Yan Odadan Filmler S06E04: Acıklı Veda

Yan Odadan Filmler S06E04: Acıklı Veda

Mızıldana mızıldana izlediğim belgesellerden sonra Yan Odadan Filmler’in 6. Sezon yarışmacıları kendilerini silkip fişek gibi önerilerle sivil hayata geri dönmüş. Yarışmanın sponsorlarından Criterion için düzenlediğimiz yeni görevde meşhur koleksiyona girme şerefine erişmiş Amerikan filmleri içerisinden tavsiyelerde bulunmalarını rica ettim kalan beşlinin. Ve bir tanesi bile hayal kırıklığı yaratacak bir filmle gelmediğinden iyi performans gösterenle kötü performans gösterini ayırmak zorlayıcı oldu. Bu yüzden önce hepsini sanki görev birincisi olmuş gibi kutlamak istiyorum. Tebrikler sinema meczupları! Şimdi kritikleri vermek üzere ana sahneye geri dönelim.

Çağatay Kalyoncu, kutlarım bu görevin birinci sen oldun! Yarışmada iyi giden grafiğini tekil şampiyonlukla taçlandırma zamanın çoktan gelmişti. En büyük avantajın ağır dramalarla kıyasla daha fazla yıpranmış melodramların olduğu bir haftaya düşmekti. This Is Spinal Tap pek sevdiğim mockumentary türünün ağa babası, öncülü, atası. Uzun zamandır izlemek istediğim Rob Reiner filminde hiç yaş almamış işleyen bir mizaha rastlamak yüz kaslarıma iyi geldi. Bir de Michael McKean’i, Christopher Guest’i ve Harry Shearer’ı kariyerlerinin ilk yıllarında izliyor olmanın verdiği tarifsiz bir keyif var. İzlediğim, anlatma kabiliyeti en yüksek güldürülerden biri desem hiç de abartmış olmam sanıyorum. Bu yarışma bittikten sonra mutlaka tekrar ziyaret edeceğim filmler arasına adını yazdım.

In Cold Blood önerisi de elimde bir Truman Capote filmi varken geldi Barış Yücel‘den. Oscar Boy’un sıradaki sinefil starı olmak için peşime kimi taktı bilemiyorum; ama yine harika bir zamanlama mevzubahis. Seyir sonlandığında meşhur Amerikan rüyasını cayır cayır ateşe verip kameranın arkasındaki vizyonere hayranlık duymaya başlıyorsunuz. Criterion’ın özelliği de bu işte. Derlemlerindeki hangi filmi seçerseniz seçin, zamansızlığı göze çarpıyor. Zaten roman formatı bile kanımı donduruyor iken film suratıma buz gibi nefesini üfledi. Uykuları kaçırtacak derecede haset üretimine de sebep oluyor tabii. Birilerinin çıkıp 1967 gibi bir yılda bu kadar katmanlı bir üretime girişebileceğine inanmak istemiyorsunuz.

Şükrü Söğüt‘ün seçimi diğerlerinin yanında biraz daha light kaldı ne yalan söyleyeyim. Ama Henry Fonda ve Barbara Stanwyck gibi alışılmışın dışında, efsanevi bir ikiliyi aynı kare içerisinde görmek umulmayan hazlara gark ediyor. O klasik “dolandırıcı kadın, ağına düşürmek istediği saf adama aşık olursa” çeşitlemelerinden. Henüz sessiz sinema döneminin etkilerini üzerinden atamamış bol mimikli mizansenleriyle aşina olduğumuz girdabının içine çekiyor. O çelme takmalar, dikiz aynadan tezgah hazırlamalar, baba kız ilişkisindeki enseye tokat samimiyet Hollywood’un altın çağındaki hızlı tüketimin eseri, ama olsun. Biz bu keşmekeşe çoktan alıştık.

Şu an daha yarışmanın ilk yarısında iki görev birinciliği alarak tüm zamanlar rekorunu elinde tutan Beril Demircioğlu ise daha önce herhangi bir filmini izlemediğim Douglas Sirk’ün, pek sevdiğim Carol’a da (Todd Haynes) ilham olmuş Written on the Wind‘ini yollamış. Zamanına göre aşırı stilize bir melodram bu. Video klip estetiğini tam olarak kavrayabilecek bir dönem olmadığı için tam anlamıyla bu benzetmeyi yapamıyorum. Ama iyi mobilyaları, görünümü çekici kılıklarıyla tüm karakterler o dönemde bu bedii olsaydı ne olurdu sorusuna cevap veriyor. Beni en çok Dorothy Malone’un ekrandan taşan karizması etkiledi, ki bu performansıyla Oscar ödülüne layık görülmüş zaten. Havada kalan finali, kimin eli kimin cebinde matematiği kafama takılan pürüzleri arasında.

Yazının başında da dediğim gibi bu görevde tam olarak bir kaybeden yok, çünkü herkes belli bir kalibrenin üzerinde filmler önermiş. Ama birini elemek zorundaydım ve piyango ne yazık ki Sweet Smell of Success‘le gelen İbrahim Bars‘a vurdu. Kelli felli bir film noir örneği esasında. O dönemde var olan gazeteceliği alıp yerden yere vuruyor. Belki biraz fazla kör parmağım gözüne ama basmakalıp düzentilerini kamufle edebilecek kadar da zeki. Hal böyle olunca ben de önümdeki filmi ne kadar kişiselleştirebildiğime bakarak bir karar vermek zorunda kaldım. Ve bir başka başlık altında kolayca “Safe” ibaresini alabilecek İbrahim’i büyük bir hüzünle uğurladım. Üzgünüm, yastayım.


Dördüncü görevin sonuçları:

Yarışmacı Film (Yıl; Yönetmen) Ülke Not
Çağatay Kalyoncu This Is Spinal Tap
(1984; Rob Reiner)
ABD A
Barış Yücel In Cold Blood
(1967; Richard Brooks)
ABD A
Şükrü Söğüt The Lady Eve
(1941; Preston Sturges)
ABD A-
Beril Demircioğlu Written on the Wind
(1956; Douglas Sirk)
ABD B+
İbrahim Bars Sweet Smell of Success
(1957; Alexander Mackendrick)
ABD B+

Altıncı sezon sayfasını ziyaret ettiniz mi?

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.