Yan Odadan Filmler – All Stars S04E02: Rövanş Çanları

Yan Odadan Filmler – All Stars S04E02: Rövanş Çanları

Hello, hello, hello! Efsanevi çocuklarım, ilk haftanın şokunu biraz olsun üzerinden atabildiniz mi? Bu oyunda kimsenin güvende olmadığını, müttefiklerinizi ve düşmanlarınızı çok iyi seçmeniz gerektiğini fark ettiniz mi? Size bu üçüncü ve hatta dördüncü şanslarınızı verirken koşulları zorlaştıracağımı söylemiştim. Umuyorum kimseyi kan kokusu tutmuyordur. Çünkü katliama daha yeni başladık. Kiminizin favori olarak gördüğü Ferhan’ın vedasıyla All Stars 4 tam anlamıyla başlamış oldu! Çağatay ve Onur da uçurumun kenarına yaptıkları minik seyahatten akıllanıp döndüyse tamamız. Yalnız Onurcan’ın en düşük notu alan yarışmacıyı elemek yerine farklı bir tercih yapmış olması biraz suratların asılmasına mı sebep oldu ne?

Ali Edwards: Valla two timers olduğum için Ferhan’la hiç denk gelmedim. Önceki yarışma performanslarına baktım. Epey iddialı filmlerle yarışmış ama Le doulos’ın imdb sayfasına bakmamla esnemeye başlamam bir oldu. Bilemiyorum. Onurcan’ın da (öhöm, rakip görmüştüm bak görev birincisi oldu) doğru bir karar verdiğini düşünüyorum. Anlaşmalar bozulmak içindir ve ben de riskli oynayanların yanındayım (henüz risk almaya cesaret edememiş olsam da lol).

Faruk Montrese:  İlk katıldığı sezonda kapıdan içeri girmeden kovulmuş birinin All Star’da Ali’nin korkulu kabusu olduğu gerçeğini düşünürsek herkes potansiyel tehlike. “Sen ve Ali dışında herkes çok efendi” söyleminden sonra sanırım manidar oldu Onurcan’ın en düşük notu alanı elememesine tepki verdiğimizi düşünmen. Kendi ellerinle yarattığın canavarlara bak!

Silence! Bu kadar gevezelik yeter. Podyumun açılışını yapalım da ağzımızın tadı yerine gelsin.

Adını okuduklarım bir adım öne çıksın: Adem FlowersAli Fuat BelliAli Edwards ve Arenbee; sizler bu haftanın en yüksek puanları toplayan grubunu temsil ediyorsunuz. Aranızdan birisi bu görevin birincisi olacak ve en düşük notu alanlardan oluşturdum eleme potasından birini eleyebilecek. Bu haftanın elem potasında yer alanlar ise… Faruk Montrese, Murat Michaels ve Oğuz McMichaels. Üzgümüm beyler, ne yazık ki birinize veda etmek zorunda kalacağız. Kritiklere başlayalım mı?

Önce Adem Flowers ile başlamak istiyorum çünkü daha önceki sezonlarda yarıştıklarında kötü not aldıkları bir görev için yeniden öneri yapmalarını istediğim yarışmacılarım arasında aklıma gelen en sıkıcı haftalardan birine döndü. Bu sezon yarışmada da yer alan Ali Fuat’ın katılımıyla gerçekleştirdiğimiz siyahi anlatılar haftasında Adem, Flirting gibi hafif bir filmle veda etmek zorunda kalmıştı. Şimdi de o sezon önermeyip, alternatif olarak kenara not ettiği Killer of Sheep ile karşımda. Muhtemelen bu filme verdiğim olağanüstü pozitip tepki giderek o masum çocukluk yıllarından uzaklaşmamla alakalı; çünkü çok değil bundan dört yıl öncesinde Richard Linklater’ı aynı yalınlık yüzünden yerin dibine batırdığımı hatırlıyorum. Yalnız Killer of Sheep’in hesaplanmamış, biraz dağınık ve hatta cilasız bırakılmış hâliyle de alakalı. Earth, Wind & Fire’ın bundan böyle duydukça mutluluk hormonu sargılatacak Reasons parçası eşliğindeki o sahne haricinde dramayı seven bir ümmetten katkısız  ve realist bir masal çıkarabildiği için bile değerli Charles Burnett’in bu harikası.

Sezonun programımı bozmama sebep olacak kadar sevdiğim bir film daha oldu bu haftanın seçkisinde. Kamera arkasındaki ekiple orada burada pek çok kez yakalanmasına rağmen yaramazlıklarından vazgeçmeyen Ali Fuat Belli, Nordik romantizmin peşine düştüğüm haftaya geri dönmüş. Tree of Knowledge için tamamen aşktan, o gençlik heveslerinden besleniyor denemez. Sevgiyi, birliği kullanan bir coming of age öyküsü bu. Hem de 1-2 değil, bir düzineden fazla karakteri takip ediyor. Coğrafya  uyuşmazlığı ve kültürel farklar sebebiyle empati kuramamaktan epey korkmuştum; fakat yatılı okulda ergenliği beraber göğüsleyen çocukların mini mücadeleleri insan denilen varlık için nereye giderseniz gidin aynı. Hırslarınızı, heveslerinizi, hayallerinizi daha küçük yaşta eylemlerimizle cümle âlemin seyrine bırakmıyor muyuz zaten? Tree of Knowledge tabii çok daha naif bir damarla çıkıp yoluna sonradan yükseltiyor sesini. Son yarım saat Chucky, Tiffany ve Glen zirvesi gibi âdeta. Tek kaşım havada izledim.

Ali Edwards‘ın yarışmada mümkün olduğunca korku filmleri önererek ilerlemek istediğini bildiğimden janrın önemli klasiklerini erittiriyor olmasından epey memnunum açıkçası. Bu bir görev birinciliği getirir mi, onu hep beraber göreceğiz. Geçtiğimiz görevde grup değerlendirmesi yüzünden birinciliği ıskalayan Ali, en iyi olduğu alanda Starry Eyes yüzünden elenince The Thing ile tarihi baştan yazmak istemiş, iyi de etmiş. John Carpenter’ın dünyasıyla da tanışmış oldum böylece. Yani üzerine çok da övgü düzülecek bir durum yok. Biraz seksenlerin pek de iyi eskimemiş estetiğiyle ve kulakları sağır eden ses miksajı alışkanlıklarıyla ilişkinize bağlı nasıl bir reaksiyon vereceğiniz. Ben bu korku ve bilimkurguyu aynı potada eriten Alien ilhamlı klasiği izlerken Carpenter’ın aradan geçen zamana rağmen etkisini kaybetmemiş gerilim hattına vuruldum sanki bir de. Bugüne kadar bu janrda kameranın arkasında varlığını hissettirmek için taklalar atan pek çok yönetmene rastlamıştım; ama kendini geriye çekip her ayrıntıya imza atanına ilk kez rastlıyorum.

Geldik Arenbee‘ye… Ne yaparsanız yapın, sinemaya olan hayranlığımın, bu sarsılmaz bağın temellerini Oscar Ödülleri attığı için kalbim klasik Hollywood filmlerine zaaf gösteriyor. My Man Godfrey, baştan aşağı gözlerimi kamaştırmış o altın çağın DNA’sını taşımakta. Ödüllü oyuncularla dolu bir komedi aradığımda Heathers ile Drag Race hayranlığıma oynayan Aren, yine stratejik bir seçim yapmış kısacası. Bugüne kadar izlediğim en sakin screwball komedi olmasını bir kenara bıraktım, Carole Lombard’ın ekrandan taşan varlığıyla sınıf problemlerini yarım ağız iğneleyen My Man Godfrey’nin tüm kusurlarını unutuverdim. Bir de zamanının ötesinde bir kokteyle sahip olmasının etkisi olabilir gardımı indirmemin sebebi. Hafif meselelerle oyalanıyor gibiyken ayaklarının üzerinde durmaya uğraşan, buhran sonrası Amerika’nın şipşak fotoğrafını çekiyor. Belki biraz daha gülmek istediğimden notum seçkideki en büyük rakibinden bir tık daha düşük. Ama o kadar kusur kadı kızında da olur derler.

Bayramlık ağzımızı Faruk Montrese ile açalım. Yarışmadaki geçmişi boyunca benim seveceğime inandığı filmlerden ziyade kendi favorileriyle şansını deneyen Faruk, yine kayaya çarptı. Azuloscurocasinegro, Avrupa’da giderek sayısı artan mizah soslu modern problemler potpurisinin bir temsilcisi. Ama nasıl heyecansız, nasıl cetvelle çizilmiş, nasıl baştan savma bir film üretme eyleminin parçası anlatamam. İngilizce’ye Dark Blue Almost Black olarak çevrilen yapımın en büyük sıkıntısı çoktan fethedilmiş topraklarda yeni bir şeyler deniyormuş numarası yapması, hiç şüphesiz. Halbuki cinsiyet politikaları, dünyanın ulaşmayı hedeflediği yön ve tepedeki filler hakında söyledikleri pek sıradan. Kendimizi eğitmemiş olsak yöntemlerinin klişe olmadığına kanacağız.

Murat Michaels‘ın önerisi Henry: Portrait of a Serial Killer ise iyi yaşlanmamanın bedelini ağır ödüyor. Zamanında rahatsız ediciliği sayesinde epey konuşulmuş bir film olmasına rağmen, Michael Rooker’ın çok da iyi tasarlanmamış ama filmin ruhuna cuk oturan performansı sayesinde biraz güçlenen Henry: Portrait of a Serial Killer bugünün şartlarında aynı tedirgin edici iklimle buluşturamıyor izleyicisini. Zaten ham estetiği yüzünden filmin içine girmekte sıkıntı çektim. Bir de üzerine ağır tempoda bakın ana karakterimiz nasıl da cani, insanoğlu ne gaddar şovuna da girişince benim için işleyen tek bir parçası kalmadı filmin. Birisi yazmış, nerede okudum hatırlamıyorum, Blue Velvet ile aynı sene gösterime girmiş olmasına rağmen bu filmi nasıl sinir bozucu bulabildiniz diye. Hah işte tam olarak hissettiğim bu!

Podyumun kapanışını da Oğuz McMichaels imzalı öneri Private Property ile yapıyoruz. Varlığını yeni yeni takdir edebilmeye başladığım Isabelle Huppert’in, hiç şaşırtıcı değil belki ama, yine döktürdüğü yapımın da yol haritasında pek engebe yok. Ataerkillikten uzak çekirdek ailenin hayat adı altındaki vahşi ortamda, kabuklarına çekilmiş olmalarına rağmen, kendi yerlerini arayışını konu alıyor. Homoerotik tansiyonu ve üzerine kurduğu analı oğullu Freudyen bakış açısıyla epey de ilgi çekici bir kedi fare oyununun pimini çekiyor; fakat filmin yaptığı sarkmayla 1-2 öneri daha izleyebilirmişim, araya başka bir şeyler sıkıştırabilirmişim gibi istedim ister istemez. Bir de çok aşina olmasam da daha evvel Our Children isimli bir filmini de izlediğimi Joachim Lafosse’nin aile kavramıyla olan problemlerini pek geçerli ya da empati kurulabilir bulmuyorum sanırım. Pek kuru, pek yavan itirazlar…

Gelelim karar anına… Sosyal medyada da bu süreç içerisinde hayranlığımı gizlemediğim tek bir film vardı, o da Adem Flowers‘ın gönderdiği Killer of Sheep. Tree of Knowledge’a da gönlüm kaymadı diyemem; ama Charles Burnett’in başyapıtı hem yarışma, hem de kendi film izleme tarihimde şimdiden eşi benzeri olmayan bir konuma yerleşti. Dolayısıyla Adem, you’re a winner baby! You’ve earned a cash tip of 10,000 dollars. 

Faruk Montrese, Murat Michaels ve Oğuz McMichaelsI’m sorry my dears, but you’re in the bottom 3. Yine bölüm birincimiz, en düşük notu alan üçlüden birisini eleyecek. Ben ise koltuğumda seyirci olarak izleyeceğim bu kan banyosunu. Sahne sizin!

Adem, with great power comes great responsibility. Which queen have you chosen to get the chop?

Adem Flowers: Bu sezonda daha başlangıçtayız ve bottom 3’ye kalan üç yarışmacının performansları da birbirinden çok farklı değil. Ama Oğuz ya da Faruk ikilisinden birini elemeyi düşünüyorum. Her ikisinin de önerdikleri filmleri eminim biri göndermese de jüri bir noktada mutlaka kendi iradesiyle izleyecekti. Ama kararımı verdim. Bir yandan Oğuz ve Onurcan draması da başlamadan bitsin isteme rağmen tercihimi geçmiş sezonlardaki performansı da göz önünde bulundurarak Faruk’tan yana kullandım.

As it is written, so shall it be done. Faruk Montrese, you’re an All Star. Now sashay away…

Adem Güneş
KILLER OF SHEEP
1977 | Charles Burnett
A
Ali Fuat Kısakürek
TREE OF KNOWLEDGE
1981 | Nils Malmros
A
Ali Kavas
THE THING
1982 | John Carpenter
B+
Aren Hamparyan
MY MAN GODFREY
1936 | Gregory La Cava
A-
Cemal Akçiçek
KLOWN
2010 | Mikkel Nørgaard
B
Çağatay Kalyoncu
HEARTS OF DARKNESS: A FILMMAKER’S APOCALYPSE
1991 | Fax Bahr, George Hickenlooper
B
Emre Küçükenez
DAY OF THE WACKO
2002 | Marek Koterski
B
Faruk Songur
AZULOSCUROCASINEGRO
2006 | Daniel Sánchez Arévalo
B-
Murat Karakuş
HENRY: PORTRAIT OF A KILLER
1986 | John McNaughton
B-
Muzaffer Çınar
SHOCK CORRIDOR
1963 | Samuel Fuller
B
Oğuz Kayır
PRIVATE PROPERTY
2006 | Joachim Lafosse
B-
Onur Coşkun
THE GHOST AND MRS. MUIR
1947 | Joseph L. Mankiewicz
B
Onurcan Güden
PUNISHMENT PARK
1971 | Peter Watkins
B+

Yarışmacı123456789101112
Adem GüneşSAFEWIN          
Ali Fuat KısakürekHIGHHIGH          
Ali KavasSAFEHIGH          
Aren HamparyanSAFEHIGH          
Cemal AkçiçekSAFESAFE          
Çağatay KalyoncuBTM3SAFE          
Emre KüçükenezSAFESAFE          
Murat KarakuşSAFEBTM3          
Muzaffer ÇınarHIGHSAFE          
Oğuz KayırSAFEBTM3          
Onur CoşkunBTM3SAFE          
Onurcan GüdenWINSAFE          
Faruk SongurSAFEELIM          
M. Ferhan MeralerELIM           
WIN: Kazanan, HIGH: Yüksek not, SAFE: Güvende
LOW: Düşük not, BTM2/3: En düşük notu alan yarışmacılar, ELIM: Elenen

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.