Yan Odadan Filmler – All Stars S02E06: Affedilmez Günah

Yan Odadan Filmler – All Stars S02E06: Affedilmez Günah

Uğruna 2017 film sezonunun yakınından dahi geçmediğim Yan Odadan Filmler’de altıncı görevi tamamlamış bulunmaktayız. Önce çifte eleme, ardından herkese kendini gösterme şansı tanıdığım elemesiz haftadan sonra eski usul kıyımlara hazırız! Ve finale bir adım daha yaklaştığımız bu bölümün şöyle de bir önemi var, bundan böyle anonim düzen tamamen ortadan kalkacak ve herkes kartlarını açık oynayacak. Dolayısıyla yeni bir periyota geçtiğimiz haftada yarışmaya geri dönen Adem ve bir türlü görev birinciliği elde edemeyen Ferhan’a gözlerimi dikip spot ışıklarının ikisine birden yansıması için evrene mesajlar göndererek oturdum filmlerin başına. Sonuç… Herkesin ikonik Snooki kılıklarıyla çıktığı podyumda konuşalım isterseniz. Hadi motorlarınızı yağlayın, All Stars başlıyor!

Yarışın bu noktasında risk alabilen herkese saygım sonsuz. Artık yakın tarih tüketildiği için siyah beyaz klasikler, Criterion damgalı filmler, eleştirmenlerin diline pelesenk olmuş klasikler arasından eksiklerimi seçmek moda oldu. Bu yüzden Beril Demircioğlu‘nun ne olursa olsun diyerek Lantana önerebilme cesaretine hayran kaldım. Vurdumduymazlığına hayranlığım yetmezmiş gibi adını hiç duymadığım Avustralya filminin 2001’de OBA Makarna ödülleri dağıtılıyor olsa pekâlâ zirveye oynayabilecek bir içeriğe sahip olduğunu görmemle takdirim ikiye katlandı. Kabul, ilişkiler ve çoğunlukla evlilik üzerinden hayatları kesişen çiftleri bireyselliği karıştırmadan irdeleyen film çok. Fakat Lantana’daki kontrast amansız. Öyle ki hükmettiği habitata hakimiyeti (3H kanunu) son çeyreğin zayıf prosedürlerini değerlendirme dışına itiyor.

Mehmet Ferhan Meraler‘in seçimiyle ilgili benzer hayranlık cümleleri kuramayacağım. Sebebi de All Stars’ın altıncı görevinde bir Top 250 filmi önererek günah işlemesinden başka bir şey değil. M, suç sinemasına öncüllük yapmış kusursuz bir klasik. Geçen yılları teknik anlamda karşılayacak bir gelişme ihtiva etmiyor olsa da anlattığı öykü zamanının ötesinde. Toplum psikolojisi ve yargı tasviri 90 yıllık ışınlanmayı geçersiz kılıyor. Ama yine başladığım yere dönüyorum, bir öneri yarışmasında Top 250’ye sarkıntılık ediyorsanız elinizde daha fazla ne kalmış olabilir ki?

İlk hafta aldığı görev birinciliğinden beri bir türlü zirveye oturamayan Onurcan Güden, Humphrey Bogart’lı In a Lonely Place‘i uygun görmüş bu hafta için. Thomas Vinterberg’in The Hunt’ı inşa ettiği araziye meğer 1950’de bir gökdelen dikilmiş de bizim haberimiz yokmuş. Tabii ki de kontekst çok farklı noktalara uzanıyor, ana karakterin kıyısına çarpan dalgaların boyu bir hayli büyük. Fakat şüphe ve sürü psikolojisi aynı potada eriyince ister istemez yersiz mukayeselere giriştim. Bogart’a teslim edilen karakterin sadece çevresindeki savunmasızlar değil seyirci de benzer bir gelgitle boğuşuyor üstelik. Bir de acaba bu efsanevi aktörün en iyi oyunu mu sorusuyla tatlı dakikalar geçirmek aldığım hazzı bir kat artırdı sanıyorum.

Gelelim Çağatay Kalyoncu‘nun Spoorloos‘una. Filmler geldikten sonra izleme listemin en başlarına bu Hollanda yapımını kondurmakla doğru yaptım sanırım; çünkü demlendikçe büyüsünün artığına inanıyorum kabusa iki durak uzaklıktaki öykünün. Orijinal adıyla The Vanishing, temelini yıldıran ve sinir bozan bir atmosfer üzerine kuruyor. Ardından da kan donduran gariplikleriyle bilinçli bir gerilimin pimini çekiyor. Böyle olumlu yorumlar yapıp da Çağatay’ın filmini alt sıralara itmemin asıl sebebi ilk yarının sonunda ürküten vargısı. Kötü adamın fiziksel avantajını da kullanarak görsel anlamda efektif endişe hissi oluşturmasına karşın sosyopatına niçini net bir maksat verilmesini arzu ederdim.

Yarışa geçtiğimiz hafta bomba gibi geri dönen Adem Güneş kutlamalara A Woman Under the Influence ile devam ediyor. Muammadan böyle güzel beslenen, cinnetten şaşılası mucizeler yaratabilen başka bir film izlemedim ben ömrü hayatımda. Gena Rowlands’ın sinema tarihiyle alakalı her kitabın önsözüne kondurulması icap eden performansıyla, John Cassavetes’in delişmen hikâye kurgusuyla şaha kalkıyor tüm çılgınlık. Anlayanın da, anlamayanın da hâli nice A Woman Under the Influence’da. Çünkü ekranda beliren her yüz kararsızlığıyla somut, varlığıyla tek. Kameranın sarsıldığı an bile realizm planının parçası. Ba-yıl-dım!

Bir Cassavetes filmini övmekten, bir başka Cassavetes filmini kısmen yermeye geçeceğim şimdi. Emre Küçükenez‘den gelen Opening Night, realist akımın benim nezdimde defolu bir temsili. Yavaş yavaş yanan ateşin etrafında sadece Cassavetes değil, yine Gena Rowlands da var üstelik. Lâkin inanmayıştan doğan tereddütleri tüm bu gerçek üstü gerçeği plastlikleştirdi benim için. Belki eleştirdiği sanatsal icrayı bizzat deniyor olması alegorinin parçası. Benim problemlerim ise bu alegoride egemenliği altına almaya çalıştığı temalarla akraba. Belki kaynak yapılan noktaları saydamlaşmış anlatılara düşkünlüğümdendir mesafem.

Ve son olarak İlknur Akarı‘dan The Lady from Shanghai var. Orson Welles ile Rita Hayworth gibi sıradışı bir ikiliyi aynı kare içerisinde görmenin verdiği haz bir yana dursun yine hikayenin parçaları arasındaki uyumluluk üzerinden eleştirilmeye kalkıldığında sıkıntı yaratabilecek bir tahkiye. Ancak absürt tercihleri ve Welles’ın alışılagelmiş duyarlılığından fersah fersah uzak noir rüzgarı hoş bir ılıklık bıraktı arkasında. Üzerine koya koya, ihaleyi femme fatale karaktere bırakarak ilerliyor. Bir de meraklanıp ardından Welles’ın kurgu masasında çıktığı macerayı okuyunca keyfim iyice yerine geldi.

Bayanlar ve diğerleri, kafamdaki seslerle görüşmelerim sonucunda aranızdan birinin önerdiği filmin uzun yıllar hafızamdan silinmeyeceğime kanaat ederek seçimimi ona göre yaptım. Onurcan, İlknur ve Beril; üçünüze de çok teşekkür ederim. Bu görevden de yüksek notlarla ayrıldınız. Ama bu bölümün birincisi kesinlikle Adem Güneş! Tebrikler Adem. Yarışa seni geri çağırarak ne kadar doğru bir karar aldığımı kanıtladın. Şimdi çekilebilirsiniz.

Geri kalan üçlü arasında bir hile yaptım. Esasında önerilen filmleri gördüğüm anda çok ekstrem bir hoşlaşma yaşamazsam ne yapacağımı az çok kestirebiliyordum zaten. Bu bölümde uzun bir aradan sonra ilk kez, ve belki de All Stars başladığından beri böyle yapmalıydım bilemiyorum, beğenilerime göre değil bir film önerme yarışmasında yapılan seçime göre elemeyi gerçekleştireceğim. Top 250’den kopya çekmek, lip sync sırasında peruk çıkarmak gibi bir şey benim için. Hele ki yıldızlar karmasının altıncı haftasında… I’m sorry Ferhan, but you’re out. Now sashay away.


All Stars’da çekişmeli geçen altıncı görevin tam sıralaması şöyle:

Yarışmacı Film
(Yıl; Yönetmen; Ülke)
Not
Adem Güneş A Woman Under the Influence
1974 | John Cassevetes
ABD

A+

Beril Demircioğlu Lantana
2001 | Ray Lawrence
Avustralya, Almanya

A

Onurcan Güden In a Lonely Place
1950 | Nicholas Ray
ABD

A-

İlknur Akarı The Lady from Shanghai
1947 | Orson Welles
ABD

A-

Emre Küçükenez Opening Night
1977 | John Cassavetes
ABD

B+

Çağatay Kalyoncu Spoorloos
1988 | George Sluizer
Hollanda, Fransa, Batı Almanya

B+

M. Ferhan Meraler M
1931 | Fritz Lang
Almanya
Öneriye B+
Filme A- 

Yoksa siz hâlâ All Stars 2 sayfasını ziyaret etmediniz mi? 

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.