Atomic Blonde

Atomic Blonde

Yönetmen: David Leitch | Oyuncular: Charlize Theron, James McAvoy, John Goodman, Til Schweiger, Eddie Marsan, Sofia Boutella, Toby Jones, Bill Skarsgård, Sam Hargrave, James Faulkner, Roland Møller | Senaryo: Kurt Johnstad (uyarlama), Anthony Johnston, Sam Hart (grafik roman) | 115 dakika | Aksiyon, Gerilim

Tüketim arttıkça eskiye rağbet fazlalaştı, bit pazarına nur yağmaya başladı. Charlize Theron’un fânilere bahşedilmiş bir Tanrıça olduğunun altını çizmek amacıyla çekildiğine can-ı gönülden inandığım Atomic Blonde, Soğuk Savaş etkisindeki bölünmüş Almanya’da müzik kullanımından sanat yönetimine kadar seksenler nostaljisi yaşatan klasik bir ajan filmi. Uyarlandığı grafik roman The Coldest City‘nin adının hakkını teslim etme gayretindeki atmosferi ve filmin son çeyreğine denk düşen merdivendeki dövüş sekansı haricinde bir marifeti olmadığından direkt yermeye geçeceğim izninizle. Daha evvel James Bond’da bile denenmiş “tüm ajanların kimliklerinin yer aldığı liste düşmanın eline düşerse” varyasyonunu çift zamanlı bir hikâye üzerinden anlatma çabası Atomic Blonde’ın en büyük kayıbı. Bir tarafta Theron’un karakteri yeni geldiği Berlin’de alnına hedef tahtası yerleştirmiş gibi bir maceranın içine atılıyor. Diğer tarafta da yaşlı adamlarla küçük bir odada, ne komik ne de ilginç bir soruşturma için ter döküyor. Yönetmen David Leitch, başrol oyuncusunun elindeki en büyük şans olduğunun farkında ve tüm kartlarını buna göre oynamış. Buz dolu küvete gir Charlize, gel şu kadınla seviş Charlize, en gösterişli balıkçı yaka kazağının üzerine kaşmir trençkotunu geçirip adam döv Charlize… Peki bir yere varacak mıyız? Yok yok hayır, fragman güzel gözüksün. Aslında inkar edemeyeceğimiz büyük bir başarısı var Atomic Blonde’ın; o da kısa tanıtım filmleriyle bir illüzyon yaratarak seyirciyi kandırmış olması. Fakat hakikat her zaman olduğu gibi can acıtıyor. Piyasadaki tüm dazlak ve haşarı karakterlerin koleksiyonunu yapmaya başlayan James McAvoy da bu henüz libidosunun kontrolünü eline geçiremeyen bireyler için yazılmış filmde figüran eylenmiş. Tüm olmamışlıklarından geçip Theron’un Ruslar’ı dublörsüz kılıçtan geçirdiği sahneye bağlandım desem bile finalde üst üste gelen üç, sayıyla 3, twist‘in affedilebilir bir yanı yok. Gözler burada yine Nolan’a gidiyor, yarattığı öykü burkma ekonomisi için türlü beddualar okunuyor. Cenaze marşı. Kapanış.
Fesat Mukayese: Charlie’s Angels > Atomic Blonde

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir