Yan Odadan Filmler – All Stars S02E04: Tren Enkazı

Yan Odadan Filmler – All Stars S02E04: Tren Enkazı

Kesenin ağzını açtım, herkese bol bol puan dağıttım, belki bu kadar uyumlu olduğum bir dönemde izlemesem “Bana niye bu kadar kasıntı şeyler öneriyorsunuz?” diye fırça çekeceğim filmleri bağrıma bastım ve sonunda güzel giden seri fena patladı! Ortalaması yarışma tarihindeki en düşük haftalardan birinde dramalı, entrikalı, üstelik kurallar rahatlamış ve görev listesi yine kalabalıklaşmışken, korkunç günler geçirdik. Önerileri aldığım 1 Mayıs gününden beri önüme düşen her filmi asık bir suratla tamamlayıp, geriye kalan sekiz kraliyet adayının kulaklarını çınlatıyorum. Madem öyle, fırtınalar koparsa kopsun artık. Kim sürüklenip gidecekse gitsin. Çünkü dördüncü görevin film listesi kıyım istiyor ve hatta hak ediyor.

Sörler ve damlar, adını söyleyeceklerim bir adım öne çıksın lütfen. Çağatay Kalyoncu ve Mehmet Ferhan Meraler. Aldığınız puanlar yarışmada bir hafta daha kalmanız için yeterli oldu. Sıfır eleştiriyle haftayı tamamlayanların sahneden erken çekildiği son görev bu. Önümüzdeki programdan itibaren kimse filmi hakkında gevezelik duymadan sahneyi terk edemeyecek. You’re safe but step it up! Shake off your sequins and get ready to werk dat poussey. 

Bu sefer geleneklerimizi bozalım ve en yüksek puanları verdiğim üçlüyle başlayalım. Beril Demircioğlu, her zamanki gibi jüriyi etkilemeye devam ediyorsun. Bariz bir momentum kazandın, umarım yükselen grafiğin asla sekteye uğramaz. Beau Travail önerin, değil filmini izlediğimde, adını duyduğumda dahi beni zorlayan Claire Denis’e ait. Ve bugüne kadar tek bir Denis yapımının bile sonunu getirememişken homoerotizmi bu kadar iyi kullanan, hikayesinin parçalarını takdire şayan bir detaycılıkla bir araya getiren hallerini görmek tüm fikrimi değiştirdi. Çıplak beden göstermeyen erotizmi, heteronormatif bir düzenden iktidarı iktidarsız eyleyen arzular çıkarması kalbimi çalmış olsa da belki bir nebze biçim takıntısına ve anlatıcının (dış ses) kimi zaman tekstin sahiciliğini bozmasına dokundurabilirim.

Anonim düzeneğimizde filmleri bitirene kadar kimin ne önerdiğini bilmesem de Hollywood’un altın çağına saygıyla yaklaşan, All Stars 2 fragmanında ne izlemek istediğime dair mesajı iyi alan İlknur Akarı seçimleri kendini hep belli ediyor. Rosalind Russell ve Cary Grant’li screwball komedi His Girl Friday, İlknur’un son numarası. Dönemin klasik romantik komedilerinden farklı olarak boşanmış bir çift üzerinden enerjik, dilbaz, enfes bir klasik çıkarmış yönetmen Howard Hawks. Kadın karaktere bu kadar yakından bakabildiği de tek filmi sanırım. İki başrol oyuncusunun hızlarını konuşturduğu performansları epey doyurucu. Çevik geri dönüşlerle dolu diyaloglar da üzerine eklenince ortaya alaycı ve hatta zeki bir film çıkıyor.

Sıra Onurcan Güden‘de. İlk hafta Çağatay’la aldıkları birincilikten beri hanedanın önüne çıkamadı ikisi de. Kısmet bugüneymiş. Le trou listeyi gördüğümde hakkında tek bir şey dahi bilmediğim bir film olduğundan direkt ilgimi çekmeyi başardı zaten. Janjanlı paketinin içinden maharetli bir senaryo çıktığı için mutluyum. Ne kadar yabancı olsak, benzer bir deneyimi paylaşmasak da empati kurduğunuzda aynı kararları alabildiğiniz gerçek karakterlerle dolu olması bu yapımı değerli kılan bana sorarsanız. Tempo sıkıntısı ve ikinci yarıya gelmeden aksamaya başlaması dikkatimi biraz dağıtıyor ama oyuncularına teslim edilmiş tek bir cümlede bile müsriflik yapılmamış. Finale sakladığı insafsız tahkimi tanrı eli değmiş bir gözlem yeteneğinin ürünü.

Ayaklarınız daha fazla ağrımasın, Untucked lounge’da rahatlayın diye hemen görev birincisini açıklamak istiyorum. İlknur Akarı, condragulations, you’re the winner of this challenge. You won $1000 and a one-year supply of burgers from Hamburger Mary’s. Onurcan ve Beril, sizlere de teşekkür ederim. Çekilebilirsiniz.

Tam toparladı, her hafta beni bir kez daha özel bir klasikle kutsayacak derken Emre Küçükenez‘in ABD sınırları dışında üretilmiş bir Hollywood yemi, Burnt by the Sun‘ı göndermiş olmasını affedemiyorum. Akademi’nin zayıf bir yılda üzerine Yabancı Dilde En İyi Film ödülünü attığı yapım bizde yapılan (daha doğrusu yapılamayan) Atatürk filmleri gibi ucuz gözüküyor ve kurabildiği tek bir ilginç cümlesi, mizanseni yok. Seyircisini üçüncü sınıf ajitasyonla manipüle etmeye çalışan klişe bir melodram. İlk sahnesinde vaat ettiği neşesiz, sönük, gereğinden fazla basit aritmetiği filmin bütününe hakim. The Barber of Siberia’yı beğenip buna mırın kırın etmek de benim ikiyüzlülüğüm olsun.

Oğuz Kayır‘ın gönderdiği film I’m a Cyborg, But That’s OK izlerken beni epey güldürdü, ama tamamen yanlış sebepler yüzünden. Park Chan-wook’la ilgili “gösterişçi ve sığ sinemacı” yorumlarına bugüne kadar zerre katılmamış, öyle ki Stoker’ı bile bir derece takdir etmiş bir hayranı olarak bu yüzeysel, anlamsız, akıl hastalığından nahoş bir güldürme çabası çıkarmaya çalışan, – yine söz yerli filmlere gelecek ama – Türkiye’deki gişe komedilerini hatırlatan filmini neresinden tutarsam tutayım elimde kaldı. Sözde kimlik problemlerini olmamış psiko gerçekliğinde patriyarkal nizama çomak sokarak / sokmuş gibi yaparak çözecek. Hangi kıraatı gerçekleştirirsen gerçekleştir gübür.

Ve bir türlü düştüğü low çukurundan çıkamayan Şükrü Söğüt‘te sıra. Bu Criterion sponsorlu taktik konusunda kimi zaman bende dengemi tutturamıyor, bazı klasikleri içine girme konusunda sıkıntı yaşamadığım için kutsuyorum. Ama sinemayı entelektüel sebeplerden değil hikâye anlatma sanatının inceliklerinden ötürü seven fani bir izleyici olarak Pather Panchali‘nin tek bir sahnesine dahi katlanamadım. O kadar kötü eskimiş ki film… Her bir parçasında üçüncü dünya ülkesinde geçen öykülerin en niteliksiz, sinema tarihinde değil binlerce, milyonlarca defa kullanılmış o uyduruk yoksulluk pornosu teması var. Zaten bu filmlerin popülasyonuyla dünyanın önde gelen festivallerini boğduğu bir dönemde, dil bariyeri yüzünden de kültürel tercümeye cevap vermeyen durgun ve yavan film niye önerilir? Şükrü sadece araç oldu, ama ben söyleyeyim, neden kült olduğunu bilemediğim böyle filmleri beğenmeyince kendimle ayrı gurur duyuyorum.

Karar anı… Düşündüm, taşındım ve seçimimi yaptım. Emre Küçükenezyou’re safe. Bu başarısızlığın bir daha tekrarlanmayacağını umut ediyorum. Sahnenin arkasındaki arkadaşlarına katılabilirsin. Oğuz Kayır, seyircinin favorisi olarak bu yarışmaya geldin ve dolayısıyla yaptığın seçimlerle kendini kanıtlaman gerekiyordu. Ama Thelma & Louise önerisiyle elindekileri tükettiğini hissetmeliydim sanırım. Şükrü Söğüt, yarışmanın görev birinciliği almadan final görmüş rekortmen bir yarışmacısı olarak senden çok daha fazlasını beklemiştim. Kötü filmler önerdiğini söylemeye dilim varmaz. Ama Yan Odadan Filmler’deki bu deneyiminde ne yazık ki seçimlerinle yıldızım barışmadı. Oğuz ve Şükrü…

Neither one of you survived this challenge. I’m sending you both home! Now sashay away.

***

My six sisters, I have a confession to make. I fear I’ve made a terrible mistake, that I’ve let one of the eliminated queens go home too soon… I’m just not sure which one. Could it be Lineysha Sparx, Kelly Mantle or Nina Flowers? Well, I’m sure it’ll come to me


All Stars’da skandallarla dolu dördüncü görevin tam sıralaması şöyle:

Yarışmacı Film
(Yıl; Yönetmen; Ülke)
Not
İlknur Akarı His Girl Friday
1940 | Howard Hawks
ABD

A-

Onurcan Güden Le trou
1960 | Jacques Becker
Fransa, İtalya

B+

Beril Demircioğlu Beau travail
1999 | Claire Denis
Fransa

B+

Çağatay Kalyoncu The Wind Will Carry Us
1999 | Abbas Kiarostami
İran, Fransa

B

M. Ferhan Meraler The Ascent
1977 | Larisa Shepitko
Sovyetler Birliği

B-

Emre Küçükenez Burnt by the Sun
1994 | Nikita Mikhalkov
Rusya, Fransa

C+

Oğuz Kayır I’m a Cyborg, But That’s OK
2006 | Park Chan-wook
Güney Kore

C

Şükrü Söğüt Pather Panchali
1955 | Satyajit Ray
Hindistan

C

Yoksa siz hâlâ All Stars 2 sayfasını ziyaret etmediniz mi? 

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.