Yan Odadan Filmler S06E06: Büyük Final

Yan Odadan Filmler S06E06: Büyük Final

Şunu itiraf etmeliyim, yarışmanın ilk dördü daha ilk görevlerden kendini epey belli etti ve bu sebeple de altıncı sezonu benim adıma çok daha keyifli bir hâle getirdi. Özellikle sosyal medyada adını bildiğim ya da bloga yorumlarından tanıdığım birileri yarışınca daha ilgiyle takip ediyorum, orası doğru. Ama hem final üçlüsü, hem de birinci olabilecekken beklenmedik bir şekilde elenen Çağatay’ın beklentileri karşıladığı kesin. Ki zaten burada kimsenin film hafızasını şehzadenin huzuruna çıkarıp olgunluk testine tabi tutmuyoruz. Bizimkisi hem bana eskileri izlemek için sebep olsun konsepti, hem yarışmacılara ödül kazanma fırsatı, hem de çaktırmadan okuduğunuz blogun sahibini ne kadar tanıyorsunuz testi.

Bu kadar çeneden sonra Mansiyon Ödülü‘nün Çağatay Kalyoncu‘ya gittiğini saklamayacağım. Bu sezonun bitimiyle start alacak All Stars 2’de direkt kazanma hakkını elde etmiş oldu böylece Çağatay. Welcome to Dollhouse ve This Is Spinal Tap gibi isabetli seçimlerinin tadı damağımda kaldığından, bıraktığı yerden devam edebilecek olmasına ekstra sevindim onu da ekleyeyim. Altıncı sezonun diğer dörtlüsünü de ayrıca tebrik etmek gerek. Bu deli işi online reality şovda bana eşlik etme nezaketinde bulunduğunuz için müteşekkirim. Sanıyorum biraz da yeni yarışmacılarla Yan Odadan Filmler sezonları düzenlemek yerine yine aynı başlık altında, ama bit pazarına nur yağdıran konseptlerde buluşacağımız için duygusalım. Bakarsınız içimdeki arsız yeniden seçmeler düzenlemek ve yarışmayı diriltmek ister. Ama şimdilik All Stars 2 ve Sezonların Dalaşı haricinde kanal yetkililerinden onay almadık, bilginize.

Efendim… Asıl meselemiz final görevinde gelen filmlerdi tabii ben yine unuttum. Önce Şükrü Söğüt‘ün La jetée‘sinden başlayalım. Hem zaten elimizdeki film de epey kısa. Yarışmanın her sezonunda görsel anlatısının arkasına sığınan ve bu sebepten beni daha ilk dakikasında kaybeden yapımlara rastlıyorum. Hatta altıncı sezon dahilinde bir adet Koyaanisqatsi felaketi de izledim ömrümden hunharca çalan. Anlattığının arkasını sadece optik bir yanılsamayla doldurup, hikâye kurma sanatını hiçe sayan tüm filmlere gözümü kapadığım güne kadar direnmeye devam edeceğim, sanat tarihindeki değerlerini bir tarafa koyarak. Yalnız Şükrü’nün tamamı fotoğraf karelerinden ve monoton bir seslendirmeden ibaret La jetee’yi sonucu umursamadan, sırf ben de izleyeyeyim aradan çıksın diye önerdiğini de biliyorum. Muhtemelen kalburüstü performansında bir görev birinciliği olmamasının da verdiği rahatlıktan bu. Nasıl olsa ben birincilik potasında değilim diyerek salıvermek, risk almak. Ama olmadı Şükrü. En hak edilmiş üçüncülükle buluştun orası kesin, ki olası Üçüncü Dünya Savaşı sonrasındaki dünyayı tüm çıplaklığıyla anlatma çabasındaki La jetee dost sohbetlerinde visual zedelenmeler olarak nitelendirdiğim türün bugüne kadar izlediğim en olmuş örneği.

Beril Demircioğlu zayıf bir belgesel haftasında Inside Job ve yarışmanın açılışında Chuck & Buck önererek çifte zafer elde etmişti. Üçüncü galibiyetiyle karnesini göz kamaştırıcı bir forma sokabilseydi muhtemelen şimdi onun taç törenini izleyecektik. Lâkin Beril de Holy Motors sevdamdan mıdır bilinmez Leos Carax filmografisinde gerilere gidip iletişim kurması pek güç Mauvais sang‘i seçmiş. Fransız sinemasının duygusal boşalmalarından uzun bir aranjman var karşımda. Carax’ın oyunbazlığı her sahnede sormadan seyircinin suratına boşalmasıyla sonlanıyor. Bağımlılık yapan enerjisinin filmin kendi içerisinde içselleşip bir kırılma noktasının ardından sıradan bir özelliğe dönüşmesi tam anlamıyla bir talihsizlik. Yalnız bu bitmek bilmeyen video klip estetiğinin hayranları orada bir yerlerde var ve tekerrürü düşen boşluğu umursamayarak her detayı sünger gibi çekiyorlar. Dolayısıyla ben 5 dakikayı aşmayan şarkıların bir kere izleyip bir daha yüzüne bakmadığım kliplerinden az biraz daha fazla sevmiş olsam da ilk yarısı sonrası, tezat gibi film okulunda okutmalık tempo sıkıntılarına göz yumamadım.

Ve tabii ki bu durumda da birincilik koltuğuna Barış Yücel yaraştı. Anatomy of a Murder, hem yarışma hem de filmli ömrüm dahilinde izlediğim en kallavi işlerden. Otto Preminger’in her sahneyi diyaloglardaki virgüle dahi dikkat ederek tasarlamış olmasından ayrıntıya yepyeni bir meal getireceğinin sinyallerini alıyorsunuz zaten. Şu an dünya üzerinde Anatomy of a Murder ile aynı janra düşüp de Preminger’in başyapıtından esinlenmemiş bir örnek olduğunu sanmıyorum. Benim sinema kültürümdeki koca bir boşluğu doldurup sayısız vizyonere öncül olduğunu keşfettim Barış sayesinde. Kendi içerisinde kurduğu denklem ile tıkır tıkır işleyen olaylar bütünü de Barış’ı kaçınılmaz sona, altıncı sezonun tahtına, Yan Odadan Filmler’in kraliyet ailesine, birinciliğe götürdü. Geleneksel final yazılarımdan biri gibi olmadı farkındayım, ama zaten altıncı sezon geleneksel bir sezon da olmadı. Belki böylesi daha iyidir. Barış’ı tebrik ediyor, ödülüne en yakın zamanda kavuşacağının müjdesini veriyorum. Now, all hail the queen…


Altıncı görevin sonuçları:

Yarışmacı Film (Yıl; Yönetmen) Ülke Not
Barış Yücel Anatomy of a Murder
(1959; Otto Preminger)
ABD A+
Beril Demircioğlu Mauvais sang
(1986; Leos Carax)
Fransa, İsviçre B+
Şükrü Söğüt La jetée
(1962; Chris Marker)
Fransa B

Altıncı sezon sayfasını ziyaret ettiniz mi?

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.