Yan Odadan Filmler S07E02: #GirlPower

Yan Odadan Filmler S07E02: #GirlPower

Yan Odadan Filmler’de kadın yönetmenlerin borusunun öttüğü ikinci göreve hepiniz hoşgeldiniz. Pek de etkileyici olmayan prömiyerin ardından yarışmacılarım güçlerini artırarak geri dönmüş ve günün anlatısına uygun başlığımıza uygun filmler önermişler. Yine sadece yüksek ve düşük not alanlarla ilgili yorum yapacağımı hatırlatarak arada kalan iki ismi kokteyllerini yudumlamak üzere sahne arkasına yolluyorum:Mesut Gül veSalih Erdal Arslan. Aldığınız notlar sizi üçüncü göreve taşımaya yetti. Güvendesiniz.

Kalan beşliden önce yüksek not alanlarla başlayalım bakalım. İlk haftanın birincisiNihat Kocakaya, hayal kırıklığına uğratmayıp taç yolunda ne kadar iddialı olduğunu gösteren bir seçim yapmış yine.The Queen of Versailles, izledikten sonra uzunca bir süre günlük sohbetlerimin bir parçası olmaya devam etti. Kapitalizmin kazdığı bok çukurunda hedef aldığı kafa yapısını kendi silahıyla vuruyor yönetmen Lauren Greenfield. Bir filmi beğendiğim için kendimi bu kadar suçlu hissedebileceğimi düşünmezdim. Ama zaten amaç da biraz bu. Düşene gülüyoruz, gülene vuruyoruz, vuranı da seviyoruz tamam yalnız bunu bir realite şov mantığıyla çekip sizi de tuzağa düşürdüğümü fark ediyor musunuz diyor kısaca. E ben düştüm. Şimdi ne farkım kaldı hayatını gözetlediğim şanslı fakat cahil Siegeller’den?

Cemil Karaduran‘ın gönderdiği film ise Cannes’ın Critics’ Week seçkisinde gösterilen ve festival sırasında çok da iyi eleştiriler toplayan Mélanie Laurent imzalıBreathe. Ne kadar içi çürümüş yaratıklar olduğumuza dair neredeyse lineer ama şairane bir yapım daha. Homoerotizmin kadın bedeninde yer bulduğu,coming of age klişelerinden fersah fersah uzakta, düşlediğinizi değil hak ettiğinizi önüne koyan bir film bu. Laurent’ın bir hikâye anlatıcısı olarak ne yapmak istediğini bilerek kamera arkasına geçmesiyle birlikte öcüsüz böcüsüz, evrende sırf insan evladının yapacağı eylemleri en çiğ motivasyonlarla gözler önüne sererek tüyler ürpertici bir korku filmi çıkarıyor aslında ortaya. Belki kadının kadınla olan arkadaşlığına dair genel anlayışı iyice karikatürize eden bir tarafı var; fakat öyle bir ustalıkla yapıyor ki bunu itiraz etmeye diliniz varmıyor.

Birazquirkykarakter ekonomisi yapanEmre AltıntaşönerisiThe Hedgehog kafamı boşaltmaya ihtiyaç duyduğum bir güne denk gelmeseydi muhtemelen böylesine pozitif bir tepki vermezdim. Farklı olmak için çok çabalayan karakterleriyle esasında inandırıcılığını fazlasıyla yitiriyor Mona Achache’nin hem yönetip hem de senaryosunu yazdığı (bir roman uyarlaması) film. Fransız Sineması’nda Amelie’nin açtığı yoldan ilerleyen yapımlardan bir diğeri aslında. Fakat elindeki malzemeleri çabuk tükettiği için finalini erkenden açık ediyor. Çok iyi parlatılmamış bir François Ozon filmi gibi de denilebilir. Gerçi içerisinde cinselliğe dair tek bir kırıntı dahi yok. Belki de karakterlerinin bu denli kartonlaştırılmasıdır daha çok sevemememin sebebi. Sahi ya, ben bu filme yüksek not vermiştim değil mi?

Hiç lafı uzatmayayım, görev birincisini bölümün sonunu getirmeden duyurayım:Cemil Karaduran. Hem Nihat, hem Cemil beklemediğim yerden vurdu, tam anlamıyla hazırlıksız yakaladı beni. Belki ikisini de birinci yapmalıydım, kim bilir? Ama koşulları eşitlemek adına, hazır bir tarafa da daha çok yakınken bu “Win” paylaştırma işinden uzak durayım istiyorum.

Kendi kurallarımı kendim yazdığım için “Low” pembesine uygun gördüğüm üç değil sadece iki filmi konuşacağım bugün. Birincisi yarışa iyi bir başlangıç yapanSonat Ündaş‘ı erkenden düşüşe geçirenDaughters of the Dust. Filmin neden bu kadar beğenildiğini ve bir klasiğe dönüştüğünü araştırınca genel olarak kronolojik sırayı izlemeyen, dağınık kurgusunun övüldüğünü gördüm. Yalnız ben de tam olarak bu sebepten iletişimde sıkıntı yaşadım işte. Çok da gösterişli olmadığının bilinciyle, tarihin bir asır devirmiş sayfasından fazla öğreticileşmeden bildiklerini anlatıyor Julie Dash. Spiritüel kelimesini çalışma tahtasının bir köşesine kondurmasıyla kişisel bir problemim olmasa da kafasının içerisindeki maneviyattan kaynaklı dağınıklık filmin yapısına da yansımış. Yok tekrar düşünüyorum, olmuyor. Bu filme bağlanabilmem için en azından olayların bir sıraya konulması şart.

Ve son olarakFeyza Kara‘dan La Ciénaga önerisi geldi. Çok da yüklenmeyeceğim Feyza’ya, çünkü Lucrecia Martel’in sinemasını umursamadığıma dair pek bir şey paylaşmadım blogda. Direkt uzak kalmayı ve Martel’in hiçbir şey anlatmadan bir şeyler anlatabilmiş gibi gösterme arzusunu hiç görmemiş gibi davranmayı tercih ediyorum. La Ciénaga’da da değişen bir şey yok. Filmin kendi içerisinde de değişen bir şey yok aslına bakarsanız. Başladığı yerde bitip, ilk beş dakikada yaptığı toplumsal eleştiriyi 100 dakikaya yığmaya çalışıyor. Belki bir kısa film yönetmeni olarak çalışsa dağları devirecek. Ama şu hâliyle uyumamak için direnen seyircisine vaat etttikleri beni peki irdelemiyor. Bu arada… Ne mutlu bize! O kadar çok film, o kadar çok yönetmen, o kadar çok öykü var ki birini sevip diğerine sırtımızı dönerek şımarıklık yapabiliyoruz. Yaşasın bolluk!

İki yarışmacı arkadaşımın da bu filmlerle herhangi bir hafta kolayca elendiğini görebiliyorum aslında; ama ne yazık ki Lucrecia Martel tahammülsüzlüğüm ağır basıyor. Bu sebepleFeyza Kara, ne yazık ki veda vakti geldi. Yan Odadan Filmler’e katıldığın için çok teşekkürler. Umarım yollarımız bir kez daha kesişir.Now sashay away.

Cemil Karaduran
BREATHE
2014 | Mélanie Laurent
A-
Emre Altıntaş
THE HEDGEHOG
2009 | Mona Achache
B
Feyza Kara
LA CIÉNAGA
2001 | Lucrecia Martel
C
Mesut Gül
NENETTE & BONI
1996 | Claire Denis
B-
Nihat Kocakaya
THE QUEEN OF VERSAILLES
2012 | Lauren Greenfield
A-
Salih Erdal Arslan
THE SAVAGES
2007 | Tamara Jenkins
B
Sonat Ündaş
DAUGHTERS OF THE DUST
1991 | Julie Dash
C+

YarışmacıYaşŞehir123456Sonuç
Cemil Karaduran22İstanbulLOWWIN
Emre Altıntaş31AnkaraLOWHIGH
Mesut Gül24İstanbulSAFESAFE
Nihat Kocakaya24BursaWINHIGH
Salih Erdal Arslan16AdanaHIGHSAFE
Sonat Ündaş33İstanbulHIGHLOW
Feyza Kara25İstanbulSAFEELIM
Atakan Göktepe22İstanbulELIM

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir