Yan Odadan Filmler – All Stars S03E02: Şampiyonların Kahvaltısı

Yan Odadan Filmler – All Stars S03E02: Şampiyonların Kahvaltısı

Yan Odadan Filmler tarihinde ilk kez, grup olarak değerlendirmeye aldığım bir görev seçtim yarışmalarıma. Amacım tacı yeni takmış yedinci, sekizinci ve dokuzuncu sezon galiplerimizin en iyi olduğu başlıklarda biraz egzersiz yapmalarını sağlamaktı. Kadın yönetmenler, neşeli filmler ve müzikaller başlığı altında yaptığım kurada bir de ufak bir twist ekledim canlarını biraz sıkabilmek için: IMDb notu 7’nin altında olan yapımlar önerme zorunluluğu! Bilhassa aramızdaki Drag Race izleyicisi olmayan filmkolik starlar için de bombayı sona sakladım: Kuradan çıkan grupları ortalamalarına göre değerlendirme. Bu ne demek oluyor? Takım arkadaşlarınız ne yapmış olursa olsun, filminiz tam puan alsa bile mesele grup averajının sıralamada nereye denk geleceğine bağlı.

Ve dönelim kuranın kimlere iyi davrandığına… Kadın yönetmenler için Edanur Yıldız, Şakir Yıldız ve Tuncay Uravelli bir araya geldi. Müzikaller Cemil Karaduran, Emre Altıntaş ve Onur Coşkun’a kaldı. Mehmet Demircioğlu, Mesut Gül ve Sonat Ündaş ise neşeli filmler önermekle yükümlü oldu. Yalnız… En iyilerle yarıştığımızı hatırlatırcasına, üç grup arasında bir sıralama çıkar diye ümit etmeme rağmen iki ekibin ortalamasının aynı olması planlarımı biraz bozdu. Dolayısıyla ben de yüksek not alanları seçerken bu iki gruptan bir aranjman yaptım. Edanur Minj, Tuncay Fox ve OnurDeLaCreme. Üçünüz bu haftanın yıldızları oldunuz. Beni neşelendirmeleri gerekirken uykumu getiren Mehmet TaylorMesut Delano ve Sonat Lake için de kötü haberlerim var: Ne yazık ki ortalamanız tabanda size yer ayırdı. Cemil Estranja, Emre Ritz ve Şakirtina. You’re all safe.

Tuncay Fox ile podyumun açılışını yapalım madem. Bir Jane Campion filmi önererek geçen haftaki günahlarını unutturmaya çalışan Tuncay, Sweetie ile zirveyi paylaşanlardan biri oldu bu sefer. Tüm kariyerini kadın perspektifine ayıran Campion, bu ilk uzun metrajlısında manevi enginlikle dolu deneysel bir kendini bulma öyküsünü taşıyor ekrana. Filmin havada kalan ve cilalanmak, mesai harcayarak toparlanmak isteyen noktası çok. Ama artık Okyanusya’nın işlenmemiş pastoralliğinden mi, güneşinin yeryüzüyle yaptığı şiirsel açıdan mıdır bilinmez bu hamlık filmin epey işine yarıyor. Belki yarışmada tutturduğum çizginin epey dışında bir beğeni. Fakat Sweetie’nin ayakları yere sağlam basmayan buhranlı soyutluğu pek iyi geldi.

Edanur Minj, bu sene hayatımıza giren Timothée Chalamet’nin varlığıyla kutsamak istemiş yarışmayı. Call Me by Your Name’den bir yıl önce sessiz sedasız gösterilip, Chalamet’ye ufak da olsa bir hayran kitlesi kazandıran Miss Stevens, klasik bir ana akıma öykünen bağımsız Amerikan sineması örneği. İdealist bir öğretmen, hayatında yolunda giden neredeyse tek bir şey olmamasına rağmen, öğrencileriyle birlikte bir drama yarışması için yollara düşüyor. Neredeyse her detay klişe bir motivasyonla süslenmiş. Fakat Lily Rabe ile sevmelere doyamadığımız nam-ı diğer Elio’nun oyunu tüm kusurları örtüyor. Bilhassa kelimelerin değil de bakışların doldurduğu boşluklarda o ucuz numaraları unutuyoruz.

Ve bu başarılı üçlünün son üyesi OnurDeLaCreme… Yine kağıt üzerinde görsel zedeleme olması sebebiyle beğenmeyeceğimi düşünürken büyüsüne kapıldığım bir film göndermiş: The Lure. Epey korkutucu deniz kızlarıyla, sol anahtarına yeni tanımlar kazandıran çalgı çengiyi de üstüne ekleyip gariplikten beslenmeye çalışıyor bu sıra dışı müzikal. Esasında tüm beklentiyi şok etkisi üzerine kurması yorucu. Yalnız optik illüzyonlarının yarattığı tedirgin edici atmosfer sayesinde bir nebze olsun, acaba şimdi hangi beklenmeyenden beslenecek matematiğini hazmedebildim. Üstelik trajikomediye direksiyonu kıran finali de katmerlendiriyor yaşattığı hazzı.

Gelelim haftanın zayıf grubuna. Neşelendireceğiz derken ipin ucunu kaçıran gruptan Sonat LakeUnder the Tuscan Sun ile en alçak noktasına yeni bir tanım kazandırdı yarışmanın. Hâlâ bir film kariyeri sahibi olmasını şaşkınlıkla karşıladığım Diane Lane’in önderliğinde hayatını yeni baştan inşa eden kadın karakter odaklı formül senaryolara bir yenisi eklenmiş. Ama tabii klasik Hollywood ikiyüzlülüğü örneği olarak, kadıncağız bu yeni başlangıcında da sırtını bir erkeğe dayamak istiyor. Haşa, tek başına ayaklarının üzerinde durmak neymiş canım? Mümkün mü? Bir kadın bunu yapabilir mi? Cık cık cık… Yalnız San Francisco’nun pastel renkleriyle Tuscany’i daldırıp çıkardıkları yağlı boya kovası da çok inorganik, söylemeden geçemeyeceğim.

Mesut Delano‘nun Georgy Girl‘ünden devam edelim. Bir tarafta Charlotte Rampling, diğer tarafta Lynn Redgrave görünce esasında bu keşmekeşten beslenen romantik komedinin kanıma işleyebileceğine kanaat getirmiştim. Yalnız öyle bir kapanış uygun görülmüş ki bir buçuk saatlik curcunaya tek bir hamlede kağıttan kaleyi dağıtıveriyor. Dört dalda Oscar’a aday olmayı başaran bu yapımın Londra bazlı olması bile bitiş çizgisinin yarattığı hüsranı unutturmaya yetmedi. Gerçi kadın erkek ilişkileri hakkındaki pek iyi yaşlanmamış görüşlerine aşina olduktan sonra tüm beklentilerimi sıfıra indirmeliydim belki de.

Ve son olarak Mehmet Taylor‘ın gönderdiği Napoleon Dynamite‘ı konuşalım. Aramın hiç iyi olmadığı absürt mizahı sonuna kadar kullanan, Saturday Night Live skeçlerinden bozma, otizm şakalarıyla dolmuş taşmış bir komedi filmi bu. Esasında 21. yüzyılın kült güldürülerinden biri olarak kabul görmüş; ama bu muameleyi gösterebilmek için filmin birkaç noktasında sırıtmak gerekiyor en azından. Ben ise ekrana donuk bir şekilde bakıp, tüm bu mini mizansenler nereye bağlanacak diye bekledim durdum. Kısacası it’s not you, it’s me. But it’s mostly you. Hail, Jenna Maroney!

Haftanın renklerini dağıtmaya geldi sıra. Tuncay, Edanur ve Onur arasında, IMDb notu 7’nin altında olan filmler istememden ötürü, çok da parlayan bir öneri olmamasına rağmen zihnimde daha çok yer edinecek yapımı taçlandırmak istedim. OnurDeLaCreme, you’re a winner baby! Deniz kızı gerçekliğinle haftanın birincisi sen oldun. Condragulations! Edanur ve Tuncay… You’re safe.

Sonat, serbest düşüşünden çıkan betona çakılma sesi kulaklarımı çınlattı. Mehmet, yaptığın nokta atışında ilk kez hedefi tutturamayışına şahit oluyorum. Mesut, yavaştan toparlanmaya başlaman lazım. Bu öneriler sana yakışmıyor. Mehmet, you’re safe. Bu da Sonat ile Mesut’un hayatları pahasına son kez er meydanında boy göstereceği anlamına geliyor. The time has come for you to lip sync for-your-LIFE! And remember: Good luck, and don’t fuck it up.

Ne yazık ki yapılan en küçük hatanın yarışmadaki yerinize mal olduğu bir sezondayız. Birilerini elemek zorunda kalmak, hele ki All Stars söz konusu olduğunda, hiç hoşuma gitmese de kararımı verdim. Mesut, shantay you stay. Sonat, now sashay away.

Cemil Karaduran
EVERYONE SAYS I LOVE YOU
1996 | Woody Allen
C
Edanur Yıldız
MISS STEVENS
2016 | Julia Hart
B-
Emre Altıntaş
DIRTY DANCING
1987 | Emile Ardolino
B-
Mehmet Demircioğlu
NAPOLEON DYNAMITE
2004 | Jared Hess
C+
Mesut Gül
GEORGY GIRL
1966 | Silvo Narizzano
C
Onur Coşkun
THE LURE
2015 | Agnieszka Smoczynska
B
Sonat Ündaş
UNDER THE TUSCAN SUN
2003 | Audrey Wells
F
Şakir Yıldız
NO HOME MOVIE
2015 | Chantal Akerman
C
Tuncay Uravelli
SWEETIE
1989 | Jane Campion
B

Yarışmacı12345678910
Cemil KaraduranSAFESAFE        
Edanur YıldızHIGHHIGH        
Emre AltıntaşBTM2SAFE        
Mehmet DemircioğluHIGHLOW        
Mesut GülSAFEBTM2        
Onur CoşkunWINWIN        
Şakir YıldızLOWSAFE        
Tuncay UravelliSAFEHIGH        
Sonat ÜndaşSAFEELIM        
Yasemin ArtunçELIM         
WIN: Kazanan, HIGH: Yüksek not, SAFE: Güvende
LOW: Düşük not, BTM2: En düşük notu alan iki yarışmacı, ELIM: Elenen

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir