Oscar Panorama: Yabancı Filtresi

Oscar Panorama: Yabancı Filtresi

Oscar yarışı Weinstein skandalı, Akademi’nin #OscarSoWhite etiketi sonrası profilini değiştirme çabaları ve değişen zamanlar sağolsun dağıtımcı bazlı bir mücadeleden temsilcinin önem taşıdığı, doğru zamanda doğru yerde olmayı gerektiren yeni bir düzene doğru dönüşümünü gerçekleştiriyor. Ama rüzgârın yönündeki radikal sekme henüz yabancı film dalına hükmedebilmiş değil. Neden? Çünkü altyazılı film izlemeye üşenen yabancılar her sene sayısı artan başvuruları teker teker izleyecek zamanı yaratamadığı gibi sade kendilerine ulaştırılan, kulaklarına iliştirilen yapımlara öncelik vermek zorunda kalıyor. Bu da Amerika’da dağıtımcısı olmayan bir yabancı filmin bu kategoriye son 10 senedir hiç aday edilmediği gerçeğiyle yüzleştiriyor bizleri. Yani tüm laf kalabalığımın tek sebebi var; o da hizmet aşkımı bu sefer 92 filmlik listeyi dağıtımcı filtresinden geçirerek gözümüzü hangi filmlerin üzerine dikmemiz gerektiğine göstermek için öttürmek. İşe ufak bir istatistikle başlayalım. Son 10 sene boyunca Yabancı Dilde En İyi Film dalına aday edilmiş 50 filmin bağlı olduğu dağıtımcılara bakınca ortaya şöyle bir manzara çıkıyor:

Bir matematik dehası olmanızı gerektirmeyecek grafikte de görüldüğü üzere Sony Pictures Classics, bu oyunun çok büyük bir parçası. Adayların %38’inin SPC damgası taşımasının da ötesinde son 10 senenin 6’sında zafere ulaşmışlar. Üstelik aynı sene içerisinde iki, hatta üç aday çıkarabilecek kadar da hakimler Oscar mücadelesine. SPC’nin 2017 kadrosuna baktığımızda da bu iddialarını korumaya devam edeceklerini daha iyi kavrıyoruz. Bizde hayal kırıklığı yaratsa da trans karakteri gerçek bir transın canlandırdığını görünce altını ıslatan Amerikalılar, Gloria’nın arkasındaki deha Sebastian Lelio’dan gelen Şili filmi A Fantastic Woman ve İsrail’in ortalama izleyicinin de dikkatini çeken başvurusu Foxtrot kalabalık portföylerinde öne çıkan iki film. Ayrıca daha evvel Oscar’a aday edilmiş yönetmenlerden Haneke’nin Happy End‘i (Avusturya) ve Zvyagintsev’in Loveless‘ı da (Rusya) SPC çatısı altında şansını deneyecek.

Kino International ile Koch Lorber’in birleşmesinden dünyaya gelen Kino Lorber ise bu yılın diğer LGBTQ yapımlarına göre daha çok dikkat çekeceği söylenen Güney Afrika filmi The Wound‘u aday etmenin peşinde. Yalnız dikkat çekmekte yarar var, KL geçtiğimiz yıl Aquarius ve Eshtebak’ı Akademi üyelerine izletmekte ciddi bir sıkıntı çekmişti. Bu sefer ellerinde hazmı daha kolay, aktivistliği yumuşatılmış bir film var. Dolayısıyla benzer bir bozguna uğrama ihtimallerini daha düşük buluyorum. Hakkında pek bir şey bilmediğimiz The Divine Order (İsviçre), Pop Aye (Singapur) ve Tom of Finland (Finlandiya) yine Kino Lorber sayesinde Amerikan izleyicisiyle buluşacak diğer yabancı film başvuruları.

Geliyorum Magnolia‘ya… Kuzey filmlerini (A War, The Hunt, A Royal Affair) Oscar’a aday etmesiyle meşhur şirket bildiğinden şaşmayıp Ruben Östlund’un Altın Palmiye ödüllü, İsveç yapımı The Square‘iyle epey iddialı geliyor. Fatih Akın filmi In the Fade‘in de Almanya adına Magnolia etiketiyle vizyona uğrayacak olduğu gerçeğini de unutmuyoruz; fakat dedikodulara bakılırsa Magnolia baskısını bu dalda değil kadın oyuncu kategorisinde Diane Kruger ile yapacakmış. Yine kuzeyden, en kuzeyden bir filmi de bünyesine katan dağıtımcı, İzlanda adına yarışacak Unde the Tree‘yi de 2017 bitmeden izleyiciyle buluşturmayı hedefliyor.

Hızımızı almışken devam edelim. Kuzey filmleri nasıl Magnolia’yı tercih ediyorsa, Ortadoğu’nun adresi de Cohen film ailesi. Türkiye – Fransa ortak yapımı Mustang’i aldığı festival başarıları sonrası Oscar yarışına ortak eden şirketin eli pek kalabalık değil. Sadece Venedik’ten En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alan Lübnan başvurusu The Insult var ellerinde. Belgeselleri haricinde ciddiye alınmakta sıkıntılar çeken Netflix’in durumu ise bambaşka. Eğer ki aradaki iletişimsizlik sona ererse, yönetmen koltuğunda Angelina Jolie’yi barındıran Kamboçya filmi First They Killed My Father, meşhur streaming servisi adına büyük bir başarıya imza atabilir. Dünyanın dört bir yanından pek çok meşhur yönetmenin bu dalda yarıştığına şahit olduk. Ama Ang Lee bile Hollywood’u fethetmeden evvel yapmıştı bu dala ziyaretlerini. Bu tersine durumu nasıl karşılayacaklarını kestiremiyoruz.

Embrace of the Serpent ile tam anlamıyla bir kampanya başarısı elde eden Oscilloscope, küçük sayılabilecek bir stüdyo olmasına rağmen birbirinden iddialı üç filmle hızlı bir giriş yapıyor yarışa. Eğer genelin gözünden kaçan filmler neler diye merak ediyorsanız adresleriniz belli: Estonya’dan November, İspanya’dan Summer 1993 ve bilhassa siyah beyaz olması sebebiyle gimmick ekonomisi yapabileceğine inandığım İrlanda yapımı Song of Granite. Oscar bahisleri nereden yapılır, nasıl yapılır bilmiyorum ama eğer ki kolay yoldan para kazanma hevesinde olsaydım bu üçlüden en az birinin ilk dokuza kalacağına dair risk alabilirdim.

Sıradaki durağımız The Orchard. Onlar da ısınma turlarına yeni başladılar. Minik Amerikan bağımsızları haricinde Life Animated ile belgesel dalında dahil oldukları yarıştan geçtiğimiz yıl kârlı çıktılar. Yalnız Jackie gündemdeyken Neruda’yı ilk beşe sokamadıkları gerçeğini hiçbir şey değiştiremeyecek. 2017’de daha evvel birlikte çalıştıkları yönetmen Joachim Trier’dan Thelma (Norveç) ve ondan daha önemlisi, Altın Palmiye’yi ucundan kaçıran BPM (Fransa) ile gündemdeler. Tabii yine dedikodulara göre konuşacak olursak, endüstrinin LGBTQ filmlerinden The Wound’a BPM’e verdiklerinden daha pozitif bir tepki verdiği iddia ediliyor. Gereksiz yere umutlanmamamız gerekiyor sanırım.

Son olarak yakın tarihte ilk beşe girme şerefine nail olmuş Strand Releasing‘in Felicite (Senegal), Woodpeckers (Dominik Cumhuriyeti), Zama (Arjantin) gibi seyirciyi zorlayacak alternatifleri elinde bulundurduğunu ve Film Movement‘ın da sessiz sedasız Glory‘i (Bulgaristan) gösterime sokacağını eklemek istiyorum. İki firmaya da pek şans vermediğim gibi henüz Oscar heyecanını tadamamış  Sundance Selects‘in A Ciambra (İtalya) ile daha yüksek ihtimallere sahip olduğuna inanmaktayım.

Uzak Doğu pazarını okyanus ötesine taşıyan Kimstim‘den By the Time It Goes Dark (Tayland) ile White Sun (Nepal) ve Well Go‘dan A Taxi Driver (Güney Kore) ile Wolf Warrior II (Çin); Arapların Amerika’daki temsilcisi Cleopatra Entertainment’dan Sheikh Jackson (Mısır); Rum ortaklı Corinth Films’den Amerika Square (Yunanistan) ve yeni yetme ArtMattan‘dan Rosa Chumbe (Peru) geriye kalan dağıtımcılı diğer yabancı filmler.

Bu kadar film sıraladıktan sonra bir de üzerine tahmin patlatmak şart oldu. Buyursunlar:

  1. Foxtrot (İsrail) | Sony Pictures Classics
  2. A Fantastic Woman (Şili) | Sony Pictures Classsics
  3. The Insult (Lübnan) | Cohen Media Group
  4. The Square (İsveç) | Magnolia Pictures
  5. The Wound (Güney Afrika) | Kino Lorber
  6. BPM (Fransa) | The Orchard
  7. Song of Granite (İrlanda) | Oscilloscope
  8. First They Killed My Father (Kamboçya) | Netflix
  9. Summer 1993 (İspanya) | Oscilloscope
  10. Loveless (Rusya) | Sony Pictures Classics
  11. In the Fade (Almanya) | Magnolia Pictures
  12. November (Estonya) | Oscilloscope
  13. Happy End (Avusturya) | Sony Pictures Classics
  14. Felicite (Senegal) | Strand Releasing
  15. Sheikh Jackson (Mısır) | Cleopatra Entertainment

Söylemeye çalıştığım şey basit: ABD’de bir dağıtımcınız yoksa, hele ki ilk 9 finalistin açıklanmasına bir buçuk aydan kadar bir zaman kalmışken, Oscar adaylığıyla ancak rüyalarda buluşabiliyorsunuz. 92’den 30’a, oradan da 15’e kadar seçenekleri indirdim. O piti piti yapma sırası şimdi sizde!


Bu yılın bütün yabancı film başvurularını görmek için tıklayınız>>>

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.