Yan Odadan Filmler – All Stars S02E08: Lanetli Yumurta

Yan Odadan Filmler – All Stars S02E08: Lanetli Yumurta

Yapım ekibiyle sette yaşadığım kavganın ardından inzivaya çekilip kafa dinlemek için tatil ricasında bulundum kanal yöneticilerimden. Üzerimdeki stresi atmak, aşırı Criterion filmi izlemenin yarattığı baskıyı aptal saptal filmler tüketerek bedenimden uzaklaştırmak tek amacımdı. Ama koltuğuma göz koymuş hain movie buff, ikinci sezonun skandallar piremsesi, ilk All Stars’ın arıza yarışmacısı Willam, nam-ı diğer John Doe yokluğumu fırsat bilerek kanalla iletişime geçmiş. Ve Top 5 ile sessiz sedasız bir hafta geçirecek iken her deliğinden ahlaksızlık akan, zührevi rahatsızlıklarını örtbas etmek için kullandığı sosyal medya hesabında yeni görevin yol haritasını belirlemiş. Aynı menajerlik şirketi ile çalıştığımızdan dostlarımı, kontrattaki bağlayıcı maddeler yüzünden ne yazık ki patronlarımı reddedemedim ve sızdırmasıyla meşhur Willam‘ın satırlarına kulak vermek zorunda kaldım. Attığı büyük kazık/eziyetin prospektüsü şöyle:

Can someone for the love of sweet bejus recommend me a good film with a handsome black dude in it. #starving

Yeryüzünde fenalık, şer ve habisi temsilen aramızda bulunan John Doe, özetle bitmeyen yüzyıllık açlığına kara deva aramış. Bunun yarışmaya tercümesi de tahmin edeceğiniz üzere bir azınlık anlatısıydı. Yalnız havuz küçük olduğundan başrolünde siyahi oyuncu yer alan herhangi bir filmi de kabul etmek zorunda kaldım. Untucked Lounge’daki mazotu bitiren, Reha Erdem’in de arasında yer aldığı Pit Crew ile ağıza alınmayacak şeyler yapan ve zorunda olmasam devlerin buluşacağı sezon Battle of the Seasons’a asla çağırmayacağım kevaşeyi (sanki fikir maması o değilmiş gibi) yaka paça dışarı atmak istiyorum. Muhafızlar!!!!

Laneti sürprizinden büyük çürük yumurta kokusu dağıldığına göre kritiklere geçebiliriz. Emre Küçükenez‘in önerisi The Hurricane ile başlamak istiyorum. Çünkü her ne kadar görev zorlayıcı olsa da herhangi bir sinemaseverin mutlak surette adını bildiği popüler bir Denzel Washington filmini Emre gibi bir yarışmacının yollamış olması beni üzüyor. Elindeki el kitabından öte bir öngörüsü olmayan bu Norman Jewison filminde şu aralar Ava DuVernay’in üzerinden rant sağladığı “Bakın ait olduğum toplumu ne kadar da iyi tanıyorum.” mesajı baki. Doksanlarda birden fazla kere kullanılmış o klasik biyografi mamasında yine anlatıcı dozaşımı, kısmen yararsız asli yaşam öyküsü ve zembille gökten inen dost canlısı beyaz adam aile var. Kötü demeye dilimiz varmaz, ama hem ünlü aktörün hem de gösterildiği yılın özetleyici filmlerinden biri olarak görülmesi utandırıcı.

All Stars 2 casting süresinde araştırma yaparken ilk sezondaki başarısını hatırlayıp davet ettiğim ve çağırdığım için de her görevde bana iyi ki dedirten İlknur Akarı‘da sıra. Varlığını sayesinde öğrendiğim A Raisin in the Sun, yine haftanın klasik anlatılarından. Fakat sen kalk 1960lar’ın başında henüz siyahiler eğlence sektöründe tiyatrodan beyazperdeye tam anlamıyla bir sıçrama yapamamışken o çevrede çalışmakta olan en iyi oyuncuları toparla ve Amerika’yı baştan sona eleştire eleştire parçalara ayır, atardamarına dişini sok, kanının son damlasına kadar akıt. Mesele ekrandaki herkesin siyahi olması da değil aslında. En nihayetinde ortada ekonomik sıkıntılar yaşayan bir aile ve iyileşebilme, toparlanabilme, hayallerini gerçekleştirme arzusu var. Tabii bunu ABD sınırları içerisinde yaptığından o dönem için dokunulmaz sayılan Amerikan rüyasının ızdıraplarını göstermesi dikkat çekici. Paramparça eden finali de cabası.

Sırada Onurcan Güden beyefendi var Rosewood seçimiyle. Normların dışına çıkmak için kafa yoran, hatta bazen çok kafa yorduğundan kendine yenilen yarışmacım, Schindler’s List uğruna göz pınarlarımı kuruttum diye Amerika’nın siyahi geçmişindeki yüz karası bir hadiseyi ekrana taşıyan John Singleton filmini önermiş. Böyle filmlerdeki en büyük handikap yönetmenin koltuğa oturmadan önceki motivasyonu oluyor. Gerçekten anlatılması gerektiği için mi orada, yoksa anlatılması gerektiği kadar kendi de üzerine bir şeyler ekleyebileceği için mi bu görevi üstleniyor onu görmek lazım. Rosewood ilk gruptan. Stüdyo tarafından kiralanmış herhangi bir yönetmenin elinde de kafatasçı zihniyetin katliamını karesi karesine aynı minvalde izleyebilirdik. Neyse ki trajik olayın neticeleri biraz olsun vizyonun boşluğunu unutturup, tarihin utanç veren kısmına odaklanmanıza yardımcı oluyor.

Daha evvel de bir Claire Denis filmiyle şansını deneyen Beril Demircioğlu, kadın yarışmacıların başarılarıyla erkekleri teker teker evine uğurladığı All Stars 2’de yine aynı kaynağa başvurarak 35 Shots of Rum önerisinde bulunmuş. Kolaylıkla incinecek, şefkatli ve ürkütücü derecede malumatlı bir film bu. Temel toplumsal kurumların en değerlisine, aileye, bütün yönleriyle açıklama getiren ustaca bir şiir gibi. Üstelik aile bir noktada evrilerek duygusal belleğin dokunduğu her birey ile olan ilişkimizi ele alıyor. Yelken açtığı sulara o kadar hakim bir kaptan var ki köprü üstünde, hikâyesinin geçtiği zaman diliminin darlığına bakmadan eteğindeki tüm taşları döküyor. Hem komedisi, hem trajedisi, hem de – bunu tam olarak nasıl ifade edebilirim bilmiyorum – sterilliğine hayran kaldım 35 Shots of Rum’ın. Ekonomik taslağında uğraması gereken her duraktan uğultusuz geçip körfezi dalgalara boğuyor. Leziz!

Sona kaldı Adem Güneş… Yarışmaya döndüğünden beri fırsatları iyi değerlendiren Adem, riskin âlâsını aldığı günlere geri dönmüş. Ancak bunu yapmak için bu haftayı seçmiş olması büyük talihsizlik. Flirting, seksenlerde start alan ve daha sonra doksanlarda yankılarını devam ettiren büyüme öykülerinden biri. Ama isyancılığı onu diğerlerinden farklı kılacak kadar da nevi şahsına münhasır. Hafif doğasındaki iyi yaşlanmamış pop kültür referansları, antika hazırcevaplığı ve klişe iskeleti kimilerince değeri bilinmemiş bir cevher olarak görülen yapımı kucaklamama engel oldu. Karakterlerin tavırlarını destekleyecek özellikleri olmamasına rağmen yukarıdan bakmalarını itici bulmuş da olabilirim azıcık. Empati kuracak ya da boyutları birbirini karşılayacak/dengeleyecek nitelikler bulamayınca da seyir koca bir eziyete dönüşüyor.

Karar anına geçelim..İlknur, siyah beyaz yolculuğunda yine hedefi onikiden vurdun. Beril, sen de spot ışıklarını başkalarına kaptırmamak için tüm mücadeleni ortaya koymaya devam ediyorsun. İkinize de ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Beril, condragulations, once again you’re the winner of this challenge! İlknur, you’re safeOnurcan, you’re also safe.

Hayal kırıklığının son durağında, yarışmanın finaline az bir zaman kala birinize daha veda etmek zorundayım. Emre, gönderdiğin film acaba elindeki öneriler tükendi mi sorusunu sordurtuyor. Adem, risk almakta uzman olsan da bu sefer stratejik bir hata yaptığını görebiliyoruz. Michelle Visage bugün izinde olduğu için danışacak kimsem de yok ama sanırım seçimimi yaptım. Emre, shantay you stayAdemnow sashay away.


All Stars’da sürprizli sekizinci görevin tam sıralaması şöyle:

Yarışmacı Film
(Yıl; Yönetmen; Ülke)
Not
Beril Demircioğlu 35 Shots of Rum
2008 | Claire Denis
Fransa, Almanya

A

İlknur Akarı A Raisin in the Sun
1961 | Daniel Petrie
ABD

A-

Onurcan Güden Rosewood
1997 | John Singleton
ABD

B

Emre Küçükenez The Hurricane
1999 | Norman Jewison
ABD

B-

Adem Güneş Flirting
1991 | John Duigan
Avustralya

C+

Yoksa siz hâlâ All Stars 2 sayfasını ziyaret etmediniz mi? 

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.