Yan Odadan Filmler – All Stars S02E10: Büyük Final

Yan Odadan Filmler – All Stars S02E10: Büyük Final

From the Dolby Theatre in Highland, Hollywood welcome to queens and kings of Movies From Another Room: All Stars 2!

Light it up for Tarık Kılıç!

The Kevin Jonas of movie buffs, Yakup Yılmaz!

He’s bitch perfect… Şükrü Söğüt!

The ultimate messy queen of the town, Oğuz Kayır!

Looking good, feeling thorgeous, it’s Mehmet Ferhan Meraler!

The ravishing beauty has arrived, welcome back Çağatay Kalyoncu!

This next queen is fierce flower, Adem Güneş Loca!

Now our Top 4…

Do not come for her, it’s Beril Demircioğlu!

The 82nd city, Emre Küçükenez!

When this queen is in the house, it’s a barrel of nostalgia… İlknur Akarı!

Proof that plastic is fantastic, it’s Onurcan Güden!

AND NOW…

Umur Çağın Taş!

All Stars 2’nin finaline hepiniz hoşgeldiniz! Dünyanın çivisinin çıktığını, büyük ekonomilerin palyaçoların eline bırakıldığını, kötülüğün yeniden yükselişe geçtiğini biliyorum ama bugün herkes Yan Odadan Filmler’in finalini, taç giyme törenini konuşuyor. Hep beraber, sosyal medya sayesinde ucuzlaşmış sinema sohbetlerini eski formuna kavuşturmak için buradayız. Bu sezon rekabetin tadına tam anlamıyla vardık. Birincilik için herkes tüm varlığını ortaya koydu. Ama yarış henüz bitmiş değil. Yan Odadan Filmler tarihinde ilk kez üç değil, tamı tamına dört finalistimiz var: Beril Demircioğlu, Emre Küçükenez, İlknur Akarı ve Onurcan Güden. Sadece birisi Oscar Boy’un sıradaki en iyi sinefil starı olabilecek ve henüz kararımı vermiş değilim. Elimizde hâlâ sonuçları belirlenmemiş son bir görev var. Herhangi bir görev başlığına bağlı kalmadan bağımsız önerdikleri son filmlerini de değerlendirmeye alacağım. Good luck and don’t fuck it up!

Final anına adım adım yaklaşırken öncelikle elenenler hakkında sohbet etmek istiyorum. Hem neden All Stars’a çağırdığımı anlatayım, hem de neden elendiklerinin ve finale kalamadıklarının sebeplerini tam olarak açıklığa kavuşturayım. Skandallarla dolu ikinci sezona çok iyi bir başlangıç yapan Tarık Kılıç‘ı ele alalım önce. Tarık, görev birincisi olup ertesi hafta yarışmaya veda eden tek yarışmacı. Bu sefer potansiyelini kullanabileceğine inanarak davet ettim onu All Stars’a. Ama daha ilk görevden yarışı aşırı kişiselleştirdi. Burada sağ kalabilmek için en azından yerinizi garantileyene kadar kendi beğendiğiniz değil, tek kişilik dev jürinin beğeneceği filmler önermek daha mantıklı.

Yakup Yılmaz‘ın gidişi de tam anlamıyla bir talihsizlik. Kendi sezonunda erken veda ettikten sonra Yıldızlar Karması’na dahil olabilmek için çalışan Yakup, başkaları erken davranıp önerilerini çalınca B planını uygulamak zorunda kaldı iki hafta üst üste. Bu da erken bir vedaya yol açtı. Tarihin ikinci double sashay‘inde kahramanlarımız Şükrü Söğüt ve Oğuz Kayır idi. Şükrü de yarışmanın önemli bir rekora imza atmış yarışmacılarından. Lâkin All Stars’da aldığı riskler sonuç vermedi. Bu biraz da şansla alakalı sanıyorum. Şükrü’nün stratejik bir hatası olduğunu düşünmüyorum. Aksine Oğuz ise hep garantiye oynamayı tercih etti. Bir film önerme yarışmasında eğer Thelma & Louise gönderiyorsanız elinizdeki kaynaklar tükenmiş demektir. Sonrasında da gelen fecaat cyborglar ile pili bitti.

Mehmet Ferhan Meraler‘in de benzer bir sorundan muzdarip olduğunu söylemek mümkün. Bu garanticilik genel olarak güzel bir grafik elde etmenize rağmen iş kimden feragat ederim diye düşünmeye geldiğinde hep risk alana yöneltiyor sizi, ki Ferhan final öncesi Top 250 günahını işledi. Daha ne olsun? Çağatay Kalyoncu yarışta her sezon en az bir tane denk gelen, görevleri gereğinden fazla düşünerek kafasının içinde takılıp kalan yarışmacılardan. Belki elindeki bir başka alternatifi gönderse her şey farklı olabilecek iken üç hafta üst üste faka bastı. Sonrası malum. Ve Adem Güneş… Adem, bu yarışmada yer aldığı için beni en çok mutlu eden isimlerden biri. Belki finale kalamadı, hatta iki kez elendi ama risk alıyor, arkasına bakmıyor.

Ve benim biricik Top 4’üm… Alfabetik sırayı bozmadan Beril Demircioğlu ile başlayalım. Beril pek ışıltılı geçmeyen bir sezonun sayılı iyi yarışmacılarından biriydi. Yalnız buraya gelip gösterdiği performansla ona biraz haksızlık ettiğimi dahi düşündürdü bana. İlk All Stars’da bir benzerini Cihan ile yaşamıştım. Aynı hisleri şimdi Beril için besliyorum. Finalde ilk kez risk almayarak, Criterion koleksiyonundan çalışmış. A Special Day, belli ki şahit olamadığımız zaman aralığının alegorik bir yansıması. Fakat gizli kapaklı yaptığı eleştiriler yıllandıkça belirginleşmiş, kör parmak göze sokulmuş. Belki ten, ırk, cinsiyet tanımayan faşizmin bir ev kadını üzerinden enine boyuna incelenmesi temelde şahane bir fikir; fakat ritm duygusundan yoksun. Benim İtalyan Sineması’na has mesafemin de etkisi olabilir bu.

Beşinci sezonu gelmiş geçmiş en iyi sezonlardan biri olarak ele alıyorsak, bunun sebeplerinden biri de Emre Küçükenez. Çok büyük beklentilerle çağırdım ben Emre’yi All Stars 2’ye. Hatta sezonun kapak fotoğrafını seçerken Emre’nin önerdiği Angelopoulos filmi Eternity and a Day’den bir görsel kullanarak, finalde ipi göğüsleyebilecek kalitede bir sinefil olduğunun sinyallerini verdim. Çok da fena geçirmedi esasında Yıldızlar Karması’nı; fakat karnesinde daha çok mavi görmeyi bekliyordum. Tam ondan vazgeçtiğim anda önce Tony Gatlif, ardından da yine bir Angelopoulos filmiyle film hafızasının tükenmediğini hatırlattı bana. Finalde seçtiği Ulysses’ Gaze, yapısal olarak Beril’in önerisi A Special Day’i hatırlatıyor birazcık. Çıktığı yolculukta bir kültürün küllerini arıyor filmdeki esas adam. Ve Eleni Karaindrou’nun müzikleri ile bu zamanı, mekanı geçersiz kılan keşif görkemli, edebi bir sanat eserine evriliyor. Kafamda dönen sahnelerin haddi hesabı yok. Beni Angelopoulos ile buluşturduğun için tekrar teşekkürler Emre.

Casting için kollarımı sıvadığımda İlknur Akarı‘yı ilk All Stars’a davet etmediğim için kötü hissettim kendimi. Meğer nasıl da yabana atmışım önerdiklerini. Yan Odadan Filmler’in birinci sezonunda imzasını atıp gitmiş. O yüzden İlknur’u davet ettiğim ve o da davetimi kırmayıp geldiği için çok mutluyum. Sezonun fragmanından esinlenip siyah beyaz Hollywood’a, altın çağa oynayan İlknur finalde de bildiğinden şaşmamış. Mr. Smith Goes to Washington zaten rüştünü ispat etmiş bir şaheser, üzerine söz söylemek hiçbirimize düşmez. Frank Capra yapacağını yapıp aradan neredeyse 80 sene geçmesine rağmen güncelliğini yitirmeyen bir yolsuzluğun ve bilinçsizliğin tablosunu çiziyor. Hem de devlet adındaki hasta adamın tam içinden. Muhafazakar demokrasisi ne yazık ki uygar toplumlarda bile kötülüklere alet edildiğinden politik doğruculuğa girişmiyorum. Kalanı siyasetin en kirli yüzü.

İlk periyotta Cemal Akçiçek benim için ne ise, Onurcan Güden de ikinci periyotta o. Bakmayın, o da hiç kabul edilemeyecek bir günah işleyip Reha Erdem filmi önermişti en başarısız isimlerle dolu sezonda. Fakat All Stars’da mirasının şanını temizlediğine can-ı gönülden inanıyorum. Yarışmanın karizma, emsalsizlik, cesaret ve yetenek gerektirdiğini bilerek gelmiş buraya. Finale sakladığı The Red Shoes‘da ne kadar bilinçli olduğunu kanıtlar nitelikte. İngilizler’in iki film birden kuşağında All About Eve ile gösterilsin diye çektiği yapım, şu an çalışmakta olan yönetmenlerin (Scorsese, De Palma, Aronofsky) bir çoğuna da ilham kaynağı. Görsel sanatlara adanmış karakterlerini izlerken içerisinde bir adet Black Swan bile gördüm. Tabii ki de sanatı hayatta geri kalan her şeye tercih edenlere daha çok etki edecek bir başyapıt. Ama görev müptelalığının ucunu başka sektörlerde de tutan herkesi bir yerden yakalayacaktır

All Stars tacını vermeden önce onuncu görevi kimlere hediye ettiğimi de ekleyeyim. Çok düşündüm, zor da karar verdim, ama ikisinden de bu birinciliği esirgeyemedim. O yüzden final görevinde mavi mavi “WIN” simgelerini Emre ile Onurcan’a veriyorum. Final filmi dediğiniz böyle olur! Şimdi kısa bir ara verelim. Reklamlardan sonra beklenen an için burada olacağız.

[reklam][/reklam]

Yan Odadan Filmler: All Stars 2’nin finaline tekrardan hoşgeldiniz! Dünya üzerinde sadece 7 kişi Yan Odadan Filmler birincisi olmanın nasıl hissettirdiğini biliyor. Ve bugün hepsi bu final anına eşlik etmek için aramızda. Alkışlar şampiyonlarım için:

Tolga Karakayalı!

Ergin Kaytan!

Mustafa Yıldız!

Cihan Ünsal!

Nihal Başeren!

Caner Atalay!

Barış Yücel!

Ve sonunda taç giyme töreninin vakti geldi.
Top 4. Beril, Emre, İlknur, Onurcan…
Her zamanki gibi kafamdaki seslere ve Yan Odadan Filmler fanlarına danıştım.
Ama son karar tabii ki de benim.
(Drumrolls, please.)
Yan Odadan Filmler All Stars 2’nin birincisi…
Oscar Boy’un sıradaki en iyi sinefil starı…

BERİL DEMİRCİOĞLU!

Bu serüvene dahil olan herkese, beni kırmadan All Stars’a gelen yarışmacılarıma, ilgiyle takip eden okuyuculara ve programımızı ekrana getiren WordPress ailesine çok teşekkür ediyorum. Beril’in birinciliğinin yanı sıra bu sezon yaşanan ilklere bir yenisini daha ekleyerek hem Onurcan, hem de İlknur’u ikinciliğe, Emre’yi ise üçüncülüğe yerleştirdim. Yeni bir macerada görüşmek üzere! Her gününüz filmle dolsun, hoşçakalın.


All Stars 2’de finalistlerin önerdiği filmleri bir kez daha hatırlayalım:

1.
Beril
Demircioğlu
2.
İlknur
Akarı
2.
Onurcan
Güden
3.
Emre
Küçükenez
Ghost World | B+
Jacob’s Ladder | A-
The Servant | A+
Beau Travail | B+
Victim | B+
Lantana | A
George Washington | A-
35 Shots of Rum | A
Trust | A-
A Special Day | B+
The Night of the Hunter | A-
Lifeboat | B
The Snake Pit | B+
His Girl Friday |  A-
Night of the Living Dead | B
The Lady from Shanghai | A-
Tesis | A-
A Raisin in the Sun | A-
The Divorce of Lady X | B
Mr. Smith Goes to Washington | A
Turtles Can Fly | A
Philanthrophy | B-
The Young Girls of Rochefort | B+
Le trou | B+
They Shoot Horses, Don’t They? | B+
In a Lonely Place | A-
My Night at Maud’s | B-
Rosewood | B
Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni | A
The Red Shoes | A+
House | B-
Blow Out | A-
The Tenant | A
Burnt by the Sun | C+
Paris, Texas | A+
Opening Night | B+
Çoğunluk | B+
The Hurricane | B-
Gadjo dilo | A-
Ulysses’ Gaze | A+

Yoksa siz hâlâ All Stars 2 sayfasını ziyaret etmediniz mi? 

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

1 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.