Yan Odadan Filmler – All Stars S02E01: Yıldızlar Karması

Yan Odadan Filmler – All Stars S02E01: Yıldızlar Karması

Yan Odadan Filmler’e başladığım günden beri, yalan söylemeyeyim, en zevk aldığım sezon All Stars oldu. Sebep? Çünkü gerçekten de film önermekten keyif alan, başvuruyu yaptıktan sonra yarışma başlayınca benim ne işim var burada demeyenlerle 10 görev boyunca hem blogda hem de sosyal medyada epey eğlendik. Sonunda Cihan bileğinin hakkıyla birinci oldu ve güzel hatıralarıyla All Stars’ı uğurladık. Şimdi, sadece ilk All Stars sonrası yarışanlardan değil tüm sezonların birinci olamamış ama iz bırakmış film bağımlılarından seçtiğim 11 zat-ı şahaneyle yeni bir maceranın izini sürüyoruz.

Önce değişen kurallardan bahsedelim istiyorum. İlk All Stars’da görev birincisi olana bir sonraki aşamada serbest film önerebilme hakkı tanıyordum. İkinci yıldızlar karmasında ise yarışmacılarıma kendi kaderlerini belirleyebilmeleri için fırsat tanıdım. Finale kadar herkes Yan Odadan Filmler’de kullanılmış geçmiş görev başlıklarından birini istediği hafta seçebilecek ve filmini ona göre önerecek. Hatta çalışma odasında fikir alışverişinde bulunurken birkaçının önce filmi seçip, ardından da o filme uygun bir görev başlığı uydurmaya çalıştığını öğrendim. Zeki yıldızlarım benim!

Sezona kalabalık başladığımız ve Drag Race ortaklığımızı da cümle alem bildiğinden bölüm yazılarıyla ilgili bir yenilik de getirdim. Bundan böyle sadece yüksek ve düşük not alanlar hakkında kritiklerimi bildireceğim. İki arada bir derede kalıp, “SAFE” ibaresiyle yetinenler konuşmaya değecek kadar iyi ya da kötü bir film öneremedikleri müddetçe önerdikleri film hakkında uzun yorumları öğrenemeyecekler. Bunu yapmamın sebebi bana haz veren yarışmamın sırayla 11 filmi konuştuğum sıkıcı bir rutine dönüşmesini istememem ve tabii ki yarışmacıları da hazırlıksız yakalama çabam. O zaman şimdi geçiyorum jüri koltuğundaki yerime.

Tekrardan Yan Odadan Filmler’e hoşgeldiniz. Birinci görevde Ortadoğu sineması, coming of age ve neo noir gibi alt türlerden örnekler, meşhur auteurler ve hatta bir ilk film konuk oldu yarışmaya. Asosyal geçen haftamı değerlendirip beş günlük süreçte 11 filmi de tükettim. Şimdi adını sayacaklarım bir adım öne çıksın lütfen. Beril Demircioğlu, Emre Küçükenez, Mehmet Ferhan Meraler ve Oğuz Kayır. Dördünüz de bir sonraki aşamaya geçmenize yetecek kadar puan aldınız. Ne yazık ki “Safe” çok hoşlandığım bir kelime değil ve Devler Ligi’nde sizi finale taşıyacak kalifikasyonda bir karneye ihtiyacınız var. Oyununuzu geliştirdiğinizde görüşmek üzere. Şimdi Absolut Lounge’a gidip kokteyllerinizi yudumlayabilirsiniz.

Geride kalanlarla başlayalım. Hatta… Biraz heyecan katıp, alfabetik sırayla ilerleyelim. Adem Güneş, yarışmadaki geçmişinde benim genel zevkime hitap etmeyen filmler önermiş, epey risk almış ve başarılı sonuçlar elde etmiştin. Yine standart beğenilerimin dışında kalan A Field in England gibi bir yapımın senin tarafından önerilmesine çok şaşırmıyorum. Ben Wheatley’nin filmi Türkçe’ye çevirmekten hoşlanmadığım stoner drama janrının bir modeli bana sorarsanız. Yalnız istikametini kaybetmiş ve şiddeti planlı bir anlatıma tercih etmiş üslubunu takdir etmekte güçlük çekiyorum. Tempo problemi, oyuncularının parıltısız performanslarıyla birleşince hazmı zor bir alaşım çıkıyor ortaya. Ve garip bir şekilde cetvelle çizilmiş hikâyesine siyah beyazın hiçbir albeni katmadığı kanaatindeyim.

Kendi sezonunun son virajında arabası devrilen Çağatay Kalyoncu, Adem’in stoner drama‘sına bu türle yol filmlerinin matematiğini birleştirmiş bir şaheser, Easy Rider ile cevap vermiş. İki filmi arka arkaya izlemek, alt karesi türden ne istediğimi anlamama yardımcı oldu. Peter Fonda ile Dennis Hopper’ın canlandırdığı Bill ve Wyatt karakterleri 68 sonrasının jenerasyonunu, yükselişe geçmiş gençlik hareketini alıp alternatif bir öyküyle perdeye koyuyor. Alışılışmışın dışındaki özellikleri ve kağıt üzerinde tutmayacakmış izlenimi veren kimyaları bütünleşince sinemanın en güçlü ekran ikilisine dönüşüyor. Kapitalizm soslu özgürlük kavramının kol gezdiği Amerika asfaltında, ayrıntılara önem veren diyaloglar zaruri okumalar resmen. Hopper’a şapka, Çağatay’a alkış.

Yan Odadan Filmler’in ilk ve en kıymetli parçasında yarışan İlknur Akarı, hayat tekerrürden ibaret diyerek zirvenin bir adım gerisinden bildiriyor The Night of the Hunter ile. The Private Life of Henry VIII’deki ödüllü oyunculuğuyla tanıdığım Charles Laughton hayatında sadece bir kere ve bu film için oturmuş yönetmen koltuğuna. Her şeyden evvel görsel olarak doyurucu bir film üreten Laughton, sinema tarihine eşi benzeri olmayan bir villain (kötü adam/karakter) bağışlıyor. Kelimenin tam anlamıyla bir kabus, kültürel ve manevi yozlaşmanın iktidarda olduğu, akın karaya da bulanabildiği yarı başyapıt. AFI boşuna Citizen Kane’den sonra sinema tarihindeki en iyi film dememiş.

Sayesinde Ortadoğu Sineması’na olan hayranlığımı keşfettiğim yarışmam, All Stars 2’nin daha ilk görevinde Onurcan Güden‘den gelen Turtles Can Fly önerisiyle kutsandı. İşte bizim ülkemizde asla yapılamayacak bir film bu. Neden? Topraklarımızın kiri pası, üstüne akıtılmış kanı ve hasımı aynı; ama Bahman Ghobadi’nin maestroluğunda duygu dünyasında sarsıntı yaratmakla hakikati çırılçıplak anlatmak arasında ince bir çizgi var. İlk sezonun birincisi Tolga, Children of Heaven’ı önerdiğinde boğazıma koca bir taş oturmuş, yüreğime kramplar girmişti. Aynısını Turtles Can Fly’ı izlerken hissettim. Faciaları kimi zaman mübalağaya el verse de düpedüz sarstı, parçalarıma ayırdı beni.

Sıradaki durağımız Şükrü Söğüt. İlk görevde önerilen iki Luis Buñuel filminden biri, Viridiana, Şükrü’den geldi. İsa’nın son akşam yemeği sahnesiyle zihnimde önemli bir yere kazınan yapım, spiritüel bağnazlıklara tokat atıp ahlaksızlığa ahlaksızlıkla cevap veriyor. Ve bunu yaparken de karşısındaki seyircinin bir şeyleri hemen sezmesine engel olacak bir tarz benimsiyor olabildiğince. Gösterişsizliğini mizahi yönüyle kapatması tam da benim ağzıma layık bir hareket. Mümkünse finali üzerine de uzun sohbetler yapmak istiyorum birileriyle. Hayat ne garip, adında Oscar geçen blogumda Buñuel filmi över oldum. Yaşasın Yan Odadan Filmler!

Tarık Kılıç‘dan Rob Reiner’ın hiç sevmediğim Stand by Me’sine benzer Flipped önerisi gelmiş, ki bu felaket de Reiner’ın imzasını taşımakta. Neresinden başlasam inanın bilmiyorum. Her şeyden evvel Flipped bence Yıldızlar Karması’na uygun bir öneri değil. Epey epey gişeyi dert eden, hikâye anlatma zanaati yerine usturuplu olmaya kendini nezretmiş gurur aymazlığı düpedüz. İki ana karakterden erkeğin öyküsünde ayaklar yere sağlam basıyor, ama muhtemelen senaryo karşı cinsi anlama zahmetine katlanmayan birileri tarafından kaleme alındığı için kızın ağzını açtığı her anda Flipped inandırıcılığını kaybediyor. Ara ara iyi, ama benim iletişim kuramadığım filmler önerilir yarışmada. Ama Flipped gerçekten, süssüz bir şekilde ifade olacak olursam kötü film.

Ve sana gelelim Yakup Yılmaz. Robert Downey Jr.’ın Tony Stark benzeşlerinden birine can verdiği Kiss Kiss Bang Bang önerisi All Stars’ın birinci görevi, ilk izlenimlerin oluşacağı hafta için uygunsuz bir seçim. Kafası karışık, hangi türe ait olduğunu bilmeyen, kara filmlerden ziyade stilize gişe işlerine örnek bir yapım. Hani iç güzellik dış güzellikten daha önemli derler ya, bu iddiayı desteklemek isteyenler Kiss Kiss Bang Bang’i alıp izletebilir. Çünkü vitrine konmuş tüm aforizmalarının arkasında hesapçı, kendine hayran bir boşluk var. Pozları en az karakterlerinin tasviri kadar biçimsiz.

Ben, kendim ve tüm filmlere tanıklık etmiş yatağım uzunca bir süre düşündükten sonra kararımızı verdik. Adını söyleyeceğim yarışmacılar bir adım öne çıksın. Çağatay Kalyoncu ve Onurcan Güden. Tebrikler beyler. İkiniz de ilk görevin birincisi oldunuz. Geriye dönüp baktığımda neden burada birinciliği X kişiye de vermemişim diye kahrolmaktansa hem Easy Rider’ı, hem de Turtles Can Fly’ı taçlandırmak istedim. Şimdi çekilebilirsiniz. İlknur Akarı ve Şükrü Söğüt, haftayı çok başarılı bir şekilde sonlandırdınız. Sizlere de teşekkür ederim. Adem Güneş, kurşun sıyırdı ve geçti. Umuyorum bir sonraki aşamada aldığın riskin karşılığını ikimizi de alabiliriz.

Değerli yarışmacılarım, Yakup Yılmaz ve Tarık Kılıç. Kurallar gereği ikinizden birine veda etmek zorundayız. Affedilemez bir günah işleyip, adı All Stars olan sezonda kaba tabirle vasat filmler yolladınız. Keşke bir süre daha birlikte devam edebilseydik. Ama dediğim gibi kurallarımız var ve en nihayetinde bu bir yarışma. Yakup, shante you stay. Ve üzülerek söylüyorum Tarık, elenen sen oldun. Now sashay away…


İlk görevin tam sıralaması şöyle:

Yarışmacı Film
(Yıl; Yönetmen; Ülke)
Not
Çağatay Kalyoncu Easy Rider
1969 | Dennis Hopper
ABD

A

Onurcan Güden Turtles Can Fly
2004 | Bahman Ghobadi
İran, Fransa, Irak

A

İlknur Akarı The Night of the Hunter
1955 | Charles Laughton
Meksika

A-

Şükrü Söğüt Viridiana
1961 | Luis Buñuel
İspanya, Meksika

A-

Oğuz Kayır The Taste of Cherry
1997 | Abbas Kiarostami
İran, Fransa

A-

Beril Demircioğlu Ghost World
2001 | Terry Zwigoff
ABD, Birleşik Krallık, Almanya

B+

M.Ferhan Meraler The Exterminating Angel
1962 | Luis Buñuel
Meksika

B

Emre Küçükenez House
1977 | Nobuhuki Ôbayashi
Japonya

B-

Adem Güneş A Field in England
2013 | Ben Wheatley
Birleşik Krallık

B-

Yakup Yılmaz Kiss Kiss Bang Bang
2005 | Shane Black
ABD

C+

Tarık Kılıç Flipped
2010 | Rob Reiner
ABD

C

Yoksa siz hâlâ All Stars 2 sayfasını ziyaret etmediniz mi? 

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.