Yan Odadan Filmler S08E04: Detoks

Yan Odadan Filmler S08E04: Detoks

Adım adım finale yaklaşırken Yan Odadan Filmler’de sosyal medyanın abartmalara doyamadığı bilimkurguların adını gördükçe sinirleri tepesine çıkan bendeniz, Arrival ve Annihilation gibi çöpten hâllice filmlerin çiğliğini unutturacak anlı şanlı öneriler istedim yarışmacılarımdan. Ortaya da hiç fena sayılmayacak bir seçki çıktı. Mindfuck kelimesinin sözlük anlamını çıkaran garip bir müzikal mi istersiniz, yoksa Truffaut’nun filmografisinden bir şaheser mi? O yetmediyse The Hunger Games’in atasını, hiç olmadı bir iki animasyon verelim diyerek bir görevi daha bitirdik. Podyum üzerindeki değerlendirmesi için hemen ana sahneye geçiyoruz!

Benim canım Top 5’im… Sezonun bu noktasında genelde kaymak tabakayla yalnız kaldığımız için öneriler arasında tek bir patlak teker olmaması beni pek mesut ediyor. Öyle ki sekizinci sezonun ortalaması en yüksek görevi oldu bu. Karışık bir değerlendirme yapıp finalde açık edeceğim bu sefer kimin birinci, kimin sonuncu olduğunu. Alfabetik sıradan gidecek olursak…

Akın Memişoğlu, benim dost meclislerinde “visually spastic” diye eleştirerek arkadaşlarımı güldürmeye bayıldığım türden bir film, Fantastic Planet‘ı önermiş. Normal şartlar altında sırtını bu kadar çok metafora dayamış ve ikili diyalog namına hiçbir şey anlatmayan filmlerin tasvir allah tasvir matematiğiyle pek aram yoktur. Fakat kafasını uyarıcılarla bulandırmış vaziyeti hakkında bir şeyler öğrendikçe meraklandığım yetmişler politik manzarası hakkında da ufak ipuçları verdiği için zihnime kazındı. “Medeniyet mi? Haşa. İnsan – doğa dengesi mi? Ne münasebet. Hele ki devlete dil uzatmak? Kati surette kabul etmiyorum!” gelgitleriyle saykodelik bir delilik nöbeti gibi geçen 70 dakikası yarışma bünyesinde başıma gelmiş en güzel şeylerden biri olabilir.

Edanur Yıldız‘ın The American Astronaut önerisi de hazırlıksız yakaladı beni. O gezegen senin, bu gezegen benim külüstür kamyonuyla nakliye yapan kovboyun peşi sıra koştururken western, bilimkurgu ve müzikal gibi birbirinden alakasız üç türü buluşturuyor bu yapım. Bu kadar leziz bir kafa karışıklığı olamaz! Hiçbir kontekst içerisinde kabul görmeyecek absürtlükleri, beklemediğiniz anda giren müzikal numaraları ve kaba saba estetiğiyle aslında yönetmen/senarist Coby McAbee’nin söylemek istediği tek bir şey var: Buraya eğlenmeye geldik! Her biri kendi içerisinde popcorn sayılabilecek janrlardan yaptığı kokteyl her detayıyla başyapıt niteliği taşıdığını hatırlatıyor. Ayrıca keşfedilmemiş bir hazine olması da ayrıca cezbetti beni, bunu eklemem gerek.

Geldik Emre Yılmaz‘ın gönderdiği Paprika‘ya… Genel olarak yersiz duygusallığı sebebiyle bir Kemalettin Tuğcu romanı muamelesi yaptığım anime türüne tabi olması sebebiyle zaten 1-0 yenik başladı Emre bu göreve. Fakat içeriğin de pek yardımcı olduğunu söylemeyeyeceğim. Bu unumu eledim, eleğimi astım raconuna pek hayran janrın yarım ağız psikoloji dersi verdiği, hayalden hayale koştuğu anlatılar çok çabuk bayatladı. Paprika da basılmamış toprak barındırmayan arazilerde kendi kuyruğunu kovalıyor. Yalnız görsel anlamda izlediğim pek çok animeyi cebinden çıkaracak bir evren sunduğunu da inkar edemeyeceğim. Filmin arpalama konusundaki eşsiz eforu bu sayede biraz olsun gölgelendi de finali görebildim.

Harun Özçelik‘in yeni neslin elinden düşürmediği distopyalara ilham kaynağı olmuş Battle Royale seçimi de bu beşlinin başarısızlarından. Yola ben izleyicime şiddette doz aşımı yaşatmak istiyorum diye çıkan hikâye anlatıcılarıyla hiçbir problemim yok. Amacını bu denli belli eden yönetmenleri de takdir ediyorum aslına bakarsanız. Ama zaten Battle Royale ile olan sıkıntım biçimsel değil, kan kırmızısından eğlence çıkaran haşereliğine yedirdiği bol mantık hatası yordu beni. The Hunger Games’i izlerken peki tüm bu maskaralığın arkasındaki motivasyon tam olarak ne diye çok sorgulamış, filmlerinden daha beter olduğuna can-ı gönülden inandığım romanlarını elime almamıştım. Battle Royale’in durumu daha da içler acısı. Öncesi hakkında verdiği detaylar bile sağlam bir temele oturmasına yetmiyor hikâyenin.

Ve son iki görevdir sendeleyen Ozan Aytaş‘a geldi sıra. Sinema tarihine adını altın harflerle yazdırmış meşhur yönetmenlerin filmlerinin önerilmesine karşı olsam da Fahrenheit 451 gibi bir filmi müşkülpesentlik yaparak kenara atamayacağım sanırım. Distopya denilince akla gelen ilk kitaplardan birinin uyarlaması olması haricinde Fahrenheit 451, bu görevin başlığına da kondurduğumuz bilimkurgu türünün dönüp dönüp her detayı hatim edilecek dört başı mamur bir örneği ayrıca. Öyle ki Truffaut biraz kendinden bile feragat etmiş kameranın arkasında. Kitapların olmadığı evrenden de sanki satır satır perdeye taşınmış gibi, kalın bir roman tadında film çıkarması ustalığının kanıtı. Kabul, bu konseptin ister istemez yukarıdan bakan gösterişçi bir tavrı da var. Fakat fikrin ütopik korkunçluğu konuşmasında ünlü isimlerden bahsederek ilgi çekmeye çalışan karakterlerini unutturuyor.

Karar vermesi güç görevlerden biri daha. Notların haricinde önerilerin orijinalliği de epey etkiledi çünkü beni bu bölümde. Yalnız net bir şekilde tekrar tekrar dönüp izleyebileceğim bir film gönderilmişken tepmek istemiyorum bu fırsatı. Ozan, tebrik ederim! Dördüncü bölümün birincisi sen oldun. En dipten yaptığın geri dönüşün yarışmadaki performanslar arasında aklımda kalacak anlatılardan birini oluşturdu. Tekrar tekrar tebrikler!

Elenecek isme gelirsek… Geçtiğimiz görevde işlediği büyük günah ve bu hafta da animelerle olan anlaşmazlığımı gözardı etmesi sebebiyle aramıza veda edecek isim belli. Harun, shantay you stayEmre, now sashay away.

Akın Memişoğlu
FANTASTIC PLANET
1973 | René Laloux
B+
Edanur Yıldız
THE AMERICAN ASTRONAUT
2001 | Cory McAbee
A-
Emre Yılmaz
PAPRIKA
2006 | Satoshi Kon
B-
Harun Özçelik
BATTLE ROYALE
2000 | Kinji Fukasaku
B-
Ozan Aytaş
FAHRENHEIT 451
1966 | François Truffaut
A

YarışmacıYaşŞehir123456Sonuç
Akın Memişoğlu24MersinSAFEHIGHSAFEHIGH   
Edanur Yıldız23EskişehirSAFELOWWINHIGH   
Harun Özçelik27İstanbulWINHIGHHIGHLOW   
Ozan Aytaş22AnkaraHIGHLOWLOWWIN   
Emre Yılmaz17AnkaraHIGHHIGHSAFEELIM   
Yasemin Artunç30İstanbulLOWWINELIM    
Cahit Berkay Şen23İstanbulLOWELIM     
Çağla Şimşek24AnkaraELIM      
WIN: Kazanan, ELIM: Elenen
HIGH: Yüksek not, LOW: Düşük not, SAFE: Güvende

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir