Yan Odadan Filmler – All Stars S03E08: Altın Çağ

Yan Odadan Filmler – All Stars S03E08: Altın Çağ

Yan Odadan Filmler’de finale doğru koştura koştura ilerliyoruz. Bugün de tamamlanmış bir görevin daha çetelesini çıkarmak için bir aradayız. Görev başlıkları açısından tüm sezonlara fark attığını ve epey iyi hazırlandığımı düşündüğüm All Stars 3’te sinema ile birlikte en büyük uğraşım televizyonun varlığını hissettirdik bu sefer. Altın çağına tam anlamıyla giriş yapan beyaz ekrana yansımış, prömiyerini TV’de yapmış filmlerle bir seçki oluştu, sinemadan da aşina olduğumuz Mike Nichols ve Steven Spielberg gibi isimlerin önderliğinde yine keyifli bir hafta daha tamamlandı. Hiç lafı uzatmak istemiyorum, çünkü filmleri izleyip repo yaparken, bloga karalamakta geri kalmaya başladım. Bu sebeple tam gaz podyuma ilerleyeceğim. Hadi bakalım, iyi olan kazansın!

Edanur Minj ile yapacağım bu sefer açılışı, seçkiden de izlediğim ilk film olması sebebiyle. Pek sevdiğim Mike Nichols’ın elinin değdiği bir iş olmasından ötürü zaten direkt ilgimi çeken bu tiyatro çıkışlı öykü Emma Thompson’ın kendi jenerasyonundaki en iyi aktrislerden biri olduğunu hatırlatmak üzere tasarlanmış klasik bir kablolu projesi olarak görülebilir. Fakat Nichols’ın az olay, bolca diyalogla fazla mekan değiştirmeden her şeyi anlatabilme kabiliyeti Wit isimli TV harikasını bir üst kademeye çıkarıyor. Zorlama bir aile trajedisine dönüşmeden, ya da fen ile edebiyatın çiğ çatışmasını güzellemeden yolunu buluyor hikâye. Kadroya değil laf edebilmek, yan gözle bakmak bile mümkün değil. Yalnız sadece bir kast filmiymiş, oyunculuk gösterisiymiş gibi de lanse etmek istemiyorum. İnsanoğluna en acımasız davranan hastalıklardan birini alıp hep gözardı edilen bir perspektiften ölüme ve beraberinde gelen acıya, isyana göz atıyor. Ah keşke sinemaya uğrasaymış da hem Thompson’a, hem Nichols’a ödüller yağsaymış diye diye izledim.

Mehmet Taylor, biraz risk alıp erken dönem işleri haricinde çok da pohpohlamadığım Steven Spielberg’ün 1971 tarihli Duel isimli TV filmini yollamış. Tıpkı Wit gibi burada da olaylar eser miktarda, yalnız diyalog da pek mevcut değil. Dolayısıyla bir kamyon tarafından ezilmenin kıyısından dönen ana kahramanı ve arkasındaki motivasyonu belirsiz şöförün neden böylesine bir kovalamacaya ya da meydan okumaya dahil olduğunu anlatamıyor. Duel’ın takdir edebildiğim tek tarafı, Spielberg sinemasındaki karakteristik özelliklerle pek vals etmemesi oldu açıkçası. Kariyerinin henüz başındayken teknik bilgisini konuşturmak istediği bir şov parçası gibi Duel. Ana kahramanımızın kimselere varlığını ispat edemediği kamyon ile arasındaki mesafe azaldıkça seyircisine bolca heyecan enjekte ediyor sadece. Açısıydı, uzun sekanslarıydı sizin olsun. Ben yarım saatin sonunda tekerrür ettiğini düşünüp süre kontrol etmeye başladım.

Mesut Delano‘nun tercihi And the Band Played On, yakın tarihte ekranlara gelen Ryan Murphy yapımı The Normal Heart’ın atası denebilir. Hatta daha da zorlarsak, Angels in America’nın öncülü yakıştırmasını yapmak bile mümkün. Tahmin edebileceğiniz üzere öykü HIV/AIDS virüsünün ortaya çıktığı dönemde geçiyor. Yalnız garip bir şekilde, bu alanda anlatılar üretenlerin büyük bir çoğunluğu hastaları öyküsünün merkezine kondurmayı tercih ederken Ian McKellen’dan Richard Gere’a kadar pek çok ünlünün küçük küçük roller üstlendiği HBO projesinde sadece doktorlardan bahsediliyor. Bu kadar lineer, kahraman yaratmak için üstünü başını yırtan ve 140 dakikasının tamamını internette yapacağınız ufak bir arama sonucu elde edilebilecek politik safsatayla dolduran başka bir filme rastlamak imkansız. Ama nedir? Elindeki tekstin hakkını veren bir oyuncu kadrosu mevcut. Dolayısıyla senaryo yazımı konusunda derse ihtiyacı olmasına rağmen ekrana gelen aktörler ve aktrisler ilgiyi ayakta tutmayı beceriyor.

Geldim Emre Ritz‘den Conspiracy önerisine… Bunu defalarca tekrarladım ben bu sayfalarda, tarih dersi veren filmleri sevmiyorum, sevemiyorum. Ve Conspiracy’nin tamamı lise iki müfredatından üç hafta süren, sınavda da en ince ayrıntısına kadar sorulan, sesi uyku moduna sokan bir öğretmenin favori konusu gibi hissettiriyor. Bir de ansiklopediden ve bilimum kaynaklardan araştırılmış her ayrıntıyı senaryonun üzerine bırakıp, hikâye anlatma sanatına katkıda bulunmak adına bunu kurgusal bir serüvene dönüştürmekten kaçınmışlar âdeta. Bunun sonucunda da Kenneth Branagh, Stanley Tucci, Colin Firth gibi sevdiğimiz isimlerin anî çıkışlarla Emmy klipleri sunan oyunculukları yerine bari yüzde yüz doğru bir belgesel izleseydim diye düşündüm. İkinci Dünya Savaşı’nın son safhalarında Nazi görevlilerin psikolojisine yoğunlaşıyormuş… Yerseniz.

Ve son durak Cemil Estranja‘dan Recount. Liberal ABD’nin kendini övdüğü, durmadan başını okşadığı filmleri televizyona ayırmasına hastayım. Zaten Jay Roach’un kariyeri Demokrat Parti’nin virali gibi. Game Change, The Campaign, Trumbo, All the Way, Borat… Hatta Austin Powers’ın bile tüm komedisinin altında politik bir mesaj barındırdığını, gelecekteki koltuk sahibi şaklabanlara ilham kaynağı olduğunu iddia etmek mümkün. Yalnız Recount’un Bush ile Gore arasındaki meşhur mücadeleyi, 2000 yılındaki Amerikan başkanlık seçimlerinin arka planını anlatışında madde madde olanları ziyaret edip liberallere göz kırpmak haricinde yeni hiçbir şey yok. Yani tabii kimseden tarafsız olmasını beklemiyorum. Hele ki çivisi çıkmış şu dünyada bence taraflı anlatılarla insanları eğitmeye çok ihtiyacımız var. Ama hepsi tasarlanmış bir televizyon etkinliğini andıran ABD seçimlerinden bıkmadık mı artık?

Açık ara bir birincilik var yine elimizde. Sizi oyalamaya çalışsam da varacağımız nokta kendini çok belli ediyor. Direkt televizyonun altın çağında kısır bir branştan öneri yapıp turnayı gözünden vuran ismi açıklıyorum: Edanur MinjCondragulations my dear, you’re the winner of this week’s challenge. Böylece All Stars 3’te üçüncü zaferine ulaşan ilk yarışmacı oldun. Tekrar tekrar tebrikler.

Lip sync için yarışmadaki hayatları pahasına mücadele edecek iki isim de ayan beyan ortada. Cemil Estranja ve Emre RitzI’m sorry my dears but you’re up for elimination. Two queens, stand before me… Ladies, this is your last chance to impress me and save yourself from elimination. The time has come for you to lip sync for-your-LIFE! And remember: Good luck, and don’t fuck it up.

Kararımı verdim… Emre, shantay you stayCemil, keşke daha önce bir elenme yaşamamış olsaydın. Belki şu an devam eden isim sen olurdun. Now sashay away.

Cemil Karaduran
RECOUNT
2008 | Jay Roach
C+
Edanur Yıldız
WIT
2001 | Mike Nichols
A-
Emre Altıntaş
CONSPIRACY
2001 | Frank Pierson
C+
Mehmet Demircioğlu
DUEL
1971 | Steven Spielberg
B
Mesut Gül
AND THE BAND PLAYED ON
1993 | Roger Spottiswoode
B-

Yarışmacı 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Edanur Yıldız HIGH HIGH WIN LOW SAFE WIN LOW WIN    
Emre Altıntaş BTM2 SAFE SAFE HIGH WIN BTM2 HIGH BTM2    
Mehmet Demircioğlu HIGH LOW HIGH WIN SAFE HIGH HIGH SAFE    
Mesut Gül SAFE BTM2 LOW WIN HIGH HIGH WIN SAFE    
5. Cemil Karaduran SAFE SAFE ELIM     WIN LOW ELIM    
6. Onur Coşkun WIN WIN SAFE BTM2 BTM2 ELIM        
7. Tuncay Uravelli SAFE HIGH HIGH HIGH ELIM OUT        
8. Şakir Yıldız LOW SAFE BTM2 ELIM   OUT        
9. Sonat Ündaş SAFE ELIM       OUT        
10. Yasemin Artunç ELIM         OUT        
WIN: Kazanan, HIGH: Yüksek not, SAFE: Güvende
LOW: Düşük not, BTM2: En düşük notu alan iki yarışmacı, ELIM: Elenen

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.