, Cæcilia Holbek, Gert Holbek, Udo Kier, Jørgen Christian Krüff, Jan Kornum Larsen, Gitte Lind

Hiç yalan söylemeye gerek yok, tamamlamakta en güçlük çektiğim ve hatta parçalara bölmem sebebiyle finalini zor getirdiğim Epidemic’i takip etme sıkıntısı yaşadım. Filmin, The Element of Crime’da olduğu gibi seyirciyi hazır olmadığı bir anda yakalayıp çarpmak gibi bir amacı var; fakat uygulamadaki sıkıntı mı yoksa Trier’in ruhunda artık kendine yer edinmiş depresif tavırdan mı bilmiyorum, bir şekilde Epidemic anlaşılamaz olmayı başarıyor. Gerçek kesitlerle kurgusal sekansları bir araya getiren Trier, aynı zamanda filmin diğer senaristi Niels Vørsel ile birlikte kendini oynuyor Epidemic’te. Eleştirel olarak bugüne kadarki en başarısız filmi olsa da, Europa serisinin en başarılı yapımı olduğuna inananlar da yok değil.

[C-]

Europa_[stillphotographer_Rolf_Konow]

EUROPA (1991)
Senaryo: 
Lars von Trier ve Niels Vørsel
Oyuncular: Jean-Marc Barr, Barbara Sukowa, Udo Kier, Ernst-Hugo Järegård, Erik Mørk, Jørgen Reenberg, Henning Jensen, Eddie Constantine, Max von Sydow, Benny Poulsen, Erno Müller

Europa üçlemesinin son halkası, aynı zamanda bu üçlemenin adını taşıyor. Trier’in sinemasının gücünü ilk olarak hissettiğimiz filmi de diyebiliriz. Favori aktörlerinden Udo Kier ile tekrardan bir araya gelen yönetmen, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’ya gelen bir gencin tren işletmesinde çalışmaya başlamasını ve sonrasında da aşık olup kendini bir komplonun ortasında buluşunu anlatıyor. Film hala Breaking the Waves ile birlikte yönetmenin en iyi eleştirileri alan yapımlarından. Bazı sahneleri renkli olarak çekilen siyah beyaz yapımda daha üçüncü filmden olmuş kabul edilebilecek bir hikaye anlatım tarzına ve görselliğe ulaşıyor Trier. Ayrıca The Element of Crime’daki hipnoz sahnesini unutturacak finalini de tekrardan hatırlatmak gerek.

[A-]

Ödüller & Adaylıklar

  • Cannes Film Festivali – Jüri Ödülü, Teknik Ödül, En İyi Artistik Katkı
  • Avrupa Film Ödülleri – En İyi Kadın Oyuncu (Barbara Sukowa), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Ernst-Hugo Järegård)

breaking-the-waves-watson-1

BREAKING THE WAVES (1996)
Senaryo:
Lars von Trier ve Peter Asmussen
Oyuncular: Emily Watson, Stellan Skarsgård, Katrin Cartlidge, Jean-Marc Barr, Adrian Rawlins, Jonathan Hackett, Sandra Voe, Udo kier, Mikkel Gaup, Roef Ragas

Psikolojik problemlerle boğuşmakta olan Bess (Watson), inançlı ve Tanrı’ya sürekli dua eden bir kadındır. Kocası Jan’ın (Skarsgard) yağ fabrikasında geçirdiği kaza sonrası felç olmasıyla, Jan karısının ihtiyaçlarını karşılayabilecek birisini bulmasını ister.  Sonrasında da Trier’in “Depresyon Üçlemesi”ne daha fazla uyan bir hikaye start alır. Emily Watson’a kariyerinin ilk Oscar adaylığını getiren Breaking the Waves, sinema namına oldukça zengin bir yılda gösterime girmiş başyapıtlardan bir diğeri. Trier filmografisinin de en değerli yapıtlarından biri. Salt bir aşk hikayesini dallandırıp insan doğasıyla ilgili bu kadar isabetli yorumlarda bulunmak her yönetmenin harcı değil. Avant-garde film üretimi olarak yorumlanabilecek Dogme 95 hareketine Trier’in yaptığı ilk katkı da bu filmle olmuştur ayrıca.

[A]

Ödüller & Adaylıklar

  • Oscar – En İyi Kadın Oyuncu (Emily Watson)
  • Altın Küre – En İyi Film (Drama), En İyi Kadın Oyuncu (Drama – Emily Watson)
  • BAFTA – En İyi Kadın Oyuncu (Emily Watson)
  • Cannes Film Festivali – Jüri Büyük Ödülü
  • Avrupa Film Ödülleri – En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu (Emily Watson), FIPRESCI Ödülü
  • Bağımsız Ruh – En İyi Yabancı Film
  • Cesar Ödülleri – En İyi Yabancı Film
  • Los Angeles Film Eleştirmenleri Birliği – New Generation Ödülü (Emily Watson)
  • New York Film Eleştirmenleri Birliği – En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu (Emily Watson), En İyi Görüntü Yönetimi

idiots-1998-02-g

THE IDIOTS (1998)
Senaryo:
Lars von Trier
Oyuncular: Bodil Jørgensen, Jens Albinus, Anne Louise Hassing, Troels Lyby, Nikolaj Lie Kaas, Louise Mieritz, Henrik Prip, Luis Mesonero, Knud Romer Jørgensen, Trine Michelsen, Anne-Grethe Bjarup Riis

Adıyla paralel bir senaryosu olan The Idiots, Dogme 95 manifestosunun ürünleri arasında en çok anılanlardan biri. Ve kim ne derse desin, Trier’ın Europa üçlemesinde bile gitmesine gerek kalmadığı noktalarda anlamsızca salınan bir yapım. Deneysellik adı altında neredeyse yok denilecek bir senaryoyu, birbirinden berbat oyunculuklarla (Yoksa canlandırma mı demeliydim?) satmaya çalışıyor The Idiots. Filmin en çok konuşulan kısmı ise o ünlü toplu seks sahnesi. Halbuki Trier bu sınırları daha sonraki filmlerinde çok daha net bir şekilde aştı. Özetle yapılış amacının filmin derdini anlatma gücünü geçtiği söylenebilir. Filmin ne aceleye gelmiş finalinden, ne de yarım akıllı karakterlerinden bir çıkarım yapmak mümkün değil çünkü.

[D]

Ödüller & Adaylıklar

  • Avrupa Film Ödülleri – En İyi Senarist

still-of-catherine-deneuve-and-bj&xf6;rk-in-dans&xe2;nd-cu-noaptea

DANCER IN THE DARK (2000)
Senaryo:
Lars von Trier
Oyuncular: Björk, Catherine Deneuve, David Morse, Cara Seymour, Peter Stormare, Siobhan Fallon, Joel Grey, Vladica Kostic, Jean-Marc Barr, Vincent Paterson, Željko Ivanek, Udo Kier, Jens Albinus

Bizim gibi sinemaseverler ağlamaya ihtiyaç duyduğunda bile ekranın karşısına geçer. Up’ın açılış sekansı, Schindler’s List finali, 50/50’deki ameliyat öncesi son sahne benim aklıma ilk gelenler. Ama Dancer in the Dark’ın tek bir sahnesi değil, neredeyse tamamı gözyaşlarımı harekete geçirmeye yarıyor. Hep söylediğim gibi, “Beni ağlatan film, karnımı doyurandır.”. İşte bu tanıma çok uyuyor Trier’in Dancer in the Dark’ı. Görme yetisini yavaştan kaybetmeye başlayan ve aynı kalıtsal probleme sahip oğlunun ameliyatı için para biriktiren, hayal dünyası geniş bir kadının hikayesi anlatılıyor Dancer in the Dark’da. Filmi müzikal kategorisine dahil etmek mümkün. Çünkü oldukça sıradışı şarkıların söylendiği birkaç sahne mevcut. Ama asıl gücünü ağır dramasından alıyor Dancer in the Dark. Ve tabii ki iki başrol oyuncusunun muazzam performanslarından. Belki anaakım sinemaya en yakın işi olduğundan, belki de filmin yarattığı duygusal etkiden, Dancer in the Dark benim için hala Trier’in açık ara en iyi filmi. Bir gün beni yine bu kadar etkilemeyi başarır diye umuyorum.

[A+]

Ödüller & Adaylıklar

  • Oscar – En İyi Özgün Şarkı (“I’ve Seen It All”)
  • Altın Küre – En İyi Kadın Oyuncu (Drama – Björk), En İyi Özgün Şarkı (“I’ve Seen It All”)
  • Cannes Film Festivali – Altın Palmiye, En İyi Kadın Oyuncu (Björk)
  • Avrupa Film Ödülleri – En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu (Björk)
  • Bağımsız Ruh – En İyi Yabancı Film
  • Cesar Ödülleri – En İyi Yabancı Film

dogville_430541

DOGVILLE (2003)
Senaryo:
Lars von Trier
Oyuncular: Nicole Kidman, Lauren Bacall, Chloë Sevigny, Paul Bettany, Stellan Skarsgård, Udo Kier, Ben Gazzara, James Caan, Patricia Clarkson, Shauna Shim, Jeremy Davis, Philip Baker Hall, Blair Brown, Željko Ivanek, Harriet Andersson, Siobhan Fallon Hogan, Cleo King, Miles Purinton, John Hurt

Bir tiyatro sahnesinde temsili bir Amerikan kasabası oluşturan Trier’in Dogville gibi iki film daha çekeceği duyurulmuştu o dönemde. Yönetmenin yeni üçlemesi o güne kadar yaptığı her şeyden çok farklıydı. Dancer in the Dark, Breaking the Waves ve Europa sonrası, artık Trier’in bir deha olduğuna kendimizi inandırmıştık. Hala ülkesinin sınırlarından dışarı çıkıp, ana dili İngilizce olan filmler yapmasına itiraz edenler olsa da, Nicole Kidman’la buluştuğu için Trier ben çok mutluyum açıkçası. Bu ortaklıktan Dogville gibi çarpıcı bir film çıkmış, daha ne isteyeyim? Esasında bir tiyatro sahnesinde olduğunuzu daha filmin beşinci dakikasında unutup, üç saatlik muhteşem hikayeye kaptırıyorsunuz kendinizi. İyi düşünüldüğü gibi iyi de kotarılmış bir Trier harikası. Sevmeyeni de pek yok sanırım. Bir gün Dogville ve Manderlay’in son kısmına da el atacağına dair umudum tükenmiş değil.

[A]

Ödüller & Adaylıklar

  • Avrupa Film Ödülleri – En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senarist, En İyi Görüntü Yönetmeni
  • Cesar – En İyi Avrupa Birliği Filmi

manderlay-2005-01-g

MANDERLAY (2005)
Senaryo:
Lars von Trier
Oyuncular: Bryce Dallas Howard, Willem Dafoe, Danny Glover, Lauren Bacall, Jean-Marc Barr, Udo kier, Isaach de Bankolé, Michäel Abiteboul, Geoffrey Bateman, Virgile Bramly, Ruben Brinkman, Doña Croll, Jeremy Davies, Llewella Gideon, Mona Hammond, Ginny Holder, Emmanuel Idowu, Željko Ivanek, Teddy Kempner, Rik Launspach, Suzette Llewellyn, Charles Maquignon, Joseph Mydell, Javone Prince, Clive Rowe, Chloë Sevigny, Nina Sosanya, John Hurt

Her ne kadar tiyatro sahnesinde bir kasaba yaratıp, fazla sayıdaki karaktere boyut kazandırabilmesini sevsem ve bu konseptte daha fazla film izlemek istesem de, Manderlay pek başarılı bir örnek sayılmaz. Bunun sebebi Bryce Dallas Howard’ın yetersiz oyunculuğu mu, yoksa Dogville’in benzersiz başarısı mı bilmiyorum. İlk filminda ağdasız, dümdüz bir dille gangsterlerden kaçan bir kadını anlatmıştı Trier. Manderlay’de ise alt metin daha kuvvetli olmasına rağmen, hikayesini süslendirme konusunda sıkıntılar yaşayan bir hava hakim. Evet, kölelik meselesinden girip özgürlük kavramıyla güzelce oynuyor Trier; ama cümleleri genelin boyunu aşıp filmi aşağıya çekiyor. Belki de Manderlay’deki sonuçtan memnun olmadığı için üçlemeyi tamamlamıştır Trier, olamaz mı?

[B-]

Ödüller & Adaylıklar

  • Avrupa Film Ödülleri – En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Besteci, En İyi Prodüksiyon Tasarımcısı

the-boss-of-it-all

THE BOSS OF IT ALL (2006)
Senaryo:
Lars von Trier
Oyuncular: Jens Albinus, Peter Gantzler, Friðrik Þór Friðriksson, Benedikt Erlingsson, Iben Hjejle, Henrik Prip, Mia Lyhne, Casper Christensen, Louise Mieritz, Jean-Marc Barr, Sofie Gråbøl, Anders Hove

Komedi diye pazarlanmasına rağmen, Trier’in ellerinde düşündüren bir mizaha sahip ortalama bir filme dönüşmüş The Boss of It All. Varlığından kimsenin haberinin olmadığı film, büyük patronla tanışmak isteyen müşterisine bir aktör kiralayıp getiren Kristoff isimli bir adamı anlatıyor. Arrested Development’ın beyni olarak tanıdığımız Mitchell Hurwitz’in filmin uyarlama haklarını satın aldığı ve yakın bir tarihte Hollywood menşeili bir projeye dönüştüreceğini de haber vereyim. Gerçi 2011’den bu yana konuyla ilgili bir haber gelmedi; ama zannediyorum önümüzdeki yıl içerisinde ABD versiyonu The Boss of It All’un gösterime girmesi bekleniyor. Peki böylesine bir ilgiyi hak ediyor mu Trier usülü komedi? Bana göre hayır. “Depresyon Üçlemesi”ndeki aşırı narsist, büyük cümleler kurabilmek için çok çabalayan hallerden muzdarip ne yazık ki.

[C+]

6a00d834518cc969e20115708f9313970b

ANTICHRIST (2009)
Senaryo:
Lars von Trier
Oyuncular: Willem Dafoe, Charlotte Gainsbourg

Yine “bana göre” kelimelerinin altını çizerek Antichrist’ın kötü bir film olduğunu söyleyeceğim. Hazmı zor her Trier filmine vasat muamelesi yapsam da Antichrist’ın eksileri çok fazla. Birincisi, tüm sektör artık bizi Charlotte Gainsbourg’un iyi bir oyuncu olduğuna inandırmaktan vazgeçmeli. Üç Trier filminde de farklı kadınları aynı şekilde canlandırmış bir kadından bahsediyoruz neticede. İkincisi, filmden kopuk açılış sahnelerinin Trier’in filmlerine pek bir katkısı olduğunu düşünmüyorum. Antichrist (ve birazdan konuşacağımız Melancholia), durum özetleyici prologlarında bir zamanların Dogme 95 öncüsü Trier’i unutturup aşırı estetik düşkünü güzellemelere dönüşüyor. Ve üçüncüsü… Antichrist’ın bir çocuğun kaybı sonrasında ebeveynlerin yaşadığı açıyı Freud’cu bir düzlemde açıklamaya çalışmasından tek rahatsız olan ben miyim?

[C-]

Ödüller & Adaylıklar

  • Cannes Film Festivali – En İyi Kadın Oyuncu (Charlotte Gainsbourg)
  • Avrupa Film Ödülleri – En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu (Charlotte Gainsbourg), En İyi Görüntü Yönetmeni

melancholia01

MELANCHOLIA (2011)
Senaryo:
Lars von Trier
Oyuncular: Kirsten Dunst, Charlotte Gainsbourg, Alexander Skarsgård, Kiefer Sutherland, Cameron Spurr, Charlotte Rampling, John Hurt, Jesper Christensen, Stellan Skarsgård, Brady Corbet, Udo Kier

Cannes Film Festivali’nde Kirsten Dunst’a En İyi Kadın Oyuncu ödülünü getiren Melancholia, eğer Nymphomaniac’ı görmezden gelecek olursak Trier’in kariyerindeki en ünlü kadroya sahip. Depresyon Üçlemesi’nin adına yakışır cinsten bir melankoliye hakim olan film, Dünya’ya yaklaşmakta olan yok edici bir gezegenin yarattığı kıyamet arefesinde iki kızkardeşin bakış açılarından tek bir düğün üzerinde ilerliyor. Trier’in bizzat yaşadığı depresyon probleminden esinlenerek kaleme aldığı Melancholia, yönetmenin uzun yıllar sonra ABD’de daha geniş kitlelere ulaşabildiği de ilk film ayrıca. Ama yine o sade, avant-garde yönetmenin yerinde yeller esiyor. Film her karesinde şekle olan takıntısının altını çizip, karakterlerini iki boyutlu kartonlara dönüştürüyor. Gainsbourg’un tek mimikle sonlandırdığı Melancholia’nın finalinde, aktrisin canlandırdığı karakterin sonunda yok olup gideceğini bilmek seyirciye bir rahatlama duygusu yaşatıyor.

[B-]

Ödüller & Adaylıklar

  • Cannes Film Festivali – En İyi Kadın Oyuncu (Kirsten Dunst)
  • Avrupa Film Ödülleri – En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu (Kirsten Dunst), En İyi Kadın Oyuncu (Charlotte Gainsbourg), En İyi Senarist, En İyi Kurgu, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Prodüksiyon Tasarımcısı
  • Bağımsız Ruh – En İyi Uluslararası Film
  • Cesar Ödülleri – En İyi Yabancı Film

Prelude-to-a-Wholesome-Evening

NYMPHOMANIAC: VOL.1 & VOL.2 (2013)
Senaryo: 
Lars von Trier
Oyuncular: Charlotte Gainsbourg, Stellan Skarsgård, Stacy Martin, Shia LaBeouf, Christian Slater, Uma Thurman, Sophie kennedy, Connie Nielsen, Jamie Bell, Willem Dafoe, Mia Goth, Michaël Pas, Jean-Marc Barr, Udo Kier, Caroline Goodall, Kate Ashfield, Hugo Speer, Jesper Christensen

Ve o çok tartışılan film: Nymphomaniac… Yaklaşık bir yıldır, sanki dört saat uzunluğunda vahşi bir porno izleyecekmişiz gibi lanse edilen Nymphomaniac iki parçadan oluşuyor. İkisi de Depresyon Üçlemesi’nin diğer filmlerinde de rol alan Charlotte Gainsbourg tarafından canlandırılmış Joe’nun cinsel deneyimlerine dayanıyor. Aradaki geçişlerini Joe karakteri ile Stellan Skarsgård’ın oynadığı Seligman arasındaki aşırı zorlama entellektüel sohbetlerle dolduran Nymphomaniac, esasında yönetmenin modern ve kalıplaşmış sinemaya bir çığlığı gibi. Bu sebeple de üçlemenin diğer ikilisinden bir adım öne sıyrılıyor. Ama bir yandan da birbirinden bağımsız skeçler izliyormuşusunuz gibi bir kopukluk yaratıldığı için sınırlarını aşamıyor Nymphomaniac. Ekrana gelen cinselliğin de filmde bir amaç değil, araç olduğunu belirtmek gerek yine de. Ki bu da Antichrist’a zıt bir tabanda ilerlediğinin açık bir göstergesi. Benim dört saate yakın süren bu uzun deneyimden aklımda kalan tek şey Uma Thurman’ın oyunculuğu oldu. Kopardığı gürültüyü hak ettiği şaibeli kısacası. Yazıyı sonlandırmadan ilk parçadaki devamlılığın, filmin ikinci kısmında olmadığını belirtmem gerek. Volume 1, Trier’in yönetmen ve senarist olarak gücünü kanıtlarken, Volume 2 fantazilerinin ürününe dönüşmüş.

Vol.1 : [B] Vol.2: [B-]

Gelecek Program: Cristian Mungiu

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Metin

    Elinize sağlık. Şaşıracaksınız ama genelde aynı düşünüyorum. En sevdiğim filmleri Dancer in the Dark, Breaking the Waves, Dogville ve Zentropa (Europe)… AntiChrist’ın kadın düşmanı tonundan nefret etsem de bir korku filmi olarak fena değil bence. Kendini beğenmiş ve kendisini çok ciddiye alan bir pislik olsa da Trier’in o saydığım dört filmini epey epey seviyorum.

    Lynch ve Cronenberg’i sabırsızlıkla bekliyorum.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir