Sezonların Dalaşı Ep. 6: Kanlı Görev

Sezonların Dalaşı Ep. 6: Kanlı Görev

Devler liginde, yıldızların karmasının en şaşalısında geldik altı kişinin kaldığı altıncı bölüme. Artık kimsenin hata yapma lüksü yok. Bundan böyle yarışmanın favorileri bile kendini bir halt zanneden jüriye film beğendiremez ise Oscar Boy’un sıradaki sinefil starı olma, Hall of Fame‘in en hakikatli yerine adını yazdırma şerefinden mahrum kalacak. Finale bu kadar yaklaşmışken, tüm Yan Odadan Filmler mezunlarının katılması beklenen gecede cicilerini giyip boy göstermek varken, hele ki tacın tadını yavaştan hissetmeye başlamışken veda etmek çok acı olsa gerek. Ama oyunu kurallarını göre oynayacağız. Jüri birilerini kayırmak adına elemeden vazgeçmeye, Top 6 ile güle oynaya devam etmeye niyetli değil. E o zaman şu yağmurlu günde motorlarımızı ısıtalım ve bırakalım en iyi movie buff kazansın!

Sayımız epey azaldığı için bu bölümde kimse güvende değil. Altı yarışmacı iyi ya da kötü kritiklerle haftayı tamamlarken, yine iki kişiye görev birinciliğini emanet edip ikisine de veda edeceğiz. Cehennem alevinde yanmaya hazırsanız, şeytanın ta kendisi John Doe‘yla girizgâhı yapalım. Louis Malle’nin yarı otobiyografik filmi Au revoir les enfants, Nazi işgali altındaki Fransa’da var olma mücadelesi veren küçük bir erkek çocuğunu ve etrafında olup bitenleri anlatıyor. Yahudi düşmanlığının gölgesinde henüz her şeyi tam kavrayamayan, boyundan büyük bir vebalin altına giren ana karakterin tattığı acı iliklerime kadar işledi. Yargılamak yerine, hikâyesini 10-12 yaşlarındaki karakterlerinin gözünden anlatmayı tercih eden Malle, belli ki altın çağına birinci dereceden tanıklık edemediğimiz usta bir anlatıcı. Çok rahat bir şekilde melodrama evrilebilecek öyküsünü olağan koşulların içerisine sıkıştırıp kamufle etmesi de ayrı bir zanaat. Belki zirveye çıkmak için seçtiği yolun kestirme olmayışına laf edilebilir; ama o kadar kusur kadı kızında da olur diyelim, geçelim.

Yan Odadan Filmler’in gördüğü en çalışkan öğrenci Onurcan, zafer sarhoşuydu bu bölüme girmeden evvel. Seconds sonrası The Innocents‘ı önermesi de yeteri kadar Alka Seltzer almadığından herhalde. The Others’ın öncülü The Innocents, mürebbiye olarak getirildiği evde çocukların ruh hallerinden tedirgin olan ve şüpheleriyle ufak bir dedektifçilik oyununa soyunan gururlu, kuralcı bir kadının etrafında dönüyor. Elbette buraya kadar bir sorun yok, sıkıntılarım pek iyi yaşlanmamış korku ve psikolojik gerilim ögeleriyle. O kadar hesaplı salaklıklar kondurulmuş ki tüyler ürpertici bir atmosfer yaratabilmek adına, kasıtlı korkutma ihtiyacı tüm inandırıcılığı yerle yeksan ediyor. Bilhassa campy olabilse ne âlâ. Bu formu altmışlardan iyi çekilmiş bir film diye etiketlendirilebiliyor ancak.

Sezonu âdeta öttüren Barış, bir başka meşhur klasik, The Wild Bunch‘la devam etmiş yoluna. Kötü karakterin hasar görebilir yanlarını göstermeyi pek sevmeyen eski Hollywood’dan dört başı mamur bir western ve muhtemelen bugüne kadar da izlediğim en kanlı kovboy filmi. Her biri bir diğerinden üstün oyuncularıyla bir performans şöleni olmasının yanı sıra bu oyuncuların ağzına tıkılan cümleler de pek keyif verici. Hepsi alelade hırslarının ve onurlarının peşinden koşarken bir şiire yakışacak kadar anlamlı tümceler sayıklayıp ikinci plana atılan hüzünlerin, can kırıklarının altını çiziyor. Ben biraz da niye bana bugüne kadar Sam Peckinpah filmi önerilmemiş diyerek kucakladım tabii The Wild Bunch’ı. Ayrıksı tavırları da cabası oldu.

Hiç uzatmadan, üçüncü görev birinciliğini bu görevde alacağına gereğinden fazla inanan Ergin‘e geçelim. Bildiği toprakları kolay kolay terk etmeyen Emir Kusturica, 93 tarihli Arizona Dream için birbirinden meşhur Amerikalı aktörleri bir araya getirmiş. Kabul etmeliyim, bu insanların öykülerini hangi güdüyle aynı başlık altında anlatma gereği duymuş Kusturica derken film beni hazırlıksız yakaladı ve parçaları dikiş izleri belli olmayacak şekilde birleştirdi. Fakat o hülyalı insanların dahil olduğu gerçeküstü kaos ortamı bir alışkanlığa dönüşünce sıradışılığını kaybediyor. Aa sen de filmi buldun, kıllısını arıyorsun diyor olabilirsiniz, normal. Anlayın işte, öyle bir haftadayız ki sırf kuyruğunu diğerlerinden daha fazla kovaladı diyi Arizona Dream’e mırın kırın edebiliyorum.

Sıra göbek adını risk olarak değiştirmesini arzu ettiğim Cemal‘de. Joan Rivers belgeselinden pek keyif alsam da aman tanrım gidiyor mu derken bu görevden alnının akıyla ayrıldı Cemal ve yakın tarihten izlemediğim şahane bir filmi, Victoria‘yı önerdi. Gimmickden içimiz kalktığı için pek mesafeli yaklaştığım Alman harikasında meğerse derinden sarsan ham bir suç öyküsü varmış. İcrasını bir kenara bırakıyorum, yönetmen/senarist Sebastian Schipper’in yarattığı karakterler ve senaryosu leziz. En güzel tarafı da tek plan numarasını onuncu dakikadan sonra unutturuyor olması. Benzer bir yöntemi kullanan Birdman’de papağan gibi sürekli aynı şeyler tekrarlandığı için gözümü tekniğe dikmiştim. Victoria’da ise tam tersi oldu. Finale gelip göz pınarlarıma mesai yaptırdıktan sonra evet hakikaten, tek plandı galiba diye kendime hatırlatmak zorunda kaldım. Demek ki gimmick’in de göstermeden elleteni makbul imiş.

Geldik son durağa: Murat! Yine kılı kırk yarıp bir kusur arayacağım izninizle. Filmografisine varlığımı feda etmek istediğim büyük üstat Billy Wilder’ın, eğer hadsizlik olmayacaksa, en sevmediğim filmi oldu Ace in the Hole. Alaycı yaklaşımıyla zamane Amerikası’nı, bire bin katan medyayı ve halk ile her türlü kitle iletişim yöntemi arasındaki kabul edilmiş fırsatçı ilişkiyi pek şahane yorumluyor. Fakat Wilder’ın pek şahane, daha yırtıcı, daha yıkıcı eleştirilerinin yanında bana sesi kısılmış geldi Ace in the Hole’daki isyanları. Atmak istediği tokatta ona yardımcı olan Kirk Douglas’ın performansı ilgimi ayakta tutmayı başarsa da benim sadık yarim The Lost Weekend, Sunset Boulevard, The Apartment, Some Like It Hot’dır.

Beyler… Kafamdaki seslerle yaptığımız değerlendirme sonrasında kararımı verdim. Barış Monsoonshantay önerdiğin filmlerle beni büyülemeye devam ediyorsun. Yan Odadan Filmler, Yan Odadan Filmler olalı bu kadar iyi bir yarışmacı görmedi. Ve çıtayı hep yüksek tutuyorsun, zaten cebinde birkaç birincilik var diye kendimi dizginlemek istemiyorum. Tebrikler, bu görevin birincilerinden biri yine sen oldun! Cemal Zamolodchikova ve John Doe Belli, önerdiğiniz filmler beni kesinlikle hazırlıksız yakaladı. Bu altılının önerdiği filmleri gördüğümde en zayıf halkaların size ait olduğuna ikna olmuştum halbuki. Üç aşağı beş yukarı aynı notları verdiğim için de ister istemez gönlüm beni daha çok şaşırtana kayıyor. Cemal tebrik ederim, diğer birincimiz de sen oldun! John Doegüvendesin.

Düşük notlar alan üçlü için ne diyebilirim bilmiyorum. Eğer üçünüz de finale kalmış olsaydınız hiç yadırgamazdım galiba. Ergin Needles‘ın aldığı risk pek bir işe yaramadı. Murat Michaels, önerdiği yönetmenin filmografisine hakim olmamla ilgili bir dezavantaj yaşadı. Onurcan Mattel ise sevmediğim bir janrın silik örneğiyle haftayı kötü kapadı. İçim acıyarak tercihimi yapıyorum… Erginshantay you stayMurat ve Onurcan, sonuna kadar gidebileceğini düşündüğüm iki yarışmacıydınız, All Starlarımdınız. Özür dilerim. Now sashay away.

Bitti mi? BİTMEDİ! Benim fantastik dörtlüm… Size sürpriz bir haberim var. Yarışmada artık daha iyi karnesi olanın birinci geldiğini, en çok görev birinciliği alanın taca bir o kadar yaklaştığını hepiniz çözdünüz. Ben de madem öyle hazır kaymak tabaka yarışıyor ve kimse hata yapma lüksünün olmadığının bilincinde iken kardeş programımız RuPaul’s Drag Race‘in dokuzuncu sezon finalinden önemli bir değişikliği çalıp kendimize uyarlayacağım. Bu ne demek oluyor? Yedinci bölümde iki gruba ayrılıp yarı final mantığıyla yarışacaksınız ve karşılıklı mücadelelerden galip çıkanlar da finalde kozlarını paylaşacak. Yani taç herhangi birinizin olabilir, Sezonların Dalaşı‘nı en iyi karneli yarışmacısı da en düşük notları alanı da şampiyonluğu tadabilir anlamına geliyor bu.

Beklenmedik twist‘in içerisinde sizin de bir payınız olsun diye şimdi soruyorum, yedinci bölüm yani yarı finalde kiminle savaşmak istersiniz?

  • John Doe, karşısına Ergin’i istiyor. İkinci sezonda tacı ona kaptırdığı için er meydanında yarışın rövanşını almak niyetinde.
  • Barış, Ergin’le mücadele etmek istiyor. Yarışta başka bir rakibi olmadığına inancı tam. Yarı finalde işini bitirmek tek arzusu.
  • Cemal, John Doe’yu istiyor. All Stars’da da elinden çektiği John Doe’yu burada elemeye ant içmiş.
  • Ergin, ise Cemal’i gözüne kestirmiş. Son dörtlüdeki en zayıf halka olduğunu düşündüğünden tercihini bu yönde kullanıyor.

Herhangi bir eşleşme olmadığından bir kura çekeceğiz.
Birinci eşleşmenin ilk yarışmacısı… Ergin Kaytan!
İkinci eşleşmenin ilk yarışmacısı… Cemal Akçiçek!
Şimdi Ergin’in rakibini seçmek için tekrardan kura çekiyorum… John Doe!
Bu da demek oluyor ki, Cemal’in rakibi Barış Yücel olacak.

Sudden death lip sync smackdown için hazırlığınızı yapın, gardınızı alın. Son iki bölüm her zamankinden daha eğlenceli olacak. Şimdilik epik yarı final bölümünde görüşmek üzere diyelim. Hoşçakalın.

John Doe
AU REVOIR LES ENFANTS
1987 | Louis Malle | Fransa, Batı Almanya, İtalya
A-
Barış Yücel
THE WILD BUNCH
1969 | Sam Peckinpah | ABD
A+
Cemal Akçiçek
VICTORIA
2015 | Sebastian Schipper | Almanya
A-
Ergin Kaytan
ARIZONA DREAM
1993 | Emir Kusturica | ABD, Fransa
B+
Murat Karakuş
ACE IN THE HOLE
1951 | Billy Wilder | ABD
B+
Onurcan Güden
THE INNOCENTS
1961 | Jack Clayton | Birleşik Krallık
B

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.