Yan Odadan Filmler – All Stars S02E07: Altı Yanlış, Bir Doğru

Yan Odadan Filmler – All Stars S02E07: Altı Yanlış, Bir Doğru

All Stars 2’nin finaline sayılı görev kaldı ve ben tarihte ilk kez bitişteki Top 3’ü kimlerin oluşturacağını kestiremiyorum. Neredeyse herkesin eşit olduğu yarışta yine pirincin taşını ayıkladığımız özel bir görev vardı bu hafta, iyisi mi ondan konuşalım. Yıldızlar karmasının ışıl ışıl parlayan şöhretleri önceki haftalarda elenmiş yarışmacıların seçtiği görevlerden birini alıp, bu görev başlığının kirlenmiş adını temizlemeye çalıştı. Sonucunda da ortaya bu sezonun günümüze en yakın programı çıktı. Öyle ki altı yarışmacıdan dördü 2000 ve sonrasına el attı. Ben yine gelenekleri bozmayarak karışık sırayla sahnede eleştirilmeyi bekleyen müsabıklarıma yöneleyim.

Geçtiğimiz görevde elenmenin kıyısından dönen Çağatay Kalyoncu esasında çok da mantıklı bir öneride bulunmuş: The Son. Pek seviştiğim Dardenne Kardeşler’in 2002 tarihli filmi kefaretinin bedelini geçmişinden bir hayalette bulan acılı bir babayı konu alıyor. Mercek altına kondurduğu işçi sınıfının hayallerine ve hayatlarına her daim hakim Dardenneler bu sefer çok daha küçük ölçekli bir öyküyü takip ediyor. Sessiz sedasız, alçak tempolu senaryolarının son 10 dakikaya kadar yaptığı her şey ya bir öz ekonun gürültüsü, ya da denenmişin son çözümlemesi. Masaya getirip sunabildiği yeni bir bakış açısı, keşfettiği hiç kullanılmamış bir duygu akisi yok.

Son toplaşmamızda eleme potasına ucundan da olsa uğrayan Emre Küçükenez‘in Çoğunluk önerisinde ise bambaşka bir uysallık, kontrollü bir aşinalık hissi mevcut. Yakın tarihte izlediğim Köksüz’den benzer bir tat almıştım. Dolambaçsız profilinde yaşamasak da bildiğimiz, görmesek de varlığına ikna olabildiğimiz minik çatışmalar mevcut. Birey olabilmek ve öncesindeki eğleşmelerin abartısız tasviri Bartu Küçükçağlayan tarafından canlandırılan kavrulma yaşındaki karakterle iletiliyor. Belki daha net iletişim kurabilmek adına birkaç mizanseni silip atılabilir, ama kusurlarıyla kabule şayan.

Gelelim hep kalburüstü filmler önermesine rağmen yarışmanın başından beri bir türlü istediği görev birinciliğini alamayan Onurcan Güden‘e… Eric Rohmer filmografisinin en değerli parçalarından biri olarak kabul görmüş My Night at Maud’s tercihini öğrendiğim anda bir kaşımı kaldırmıştım zaten. Yakın tarihte izlediğimiz Toni Erdmann’da ne hissettiysem bu Rohmer filmi de bana aynısını yaşattı. Sınırını bilmeyen, kendini aşırı ciddiye alan, bu varlığını değerli gören hallerini saklamayan ve bir de üstüne hiç susmayan uzun bir taşlama. Bu fazla hissiyatını minimalist kadrajlarla dengelemeye çalışmasını da anlayabiliyorum; fakat inançtan edebiyata, aşktan ölüme, sevişmekten felsefeye her konu hakkında bir fikir beyan etmek zorunda hissetmesi hırpaladı beni.

Bu kadar çenenin üzerine Beril Demircioğlu‘nun George Washington önerisi ruhumu dinlendirdi. En klişesi ve hatta en zorbasından bir büyüme hikayesinin bu denli kalbime dokunabileceğine ihtimal vermezdim. Doğal hünerlerinin arasında basit bir kavram oyunu, var olanı başka simgelerle temsil etmeye çalışan bir yerine koyma ustalığı var. Boyhood ve benzerlerini beğenmeyerek George Washington’ın senaryo üzerinden değil de basit bir iskelet hikaye üzerinden yapılandırılmış doğaçlama tavırına kapılmam benim ayıbım olsun. Bir de bu dinlemesi ve hissetmesi kadar bakması da güzel filmlerin bizimle nasıl oynadığından konuşmamız gerek bir ara.

Hemen bir küçük hayal kırıklığına daha uzanalım. Gittiği gibi geri gelen Adem Güneş‘in yanlış düzeltmeli haftada seçimi The Twilight Samurai olmuş. Adından da anlaşılacağı üzere klasik bir samuray anlatısı bu yapım. Lirik melankolisiyle ahlaki ve hissî bir ikilemin, haysiyet nosyonunun üzerine oynuyor. Yalnız hiç sevmediğim o pofuduk, soyut uyarıcılarla dolu bir öykücülük tekniğine bulanmış. Ve Uzak Doğu sinemasında bilhassa kültürel bağlamlı filmlerde yer alan aşırı duygusallık burada da hakim. Filmin yetisizliğiyle değil, benim bağ kuracak ilgi çekici çok detay bulamamamla alakalı mesafem.

Ve son olarak İlknur Akarı‘dan Tesis‘i konuşalım. Alejandro Amenábar’ın en mühim filmi Michael Haneke’nin Benny’s Video adlı şaheseriyle aynı damardan besleniyor. Şiddet ve ölüm arasındaki gelgitte toplumun farkında olmadan geldiği zorba, hiddet dolu noktaya işaret ediyor. Serzenişinde görsel medyanın payına da ihtimam etmiş ve dokuncalı kapsamın her yerine çuvaldız batırmış. Bir de tabii tüm bu (benim için) ikincil mesajlarının, oyunbazlığının yanında tüyler ürpertici, tekinsiz bir film Tesis. Bir noktada yönetmene bile isteye formülünü ele verse de istikametindeki metotları tatmin edici.

Kafamdaki seslerin hepsine kulak verdim, ama tabii ki de son seçim bana ait. Beril ve İlknur; ikiniz de haftayı hatırımda kalacak önerilerle kapadınız. Yalnız aranızdan sadece birinize görev birinciliği hediye edeceğim. İlknur Akarı, condragulations, you’re the winner of this challenge! You won 1000 $ gift certificate from The Spa on Rodeo. Beril, Emreyou’re safe.

Adem, geri dönüşünü kutlarken seni tekrardan düşük notlar arasında görmek beni üzdü. Buralara bir daha uğramamanı rica ediyorum. You’re safeOnurcan ve Çağatay, ilk görevin birincileri, ikiniz de bana yarışmaya yaraşmayan filmler izlettiniz. Ama içinizden biri önerisiyle intiharın eşiğine bir adım daha yaklaştırdı beni. Onurcan, shantay you stayÇağatay, now sashay away.


All Stars’da finale yaklaşırken yedinci görevden çıkan tam sıralama şöyle:

Yarışmacı Film
(Yıl; Yönetmen; Ülke)
Not
İlknur Akarı Tesis
1996 | Alejandro Amenábar
İspanya

A-

Beril Demircioğlu George Washington
2000 | David Gordon Green
ABD

A-

Emre Küçükenez Çoğunluk
2010 | Seren Yüce
Türkiye

B+

Adem Güneş The Twilight Samurai
2002 | Yôji Yamada
Japonya

B

Onurcan Güden My Night at Maud’s
1969 | Éric Rohmer
Fransa

B-

Çağatay Kalyoncu The Son
2002 | Jean-Pierre & Luc Dardenne
Belçika, Fransa

B-

Yoksa siz hâlâ All Stars 2 sayfasını ziyaret etmediniz mi? 

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.