Yan Odadan Filmler – All Stars S03E01: All Stars Variety Show

Yan Odadan Filmler – All Stars S03E01: All Stars Variety Show

Oscar Boy’un sıradaki filmkolik starını aradığımız dokuz sezona ilaveten tacı kaçırmış, potansiyel barındıran yarışmacılarımla All Stars başlığı altında birbirinden leziz konsept buluşmalar düzenliyoruz biliyorsunuz. Ve yine, Yan Odadan Filmler’in 2018 faslını da kapatmaya yaklaşırken bir değil, iki adet All Stars ile karşınızda olacağım. Bugün üçüncü seri ile startı veriyoruz. Birbirinden değerli filmkolik star adayları, yine belli görev başlıkları altında öneriler yapıp finale uzanmaya çalışacak. 10 yarışmacı ve 10 görevden oluşan bu yeni sezona da herkes kendisini kanıtlama fırsatı bulsun diye sadece süre sınırlaması olan serbest seçimle başladık. All Stars Variety Show bünyesinde 10 yıldızımız hünerlerini sergiledi ve tek kişilik dev jüri değerlendirmesini yapıp bir sonuca vardı.

Şimdi ismini okuduklarım bir adım öne çıksın lütfen: Cemil EstranjaMesut DelanoSonat Lake ve Tuncay Fox. Dördünüzün skorları da sizi bir sonraki göreve taşımaya yetti. Yalnız Mesut, Sonat ve Tuncay’a ufak bir uyarım olacak. Bir serbest seçim haftasında, sinema tarihine adını altın harflerle yazdırmış auteurlerden yararlanılmasını pek sağlıklı bulmuyorum. Kieslowskiler, Kurosawalar, Bunueller ve hatta belki önerilme ihtimali olan Truffautlar, Bergmanlar, Tarkovskyler görev başlığı zorunlu kılmadıkça, hele ki at koşturabileceğiniz koca bir alan varken, asla tercih edilmemesi gereken isimler. Bu noktada size bunun bir öneri yarışması olduğunu ve geçmişte de beklenmedikle vuranların daha ileriye gittiğini hatırlatmak zorundayım. Şimdi ana sahneden çekilip Untucked Lounge’da dedikodumuzu yapabilirsiniz.

Ve kritikler için kolları sıvayalım… Edanur Minj, ilk haftadan bir belgesel önererek harika bir risk almış açıkçası. Bu tür imzaları seviyorum. Hatta ufak bir ipucu vermek gerekirse, finale geldiğimizde de karar alma aşamasında artı puan olarak yerini alıyor böyle cesur hareketler. Portrait of Jason, altmışlı yıllardan bir queer portresi özetle. Siyahi, gay ve seks işçisi Jason Holliday’in çehresinden bir an olsun kamerasını ayırmayarak hiç beklenmedik bir şekilde zamane Amerikası’nın resmini çekiyor yönetmen Shirley Clarke. Bu 100 dakikayı bulan, neredeyse kurgusuz sohbette konu sürekli değişmesine rağmen dokundurdukları nokta baki. Tehlikenin insanın insana duyduğu nefretten ibaret olmadığını, bürokrasiye ve buradan da ekonomiye kadar sızdığını işaret ediyor. Pür dikkat izlememin tek sebebi de Jason Holliday’ın nevi şahsına münhasırlığı.

Emre Ritz, LGBT sinemasının zirvesinden direkt transfobi içeren bir noktasına sürükledi beni. The Crying Game‘in vakti zamanında aldığı eleştirel desteği ve Oscarlar’da da haddinden fazla kutsanışını görünce şaşırmadım değil. Çünkü filmin tüm esprisi ana karakterlerden birinin transseksüel olmasına bağlanmış. Hatta bunu bir twist olarak nitelendirmek bile mümkün. Buradan bakınca da bu demode fikri sindirmekte güçlük çektiğim gibi, filmin tamamen tek bir kırılma noktasından beslenen durağan anlatısına istediği reaksiyonu veremedim. Yalnız Jaye Davidson’ın oyunculuğuna tek bir itirazım yok. The Crying Game’den sonra kayıplara karışmış olması üzücü. Üstüne basmadan ortaya koyduğu dolambaçsız oyunu eğer bu sektörde devam etse nasıl bir forma bürünürdü merak ediyorum.

Mehmet Taylor‘dan gelen David Cronenberg filmi The Fly‘la devam ediyoruz. Tabir-i caizse, bu tür çılgınlık nöbetlerine ayrı bir zaafım var. Türkçe’ye nasıl çevireceğimi bilmediğimden tembellik edip direkt body horror diyeceğim izninizle; hah işte bu tür mide kaldıran, tahammül zorlayan, yutkunmanızı engelleyen anlardan koca bir alegori yaratmış. Dokundurduğu kısım ise tamamen ötekileştirme. Yalnız bunu yorumlamak size kalmış. Psikolojik olarak sizi başkalaştıran her türlü yaşanmışlığa yorabilirsiniz Jeff Goldblum’lu eksantrik öyküyü. Yıllar filmin makyajlarına ve ufak tefek efektlerine pek iyi davranmamış olsa da bu hamlığın da verdiği bir tat var ayrıca. Hem sırf bir metamorfoz var diye bir maceranın da peşi sıra koşturmamış. Cronenberg’e neden saygı duyulduğunu hatırlamak için birebir.

OnurDeLaCreme‘in Johnny Got His Gun tercihini de, itiraf edeyim, daha ilk gördüğüm anda gözüme kestirdim. Bazen bu ufak tahminlerimin tuttuğu oluyor. Üstelik Dalton Trumbo’ya da Bryan Cranston’lı fecaat film sayesinde tanışma imkanı yakaladığım için ayrı bir ilgi duyuyordum, resmen denk geldi. Savaş karşıtı tüm filmlere ders verecek uzun bir mizansenler zinciri esasında Johnny Got His Gun. Takip ettiği bir ana öykü olsa da, dikkati dağıtmaktan çekinmeyip geçmişle şimdiki zaman arasında gelgitler yaparak açıyor hikâyesini. Bağlandığı final kağıt üzerinde bile merak uyandırıcı olduğundan gücünü, kudretini inkar etmeyeceğim. Fakat Trumbo’nun kendi romanından uyarladığı senaryoya bir vizyoner olarak yaklaşımı da muazzam. Filmdeki kadrajlar bir ilk yönetmenlik denemesi olduğuna inanmamı zorlaştırdı âdeta.

Bu hafta benzer konseptte filmlerin iyisiyle kötüsünü bir arada önermekten hiç çekinmemiş sevgili yarışmacılarım. Onur’un doruk noktasından attığı bakışa, Şakirtina da MASH ile karşılık vermiş. Robert Altman’a olan hayranlığımı bu müsabaka sayesinde keşfettiğim için Şakir’in önerisine teoride bir itirazım yok. Fakat bu neredeyse pasifist kara komedisinin politik anlamda o kadar çok hatası var ki hangi birisine gözümü kapatacağımı unuttum. Bir kere her şeyden evvel bariz bir kadın düşmanlığı var. Üstelik bunu militarizmle alakadar olduğu için değil, düpedüz güldürmek için yapıyor. Temposundaki problemi de bir üslup tercihi olarak kazıklamaya gayret etmiş Altman; ama küflenmiş mizahının yanında bu kurumlu hâllerini öyküsündeki boşluğu doldurmak için kullanmasına rağmen pek çare olmuyor.

Ve son olarak Yasemin Matthews… Yasemin, önce Kieslowski’nin Three Colors üçlemesinden öneri yapıp, ben izlemiş olduğumu belirtince bir anda Black Death ile geri dönüş yaptı. Öncelikle bu iki yapım arasındaki uçuruma dikkat çekmek istiyorum. Acaba Yasemin, aman senle mi uğraşacağım demiş olabilir mi diye düşündüm. Kabul bugüne kadar izlediğim en eli yüzü düzgün Orta Çağ filmi. Vebanın kol gezdiği İngiltere semalarında önemli bir göreve sahip keşiş ve Sean Bean tarafından canlandırılması sebebiyle öleceğini bildiğimiz şövalyeyi ilgilendiren mevzularla donatılmış masa. Ama nasıl sıkıcı, nasıl ağır, nasıl işe yaramaz, nasıl başladığı yerde biten bir müsriflik anlatamam… Eddie Redmayne’in ünlenmeden önce neler yaptığını merak ediyorsanız harika bir alternatif tabii. Ama bunun ötesinde Black Death’i neden izlemek zorunda kaldığımı açıklayamıyorum.

Değerlendirme bitti, karar verildi. Edanur, aldığın risklerin devamını görmek istiyorum. Harika bir başlangıçtı. You’re safe. Mehmet, seni bu sezona çağırırken neden tek bir saniye bile tereddüt etmediğimi hatırlattın bana. Bu ilk intibaya ihtiyacın yoktu, ama mükemmel bir artı oldu. You’re also safe. Onur! Seni All Stars 2’ye çağırmamış olmamın pişmanlığını yaşıyordum ama zaman sana yaramış. Condragulations, you’re the winner of this week’s challenge!

Emre, zamanın iyi davranmadığı filmleri önermeden önce biraz düşünmeye, aceleci davranmamaya özen göstermen gerek.
Şakir, kendi sezonundaki harika serini unutamıyorum. MASH tercihi sana yakışmadı.
Yasemin, yarışmaya olan ilgini kaybetmiş olmandan korkuyorum. Umarım yanılıyorumdur.

Şakir, you’re safe. Bu da demek oluyor ki, Emre ve Yasemin yarışmadaki gelecekleri için lip sync’e çıkmak mecburiyetinde. This is your last chance to impress me and save yourself from elimination. The time has come for you to lip sync for-your-LIFE! And remember: Good luck, and don’t fuck it up.

All Stars’ta bir yarışmacımı göndermek zorunda olmak beni her zamankinden daha çok üzüyor. Ama ne yazık ki bu da oyunun kuralı. Emre, shantay you stay. Yasemin, now sashay away.

Cemil Karaduran
DEAD MAN
1995 | Jim Jarmusch
B+
Edanur Yıldız
PORTRAIT OF JASON
1967 | Shirley Clarke
A-
Emre Altıntaş
THE CRYING GAME
1992 | Neil Jordan
B-
Mehmet Demircioğlu
THE FLY
1986 | David Cronenberg
A-
Mesut Gül
A SHORT FILM ABOUT LOVE
1998 | Krzysztof Kieslowski
B
Onur Coşkun
JOHNNY GOT HIS GUN
1971 | Dalton Trumbo
A
Sonat Ündaş
SANJURO
1962 | Akira Kurosawa
B+
Şakir Yıldız
MASH
1970 | Robert Altman
B-
Tuncay Uravelli
THE DISCREET CHARM OF THE BOURGEOISIE
1972 | Luis Buñuel
B
Yasemin Artunç
BLACK DEATH
2010 | Christopher Smith
C+

Yarışmacı12345678910
Cemil KaraduranSAFE         
Edanur YıldızHIGH         
Emre AltıntaşBTM2         
Mehmet DemircioğluHIGH         
Mesut GülSAFE         
Onur CoşkunWIN         
Sonat ÜndaşSAFE         
Şakir YıldızLOW         
Tuncay UravelliSAFE         
Yasemin ArtunçELIM         
WIN: Kazanan, HIGH: Yüksek not, SAFE: Güvende
LOW: Düşük not, BTM2: En düşük notu alan iki yarışmacı, ELIM: Elenen

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir