Yan Odadan Filmler – All Stars S03E04: D-Sessiz

Yan Odadan Filmler – All Stars S03E04: D-Sessiz

Hello, hello, hello! Yan Odadan Filmler’in messy twinkleri, bir şenlikli bölüme daha hoşgeldiniz. Zayıf halkaları yavaş yavaş ayıkladığımız All Stars 3’ün yeni görevinde eski Hollywood (D-sessiz. Selam BoJack!) görkemini yaşatacağız. John Huston’dan Howard Hawks’a, Alfred Hitchcock’dan Elia Kazan’a, yine müthiş bir seçki oluşturdu geriye kalan 7 yarışmacı. Ve normal şartlar altında, biraz da tembellik yapma arzumun ağır basması sebebiyle, “Safe” çukuruna birilerini yollamam gerekirken yürek yiyerek herkesin karnesine renkler kondurdum. O yüzden teker teker hepsini konuşacağız. Gentlemen, start your engines and may the best movie buff WIN!

Filmlerin başına oturma sıramı takip edeceğim bu sefer, o yüzden Tuncay Fox ile başlıyorum. Katharine Hepburn ve Cary Grant gibi iki efsaneyi buluşturan Bringing Up Baby, köküne kadar screwball komedi kurallarını kullanan eğlenceli bir klasik. Bir tarafta şanssızlığı göbek adına dönüştürmüş bir adam, diğer tarafta da başına gelen tüm cenabetliklerin mıknatısı bir kadın. Bu karakterlerin kimyaları hiç tutmayacakmış gibi duran iki dev oyuncu tarafından canlandırılmış olması da ekstra bir cazibe katıyor filme. Açıkçası seviyorum bu eski Hollywood usulü romantik komedilerin değme aksiyon filmlerine taş çıkaran temposuna kendimi kaptırmayı. Bringing Up Baby’de de değişen bir şey yok. Yüksek enerjisine asimile olunca gerisi geliyor zaten.

Emre Ritz, artık yüksek notlar almam gerekiyor diyerek önerilerinin kalibresini artırmış bu hafta. Out of the Past, kelli felli bir film noir örneği. Öyle ki fazla ünlü barındırmayan kastı, yine çok meşhur olduğunu söyleyemeyeceğimiz yönetmenine rağmen sinema tarihinin Hollywood’u ilgilendiren kısmında sıkça anılıyor. Bugün bile geçerliliğini yitirmemiş siyahın tonlarıyla oynayan sinematografisinin etkisinde tanıdık iskelet hikâyesini öyle güzel pazarlıyor ki zaten estetiğine vurulmamak imkansız. Bilhassa ikonik sahnelerin bilinçli bir şekilde üretilmiş olmasının da ekmeğini yiyor. Kült diyalogları ve en vurdumduymazı bile baştan çıkaracak femme fatale karakteri en büyük artısı. Birazcık ivme sıkıntısından dem vurmak isterdim; fakat film noir’dır olur o kadar diyelim, geçelim.

Sıradaki durağımız Edanur Minj. Eser miktarda Marilyn Monroe içermesi sebebiyle bu seçkinin en merak ettiğim filmi olmasına rağmen büyük usta John Huston’ın imzasını attığı The Asphalt Jungle‘dan yeteri kadar keyif alamadığımı itiraf etmem gerek. O meşhur soygun sahnesinin albenisi, inkâr edilebilecek gibi değil. 11 dakikalık sekans sırasında seyircisinin soluğunu kesip koltuğu kilitliyor. Ama bunun ötesinde tipik bir heist/film noir kokteylinden bir farkı olduğunu iddia edemiyorum. Bir ileri iki geri öyküsünde de karakter popülasyonu fazla olduğundan sanki herkesle yeteri kadar ilgilenememiş gibi bir hâli var Huston’ın. Ya da kim bilir, belki üç saatlik formdan kese kese kuşa çevirdiği için böyle orta yolcu bir projeye dönüşmüştür. Neyse, ben Marilyn izlediğime şükredeyim.

Geliyorum Mehmet Taylor‘ın acaba fazla mı popüler bir öneri diye çekine çekine gönderdiği Hitchcock harikası Notorious‘a. Bazı haftalarda, bu kadar meşhur yönetmenlerin filmografilerinden yararlanılmasına karşı çıktığımı görmüşsünüzdür. Fakat eski Hollywood görkemi diyorsak da Hitchcock’un dahil olmadığı bir seçki düşünmek imkansız. Dolayısıyla Mehmet’e hem bu boşluğu doldurduğu, hem de usta yönetmenin CV’sinden daha geri planda kalmış bir filmi seçtiği için teşekkür etmem gerek. Aynı hafta içerisinde ikinci kez Cary Grant izlememe sebep olan yapım bana fena hâlde Rebecca’yı hatırlattı ve hatırladıkça da o nadan romantizmine, çıkmazları bol Ali Cengiz oyunlarına bir kez daha vuruldum.

Şakirtina‘nın Yan Odadan Filmler “Asla” listesinde ilk sırada yer alan kuralı çiğnediği önerisi The Maltese Falcon çıkıyor şimdi de podyuma. Dokuz normal sezon, iki All Stars, üstüne Sezonların Dalaşı ve şimdi de bu… Hep aynı şeyi tekrarladım: Top 250 filmi önermeyin! Gözden kaçmış olabileceğini tahmin etsem de bu otuzlardan kalma kült film noir örneğini kucaklayamadığımdan ötürü düşük puanla taçlandırdım. Humphrey Bogart’ın üzerine yapışan o ukalalığı özümseyerek oyunculuk kariyerinin bir parçası hâline getirdiği rollerden biri olmasının haricinde filmin polisiyeden bozma olay örgüsüne de ilgi duyamamış olmanın şaşkınlığını yaşıyorum. Demek ki her siyah-beyaz noir keşmekeşine zaafım yokmuş.

OnurDeLaCreme‘in önerisi White Heat haricinde aşağı yukarı aynı hislere sahibim. Dolambaçlı, bol karakterleri, ama sırtını başrolündeki oyuncunun karizmasına dayayan bir film noir daha! Fakat James Cagney’nin pek iyi eskimeyen oyunculuğuna her daim mesafeli yaklaşmış olmamın sıkıntısını çektim. Üstelik Hollywood’un gangsterleri siyah uzun paltolar, klasik şapkalar ve kötü ses efektiyle birleşmiş silahlardan ibaret sandığı bir dönemin de parçası bana sorarsanız White Heat. Ve bu klişeleşmiş betimlemenin de vadesi çoktan dolmuş. Ha tabii sonrasında gelen benzer içerikli neredeyse her filme ilham olduğunu inkâr edemiyorum. Ama motivasyon neydi? Emekti.

Podyumun kapanışını da Mesut Delano ile yapıyoruz. James Dean’i sayılı rollerinden birinde izlediğimiz John Steinbeck uyarlaması efsane yönetmen Elia Kazan’ın ellerinde bir başyapıta dönüşmüş. Pasaj üstüne pasaj parçalamayı seven yazarın kitapları sinemaya uyarlanınca aynı etkiyi yaratmıyor demek isterdim; fakat Amerikan edebiyatının önemli bir parçası olan Steinbeck, vakti zamanında da Hollywood’daki kalburüstü drama üretimine ciddi bir kaynak oluşturmuş. Yarım kalmış öykülerle hep lezzetli anların tadını damağımızda bırakmaya bayılan yazara, East of Eden uyarlamasında da Elia Kazan optimuma göre hareket ettiği kadrajlarla selam çakmış âdeta. Bir de hani kelli felli bir film yıldızını izliyor olmanın verdiği sarhoşluk var. Enfes, enfes!

Geçtiğimiz hafta yaptığım “Hayır, iki kişiyi aynı anda birinci yapamam.” yorumlarından sonra şimdi hile yapacak olmam biraz ikiyüzlülük gibi durabilir. Fakat hiç iki yarışmacıma aynı (en yüksek) puanı verdiğim bir görev olmamıştı uzunca bir süredir. Dolayısıyla bu haftayı başarılı kapatan Emre ve Tuncay’a da teşekkür ederek iki birincimizi döneceğim. Mesut Delano ve Mehmet Taylor, you’re both the winners of this week’s challenge. Condragulations. You each won a year supply of burgers from Hamburger Mary’s. Freaking eat, drink and be marry, Mary! You may leave the stage.

Edanur, bu ufak tökezlemeyi karnende uğur böceği olarak kabul etmek istiyorum. Ne yazık ki aynısı senin için de geçerli Onur. Hemen ilk haftalardaki formuna dönsen iyi edersin. Şakir, Top 250 günahını affedebilmek mümkün değil. Edanuryou’re safeOnur ve Şakir… Two queens, stand before me… Ladies, this is your last chance to impress me and save yourself from elimination. The time has come for you to lip sync for-your-LIFE! And remember: Good luck, and don’t fuck it up.

Ladies, I’ve made my decision. OnurDeLaCreme, shantay you stay. You may join the other girls. Şakirtina, I thought you have the stuff to go all the way. Now sashay away.

Edanur Yıldız
THE ASPHALT JUNGLE
1950 | John Huston
B
Emre Altıntaş
OUT OF THE PAST
1947 | Jacques Tourneur
B+
Mehmet Demircioğlu
NOTORIOUS
1946 | Alfred Hitchcock
A
Mesut Gül
EAST OF EDEN
1955 | Elia Kazan
A
Onur Coşkun
WHITE HEAT
1949 | Raoul Walsh
B
Şakir Yıldız
THE MALTESE FALCON
1941 | John Huston
B
Tuncay Uravelli
BRINGING UP BABY
1938 | Howard Hawks
A-

Yarışmacı12345678910
Edanur YıldızHIGHHIGHWINLOW      
Emre AltıntaşBTM2SAFESAFEHIGH      
Mehmet DemircioğluHIGHLOWHIGHWIN      
Mesut GülSAFEBTM2LOWWIN      
Onur CoşkunWINWINSAFEBTM2      
Tuncay UravelliSAFEHIGHHIGHHIGH      
Şakir YıldızLOWSAFEBTM2ELIM      
Cemil KaraduranSAFESAFEELIM       
Sonat ÜndaşSAFEELIM        
Yasemin ArtunçELIM         
WIN: Kazanan, HIGH: Yüksek not, SAFE: Güvende
LOW: Düşük not, BTM2: En düşük notu alan iki yarışmacı, ELIM: Elenen

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.