Yan Odadan Filmler S08E02: Bi’ Fikrim Geldi!

Yan Odadan Filmler S08E02: Bi’ Fikrim Geldi!

Yan Odadan Filmler’in RuPaul’s Drag Race ile aynı döneme denk gelmesi sebebiyle ekstra ilgili olduğum yeni sezonunda daha önce hiç yapmadığımız bir şeyi denedik: Kısa filmler. Sekiz yarışmacının 120-130 dakikalık filmler önerdiği ilk haftaları neden kısalarla geçiştirmemişim ki ben daha önce? Nasıl büyük bir keyifle izledim her filmi, yarım saatten daha fazla olmayacağınının bilinciyle, inanamazsınız. Ve çok da güzel bir görev oldu açıkçası, jürinin tembelliğinden bağımsız düşünüldüğünde de. Neden? Çünkü yarışmacıları araştırmaya yöneltti. Kimin sezona vakit ayırdığını, kimin hazırdan yediğini görmüş olduk. Dolayısıyla alkışları hem mesai harcayanlara, hem de bu görevi akıl ettiği için narsistliği ile nam salmış tek kişilik dev jüriye yöneltiyorum. Kendimden üçüncü şahıs olarak bahsetmeye başladığıma göre bölüme geçebiliriz!

Bu görevde çok ciddi bir uçurum oldu yüksek ve düşük not alanlar arasında. Dolayısıyla hepsinin önerilerini yorumlamak mecburiyetindeyim. Söze yine “High” yeşilleri ve “Win” mavisi ile buluşan gruptan gireceğim tatlı tatlı. Akın Memişoğlu, pek sevdiğim Andrea Arnold’ın Oscar ödüllü kısası Wasp‘ı göndermiş. Aşina olduğu toprakların toplumsal yaralarından faydalanan, kişisel görünümlü realist filmi ana karakterinin tekrardan hayatın bir parçası olabilmek için verdiği, sevilmek ve arzulanmak uğruna feda ettiklerini anlatıyor. Belki çok düz ve buna rağmen gerçek dışı gelebilir kimisine. Ama ruhunun tekrardan aydınlanması, yaptığı yanlış seçimler yüzünden zorlaşan hayatının düzelmesi için ortaya koyduğu çaresiz çırpınışlardaki acı en direkt yoldan geçiyor izleyiciye. Ken Loach bunu izleyip, eyvah eyvah rakip geliyor demiş midir acaba?

Yarışmamızın genç yıldızı Emre Yılmaz da Oscar’ın yakın tarihinden yürüyerek, yine töreni zaferle tamamlamış bir yapımı, Curfew isimli kısayı önermiş. Hatta sonrasında aynı ekiple çekilmiş, yalnız korkunç eleştiriler almış uzun metrajlı bir uyarlaması da var. Kabul, Arnold’ın derli toplu hikâyesinden sonra tam bileklerini keserken uzun zamandır görüşmediği kızkardeşinin arayıp kızına göz kulak olmasını istediği adamın benzerini defalarca gördük. Sonra bu dayı ile yeğen arasında bir bağ kuruluyor, Oscar dilencisi filmler gibi müzikal bir sekans giriyor, iki kardeş arasındaki hesaplaşmada geçmiş defterleri açılıyor, falan da filan… Çok içine girince şikayet edileceklerin listesi epeyce fazla. Fakat teknik anlamda da bir o kadar muazzam. Mesela bir kısanın kurgusunu, el atmak istediği başlıkları çarçur etmesine rağmen, övebiliyor muyuz?

Geçtiğimiz görevin birincisi Harun Özçelik ise kendini garantiye alarak Spike Jonze’un filmografisinden yürümüş. I’m Here bugüne kadar neden izlemedim dediğim 30 dakikalık bir yarı-başyapıt. Bir kez daha Los Angeles’a konuşlanmış bir aşk hikâyesi anlatıyor Jonze. Yalnız Her’den de acıtıcı bir çıkış noktası var. Ve filmini küçük şakalarla süsleyip, ayrıntılara da mesai harcadığından tokatı geç geliyor. Esasında konu aldığı insan tipi belli: Başkalarını hep kendinden önceye koyan, sevgisi uğruna tüm bencil düşüncelerini askıya alan, kazanırken kaybedenler. Otuz dakikayı gözyaşları ve mini kahkahalarla tamamladım. Bu ikisini aynı potada eritebilmesinden geçiyorum da, çağdaş ilişkiler üzerine iki robotla bilimkurgu/romantik komedi arası bir film yapıp bu kadar isabetli gözlemlerde bulunabilecek başka bir yönetmen ya da senarist yok bana sorarsanız. Ayakta alkışlıyorum, ayakta!

Ve yüksek not verdiğim son isim: Yasemin Artunç. Hollanda yapımı Spoetnik, İnternet üzerinde akkında çok fazla bilgi bulabildiğiniz bir film değil. Berlin’de gösterilip köşesine çekilmiş. Wes Anderson, Jean-Pierre Jeunet, Richard Ayoade gibi yönetmenlerin dahil olduğu stilize evrenden sadece “tatlı” sıfatıyla bile ifade edilebilecek şahane bir yapım özünde. Genelevin karşısında, seyyar bir fast food dükkanında çalışan genç çocuk, patronu tarafından hırpalanan eskorta aşık oluyor ve kahraman gibi onu kurtarıyor, fakat bedellerini de ufak dükkanın sahibi ödüyor. Kısa ve öz. Mesajının kurtulmak için eril bireye ihtiyaç duyan kısmı biraz ucuz. Yalnız ekmek kazandığı teknenin dağılıp havai fişeklere dönüşmesiyle unutuverdim o şapşallığını. Aman zaten 10 dakikacık dedim, amaç göze hitap eden, reklamdan bozma bir masal koymak ortaya. E olmuş mu? Olmuş.

Harun ile Yasemin arasında gidip gelmelerimde karara çabuk ulaştım. Yasemin, tebrikler! Bu görevin birincisi sensin. I’m Here kimilerince daha başarılı bulunacak olsa da Spoetnik bence bu yarışmanın ruhuna cuk oturuyor. Bilinmeyen, kolayca akla gelmeyen, araştırıp ulaşılabilecek bir öneri. Çok teşekkür ederim.

Aralarından eleneni seçeceğim üçlüye gelirsek… Ozan Aytaş, Yan Odadan Filmler’de egoistliğim sebebiyle yarışmacılarımdan biraz olsun benim zevklerime hakim olmalarını istememden dolayı sınıfta kalıp geldi düşük not alanların arasında. David Lynch’in nispeten daha olgun sayıldığı dönemindeki simge, simge, metafor, metafor, azıcık bienal videosu estetiği, azıcık daha şaşırtacak görsel, şok etkisi için şok etkisi formülüyle işleyen filmlerine katlanamazken bana bitirme projesi The Grandmother‘ı önermiş. Bu bilgiye de araştırarak ulaştığım sanılmasın. Sinema dili ve vizyonu o kadar toy ki zaten seyrederken nasıl bir motivasyonla çekildiğini, daha doğrusu görüntülerin bir araya getirildiğini anlayabiliyorsunuz. Ailesinin ilgisizliğinden ve istismarından kaçıp büyükannesine sıyrılan ana karakterine hayatta başarılar diliyorum.

Cahit Berkay Şen, her görev öncesi önerilebilecek en tembel işi filmler ne olur diye yaptığım internet araştırmalarımdan birinde adına rastladığım Andy‘i yollamış. Youtube’da ufak bir arama sonrası karşınıza çıkan ilk sonuç olduğunu anlamak güç değil. Çünkü tam da bu izle, tüket, unut jenerasyonunun beğenilerine hitap eden azıcık kafasız bir kısa. Eminim daha geniş bir zaman aralığından, yüksek bütçeler ve yeteneği olduğuna bizi ikna edebilecek bir kadroyla “yanlış anlaşılan liseli” klişesini nispeten iyi bir kontekste yığabilir. Ama şu hâli CW’nun ilk yıllarından bile amatörce. Cahit Berkay’ın da önemli bir mazereti olduğunu bildiğimden bu öneriye çok yüklenmek istemiyorum. Sıradakine geçelim biz!

Son yarışmacım Edanur Yıldız, Facebook’da paylaşılan düşük çözünürlüklü “insanlık” videolarından hallice bir film seçmiş: Signs. Daha gelişmemiş zevklere hitap etmesi sebebiyle birazcık kırgınım açıkçası. Çalışma odasındaki sohbetimiz sırasında kendisinin de filmi izlemediğini ve sadece yorumları okuduğunu bildiğimden keyifle yükleniyorum, bilinsin. Film kurumsal hayattan, şehrin üzerindeki baskısından sıkılmış ana karakterini bir ofis romansında gözetliyor. Olabildiğince romantik, olabildiğince sığ ve olabildiğince tahmin edilebilir aşkın finali de kamu spotu tadında. Andy ile birlikte şu görevin ciddi anlamda nefret ettiğim yapımları olarak savaş veriyorlar kıscası.

Ozan’ın The Grandmother tercihini anlık bir hıçkırık olarak değerlendiriyorum. Herkesin başına gelebilir. Yalnız Cahit Berkay’ın Andy’si ve Edanur’un Signs’ı için mazeretlerim az. İkisi de çalışmadığım yerden geldi hocam ayarında mazeretlerle karşımda. O yüzden hangi filmde daha çok göz devirdiğimi ve kısacık süresine rağmen neden bitmiyor diye saçımı başımı yolduğumu hesaba katarak ikinci bir değerlendirmeye aldım ve seçimimi yaptım. Edanur, shantay you stay. Cahit Berkay, umuyorum hayatının daha az yoğun olduğu bir dönemde tekrardan bir etkinlikte bulma fırsatı yakalarız. Yan Odadan Filmler maceran şimdilik sona erdi. Now sashay away.

Akın Memişoğlu
WASP
2003 | Andrea Arnold
A-
Cahit Berkay Şen
ANDY
2017 | Michael J. Murphy
C-
Edanur Yıldız
SIGNS
2008 | Patrick Hughes
C
Emre Yılmaz
CURFEW
2012 | Shawn Christensen
B+
Harun Özçelik
I’M HERE
2010 | Spike Jonze
A-
Ozan Aytaş
THE GRANDMOTHER
1970 | David Lynch
C
Yasemin Artunç
SPOETNIK
2015 | Noël Loozen
A

YarışmacıYaşŞehir123456Sonuç
Akın Memişoğlu24MersinSAFEHIGH     
Edanur Yıldız23EskişehirSAFELOW     
Emre Yılmaz17AnkaraHIGHHIGH     
Harun Özçelik27İstanbulWINHIGH     
Ozan Aytaş22AnkaraHIGHLOW     
Yasemin Artunç30İstanbulLOWWIN     
Cahit Berkay Şen23İstanbulLOWELIM     
Çağla Şimşek24AnkaraELIM      
WIN: Kazanan, ELIM: Elenen
HIGH: Yüksek not, LOW: Düşük not, SAFE: Güvende

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir