Orange Is the New Black – 3. Sezon

Orange Is the New Black – 3. Sezon

Taylor Schilling ve Ruby Rose
Netflix | Jenji Kohan | Oyuncular: Taylor Schilling, Michael Harney, Kate Mulgrew, Danielle Brooks, Uzo Aduba, Dascha Polanco, Samira Wiley, Nick Sandow, Selenis Leyva, Lea DeLaria, Yael Stone, Taryn Manning, Joel Marsh Garland, Catherine Curtin, Vicky Jeudy, Emma Myles, Annie Golden, Jackie Cruz, Laura Prepon, Adrienne C. Moore, Diane Guerrero, Natasha Lyonne, Jessica Pimentel, Abigail Savage, Laverne Cox, Elizabeth Rodriguez, Constance Shulman, Beth Fowler, Matt McGorry, Kimiko Glenn, Lolita Foster, Laura gomez, Brendan Burke, Julie Lake, Dale Soules, Matt Peters, Alysia Rainer, Germar Terrell Gardner, Pablo Schreiber, Lori Tan Chinn, Tamara Torres, Barbara Rosenblat, Michael Chernus, Hamilton Clancy, Mike Birbiglia, Emily Althaus, Tracee Chimo, Marsha Stephanie Blake, Deborah Rush, James McMenamin, Berto Colon, Ruby Rose, Michael Rainey Jr., Tanya Wright, Kaip Schwab, Alan Aisenberg, Mary Steenburgen | Yayınlandığı tarih: 11 Haziran 2015

orange_is_the_new_black_ver22Bu sene neden bilmem yeni sezon dizilerine geçmeden evvel önce Emmy adaylarıyla birlikte 2014/15 TV sezonuna veda edelim istedim. Dolayısıyla Haziran ayının ikinci haftasında Netflix’de tüm bölümleri aynı anda yayınlanan Orange Is the New Black’i ilk haftasında tüketmeme rağmen yazmak için resmen bekledim. Bu bir aylık rötar için tüm televizyon bağımlılarından özür diliyorum. Ama tabii geç olsun, güç olmasın diyerek kendimi aklamaya çalışmaktan da kaçınmayacağım. Neyse efendim, biz gelelim asıl meseleye… Netflix biliyorsunuz ki birkaç yıl içerisinde televizyonun tanımını değiştirerek, beyaz ekranın tarihinde çok önemli bir dönüm noktasına imza attı. Artık streaming mantığının evimizdeki televizyonları ele geçirmeye başladığı bir dönemde iki büyük diziyle seyircinin bağımlılığını daha da kuvvetlendirdi. Bunlardan birincisi House of Cards. David Fincher’ın ilk bölümünü yönetmesi ve Kevin Spacey gibi çok önemli bir sinema yıldızının başrolde yer alması bu dizinin kendi kendini tanıtmasını sağlamıştı zaten. Ama çoğu no-name aktrislerden oluşan kadrosuyla Orange Is the New Black’in Netflix ve binge watching kavramına çok daha yeni katmanlar eklediğine inanıyorum.

İlk sezonunda kendini tanıtmak için epey mücadele vermişti Orange Is the New Black. Değişen dinamikler ve her bölümde farklı bir karakterin geçmişine gittiğimiz flashbackler sayesinde çok daha iyi tanımış olduk dizinin geçtiği habitatı. İkinci sezon ise işin hem komedi, hem de drama musluklarını açarak bambaşka bir karışım sundu önümüze. Artık göz önündeki karakterlerin manevi değerlerinden haberdar olduğumuz için heyecanımız bir kat daha arttı. Red’in (Kate Mulgrew), Piper’ın (Taylor Schilling), Crazy Eyes’ın (Uzo Aduba) neye nasıl tepki vereceğini görmek istedik. Üçüncü sezon ise çoktan pişmiş olan bir dizinin “Bugüne kadar gördüğünüz her şeyi yıkıp yeni baştan inşa edeceğiz.” sinyallerini daha ilk bölümünden verdiği ve finale doğru tüm karakterlerini tepetaklak eden hikaye akışıyla tertemiz bir sayfa açtı. Vee’nin (Lorraine Toussaint) hızlıca giriş yapıp, yükselen bir ivmeyle çıkış yaptığı ikinci sezon sonrası devam eden hikaye yoksunluğundan belli belirsiz bir seyirci memnuniyetsizliğiyle muhattap kalsa da özellikle son çeyrekte iyi toparladıklarını düşünüyorum.

Taryn Manning ve Lea DeLaria
Taryn Manning ve Lea DeLaria

Emmy’nin aptal kuralları sebebiyle bu sene komediden dramaya geçiş yapan Orange Is the New Black ne yazık ki drama tarafındaki yarış çetin olduğu için Uzo Aduba ve Pablo Schreiber’dan başka hiçbir oyuncusuna adaylık getiremedi. Fakat bunun için pek ahlanmaya vahlanmaya gerek yok; çünkü televizyona aşina olan herkes hala en iyi oyuncu kadrosunun Jenji Kohan’in hapisane harikasında olduğunu biliyor. Dizinin başını çeken ve uyarlandığı kitabın da esas karakteri olan Piper (Taylor Schilling) bu sene uzun zamandır beklediğimiz evrimini geçirerek içinden çıkan canavaarı serbest bırakmaya karar verdi. Bu da uzatmalı sevgilisi Alex (Laura Prepon) ile olan ilişkilerinde yeni problemlerin boy göstermesine sebep oldu. Red (Kate Mulgrew), sürüldüğü mutfağına girmek için mücadele ederken hayatındaki mutsuzlukları bir türlü sonlandıramayan Healy’nin (Michael Harney) duygularıyla ister istemez oynamış oldu. Crazy Eyes (Uzo Aduba) yazdığı bilimkurgu/romantik serinin ekmeğini yedi. Daya (Dascha Polanco), bir Diaz ailesi klasiğinin baş kahramanı oldu. Gloria (Selenis Leyva) ise dışarıda onsuz büyüyen oğlunun derdine düşerek hapisaneyi kendine dar etti.

Devam edelim… Taystee (Danielle Brooks) bu sezon biraz geriye düştüğü için ilk kez ciddi anlamda konuk oyuncu muamelesi gördü, ki sanırım onu izlemediğimiz tek bir bölüm dahi olmadı. Pennsatucky (Taryn Manning) ve Big Boo’nun (Lea DeLaria) dostluğu iyice dallanıp budaklandı. Caputo (Nick Sandow) her gününg izli kahramanı olurken Poussey (Samira Wiley) yalnızlığının kederiyle boğuştu. Lorna (Yael Stone) büyük aşkını buldu, Norma (Annie Golden) ise kendi tarikatını yarattı. Teker teker bahsetmeye devam edersem zaman kalmayacak sanırım. O yüzden özetle, 30’dan fazla önemli karakteri olmasına rağmen Orange Is the New Black’in yine hepsini büyük bir ustalıkla idare ettiğini söylemek istiyorum. Hele ki sevmesi zor olan Flaca (Jackie Cruz) gibi karakterleri bile mantıklı bir düzlem üzerine oturtup, empati yapmanızı sağlayacak kıvama getirmesi takdire şayan. Sophia (Laverne Cox) üzerinden yapılan zorbalık ve homofobi eleştirisi de ancak bu kadar naif olabilirdi. Ki zaten Kohan (dizinin yaratıcısı) ve ekibini sırf LGBT’nin gündemdeki sorunlarına çaktırmadan değinebildikleri için bile tebrik etmek şart.

Nick Sandow ve Michael Harney
Nick Sandow ve Michael Harney

Şimdi gelecek sene bizi Martha Stewart çakması yeni bir karakter (Piper’ın gerçek anılarında da aynı dönemde Martha’nın aldığı ceza sebebiyle bulunduğu hapisaneye getirilme ihtimalinden bahsediliyordu.), Natasha Lyonne’un dönüşüyle ilgili pek çok soru işareti ve büyümeye giden Litchfield’a katılacak yeni karakterler bekliyor. Ruby Rose’un canlandırdığı Stella için heyecanlananlardan biri olarak da “Acaba bu şahane varlığa tekrar uzun uzun bakma şansımız olacak mı?” diye geceleri uykularımın kaçtığını da ekleyeyim. Özetle, Orange Is the New Black hala ilk günki formunda ve uzunca bir süre de televizyonun en iyilerinden biri olmayı bırakmayacak gibi gözüküyor. Dizide kendinizi yerine koyup her şeyi daha iyi kavrayabileceğiniz sayısız karakter yer aldığı için de mutlaka her çeşit seyircinin bir şekilde bağ kurarak yoluna devam edebileceğini görüyorsunuz. Ben inatla tekrardan Netflix’in House of Cards değil, Orange Is the New Black sayesinde bu kadar saygın bir noktaya geldiğini söyleyeceğim. Ne büyük networkler, ne de kablolu televizyonda bu kadar çok ırklı ve LGBT’yi güzel temsil edebilen böylesine kaliteli bir iş yok. O yüzden alkışlar Jenji Kohan ve başarılı bir sezonu ardında bırakan Orange Is the New Black’e.

En İyi Bölüm: Trust No Bitch (Bölüm 13)
Sezon Boyu Spotlight Ödülü: Nick Sandow (Joe Caputo)
Sezon Notu: A

anigif_enhanced-8514-1428595252-31

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir