Sezonların Dalaşı Ep. 7: Yarı Final

Sezonların Dalaşı Ep. 7: Yarı Final

Previously on Movies from Another Room: This season, the eliminations were on everybody’s lips. So, for the first time in Movies from Another Room’s history our Top 4 queens gonna have to fight for the crown on this stage. Two by two, they’ll face off and in the end one queen standing will be crowned Oscar Boy’s next movie buff. The first battle is going to take place between Willam & Sharon Needles. And the second one, between Katya & Jinkx Monsoon. Ladies, this is your last chance to impress me and save yourself from elimination. Alright, now let the music play! ♪ Hey kitty gurl, it’s your world, hey kitty kitty gu-gurl! ♫

Yan Odadan Filmler’in ana sahnesine hoşgeldiniz. Bu gece sayımız oldukça az ve biz bizeyiz. İlklerin yarışması Yan Odadan Filmler’in büyük finaline ilerlerken Sezonların Dalaşı adını verdiğimiz büyük buluşmada geriye sadece dört yarışmacı kaldı. Ve hepsi de ilk kez uygulayacağımız Smackdown sistemiyle finale çıkmak için kendini kanıtlamak istiyor. Yaptığımız çekiliş sonrası ilk karşılaşmanın Ali Fuat Kısakürek ve Ergin Kaytan, ikinci karşılaşmanın ise Barış Yücel ve Cemal Akçiçek arasında olacağını duyurmuştuk. Bu sırayı bozmadan, uzun mücadeleler sonrası şampiyonların şampiyonu olmak için buraya gelmiş dört efsaneyi sahneye çağıracağım şimdi. Hazırsanız…

BİRİNCİ MUHAREBE: Ali Fuat Belli vs. Ergin Needles

180 dakikalık süre sınırı haricinde herhangi bir kısıtlama olmadan seçimlerini yapan yarışmacılardan birinci muharebeye seçilen Ali Fuat‘ın önerisi Hoop DreamsErgin‘in önerisi ise Nashville olmuş. İkisi de uzunca bir süredir izleme listemde olan ve Yan Odadan Filmler bitmeden mutlaka önüme düşsün diye beklediğim filmlerdi açıkçası. Daha evvel ikinci sezonda da karşılıklı mücadele veren iki başarılı Yan Odadan Filmler efsanesinin anlaşmış gibi o bir türlü tükenmeyen listemden filmler seçmiş olması harika! Hangisinden başlayalım? Pikachu’yla daha büyük bir tezat oluşturduğundan Ali Fuat‘ı seçeyim önce. Gel bakalım Santa’nın kucağına.

Nasıl anlatsam, nereden başlasam… OBA Makarna sponsorluğumdaki ödüllerimi kısmeten kasıp kavuran O.J.: Made in America ve yarışmanın bu sezonundaki tek görev birinciliğini getirmiş The Thin Blue Line’dan bu kadar kısa bir süre sonra Hoop Dreams‘i önüme koymak akıl kârı değil. Beyazların çoğunlukta olduğu bir okulda sınır tanımayan hayallerin peşine düşmüş çocuklarıyla sadece büyüyen iki ufaklığı değil Boyhood misali ailelerini, çevrelerinde olup bitenleri takip ediyor, ülkenin sosyal ve ekonomik röntgenini çekiyor Hoop Dreams. O kadar büyük özveriler, hırslar, umutlar söz konusu ki, o ailelerle omuz omuza bu rüyanın peşine ben de düştüm. Buraya kadar bir sıkıntı yok. Meselem kent insanlarının gündelik hayatlarını senelerce takip ederken ikincil ırkçılığı su yüzüne çıkaramaması ve odak noktasındaki ailelere saplanıp kalması. Halbuki o spor salonlarını terk etse, derin nefesler ala ala en iyisi için dualar eden ailelerin yemek masalarını bir terk etse yanı başında alev almaya müsait tonlarca yenilgi var. Yarı finalde, oldu mu şimdi?

Yarışma dahilinde izlediğim beşinci Robert Altman filmi oldu Nashville. Yine oldukça huzursuz bir Amerika var merkezde. Yaralarını saramamış, Vietnam’ın da Beyaz Saray kaynaklı skandalların da izini silememiş. Ve bu harabeden bozma manzarada kimin kimi uyuttuğunu anlayamadığımız bir cumhuriyet kutlaması, Amerika’ya aşk mektupları uçuşuyor. Yalnız Altman’ın metodu oldukça enteresan. Altmışların sonuyla birlikte değişmek isteyen bir ulusu country müzik sahnesi üzerinden anlatmak belki uygulaması iyi yaşlanmamış olsa da dahice bir fikir. Tabii burada ufak bir mukayese yapmam gerekiyor. Aynı yönetmenin yine katrilyon karakterle hedefine odaklı bir anlatı sahneye koyabildiği Short Cuts’la karşılaştırdığınızda Nashville epey pasaklı ve ayrıca tanıttığı insanlara adil davranmıyor. Daha yargılayıcı bir tavrı, hatta kini var. Bunu da Altman’ın Nashville’i daha genç bir yaşta, Short Cuts’ı ise yetmişine merdiven dayamışken çekmesine bağlıyorum.

Ali Fuat ve Ergin… Beyler, kararımı verdim. Gecenin ilk muharebesinde kazanan, finalde taç için yarışma hakkı elde eden isim… ERGİN KAYTAN! Shantay you stay. Tebrikler. Şimdi final için hazırlıklarını yapma, filmini seçme vakti. Ali Fuat, Laurel’imin Hardy’si, ne yazık ki yine taç giyme töreninini yapamayacağız. Bu harika sezon ve varlığınla kutsadığın tüm etkinlikler için tekrardan teşekkür ederim. Now sashay away.

İKİNCİ MUHAREBE: Barış Monsoon vs. Cemal Zamolodchikova

Hiç yavaşlamadan ikinci muharebeye geçelim. Bu sefer yanımda sürpriz bir şekilde Top 4’e kalan Cemal ve sezona hazırlanıp gelen Barış var. Sırasıyla Import Export ve Farewell My Concubine önermişler. İlk muharebeden farkı, buradaki çarpışmada bir Amerikan filmi yer almaması. İkisi de radarıma yakalanmış filmler değildi. Ama böyle önerilerin tadı da başka oluyor. Adını pek duymadığım yapımları, hele bir de beğenirsem, çenemi açıp iyi ki de yapmışım bu yarışmayı diye sonu gelmez bir sohbete başlıyorum. Neyse, ne kadar da mükemmel bir fikrim var ukalalığımı sonraya saklayayım. Alfabetik sırayı izlemeden konuşalım, ne dersiniz?. Kemancı Cemal için çalsın!

Ulrich Seidl’ın Paradies serisini izledikten sonra kendime filmografisinin derinliklerine dalma sözümü vermemin üzerinden 4 sene geçmiş. Neyse ki böyle şahane yarışmacılarım var da tembelliklerimin telafisine yardımcı oluyorlar. Kolay akla gelmeyecek trajikomik hadiselerden insanoğlunun tasvirini yapmaya hayran Seidl, Import Export‘da da geleneği bozmamış. Lineer zamanlarda seyir alan hikâyelerindeki kahramanlar daha iyi bir hayat için konum değiştiriyor ama biri batıdan doğuya, diğeri de doğudan batıya gidip arıyor cevapları, cici koşulları. Lukas Moodysson’un Lilya 4-Ever’ını hatırlattı bana birazcık ama burada ajitasyon daha minik ve bir de üzerine teşhirden doğma taşkınlıklar, muzurluklar var. Paradies serisinde Seidl, neye bel bağlarsan bağla hepimiz aynıyız, hırslarımızı arzularımızı bir kenara koyduğumuzda eşit koşullardayız diyordu, oldukça da umutsuzdu. Import Export’ta ise aynı sonuca tek motivasyon üzerinden ulaşıyor. Bu sefer karamsarlık musluğu biraz daha açılmış, yeryüzyünün neresine gidersek gidelim boktan kaderimizden kurtuluş olmadığının altını çiziyor.

Altın Palmiye alma şerefine erişmiş ilk Çin filmi Farewell My Concubine‘da daha geleneksel bir anlatım tekniği mevcut. Öyküsünün geçtiği yirminci yüzyılda fark edilir bir değişime uğrayan ülkeyi sanatın kollarına atlayarak çözümleyen bir film bu. Pekin Operası’nda görev almış iki sanatçının elli yıllık çekişmesinde komünist rejim sırasında gerçekleşen kültürel devrimden de izler var, aralarındaki cinsel tansiyonun bir kadın tarafından bölünerek ülkedeki bireysel haklara dokunduran anlar da. Ama bu her şeyi anlatma arzusu, Çin’in yakın tarihindeki tüm önemli olaylara parmak basma gayreti filmin en az ana karakterleri kadar hırslı bir kaptanı olduğunu kanıtlar nitelikte. Egzotik bir kültür olan Uzak Doğu’nun bu tütsü kokulu tasviri de çok çabuk eskidi bana sorarsanız. Öyle iyi örnekler görüyoruz ki şimdi o coğrafyanın geçmişinde neler yaşadığını anlatan, Farewell My Concubine batılı seyirci için tasarlanmış bir tuzak gibi duruyor.

Cemal ve Barış… Beyler, kararımı verdim. Gecenin ikinci ve son muharebesinde kazanan, final mücadelesinde Ergin’e karşı yarışacak isim… CEMAL AKÇİÇEKShantay you stay. Tebrik ederim! Finaldeki ikinci koltuk senin oldu. Şimdi doğru filmi önermek için iyice düşünme zamanı. Bu da demek oluyor ki, Barış taç senin hakkın değilmiş. Her görevinde yeni bir rekor kırdığın, asla hayal kırıklığına uğratmadığın tüm sezon için teşekkür ederim. Yarı finalden demir alma anı geldi. Now sashay away.

CEMAL ve ERGİN, bir kez daha ikinizi de kutlarım. Buraya gelene kadar 14 efsaneyi elediniz ve şampiyonların şampiyonluğuna adaylığınızı koydunuz. Geriye önerilecek tek bir film kaldı. Sonrasında hem Sezonların Dalaşı bitiyor, hem de Yan Odadan Filmler belki de asla sonlanmayacak bir molaya çıkıyor. Bu uzun yolculukta bana eşlik eden herkesi büyük finale bekliyorum. Göz ucuyla takip edenler, yolu yanlışlıkla Oscar Boy’a düşenler, mezunlarım, şampiyonlarım, arkadaşlarım… Bir sonraki bölümde eşsiz rekabetin tadına varmak, bugüne kadar yaşanan tüm dramaları hatırlamak için bize katılmayı unutmayın. Now, can I get an amen up in here? AMEN 🙏🏻

 

Ali Fuat Kısakürek
HOOP DREAMS
1994 | Steve James | ABD
B
Ergin Kaytan
NASHVILLE
1975 | Robert Altman | ABD
B+
Barış Yücel
FAREWELL MY CONCUBINE
1993 | Kaige Chen | Çin, Hong Kong
B-
Cemal Akçiçek
IMPORT EXPORT
2007 | Ulrich Seidl | Avusturya, Fransa, Almanya
A-

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir