Episode 503: Biraz Ahlat Ağacı, biraz Love Simon

Episode 503: Biraz Ahlat Ağacı, biraz Love Simon

Biraz rötarlı da olsa Seda’nın katılamadığı bir kayıt ile Ahlat Ağacı’nı ve Torrent Festivali’nde prömiyerini henüz yapan Love, Simon’ı konuştuk. Bu sırada sezon dışı sohbet edince iki film uğruna böyle 40 dakikalık bir sohbet çıkarabiliyormuşuz, onu öğrendik. Şimdiden herkese afiyet olsun!

İÇERİK
00:01 Intro
00:55 Ahlat Ağacı
27:23 Love, Simon
38:09 Kapanış

Kulaklıkla dinlemeniz tavsiye olunur.


ALİ FUAT KISAKÜREK
AFK Sinemada
@afksinemada

SEDA ARTAR
the mahmut
@sedart

UMUR ÇAĞIN TAŞ
Oscar Boy
@umurtas

iTunes üzerinden Oscar Podcast‘e abone olmayı unutmayın!

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

9 Yorum

  1. mete

    Yeni podcastı sabırsızlıkla bekliyorum kanalda yayınlanması dikkat çekti -yazılan yorumlar hakkında geri dönüşlerinizi merak ediyorum -sizce haklı tarafları var mı ayrıca nasıl haberiniz oldu bu durum sinema ve eleştirlere yaklaşım açısından örnek bir davranış mı yoksa benzerleri yurtdışında olan bir trend mi hepsini en baştan öğrenmek isterim lütfen arayı çok açmayın

    Yanıt
  2. Cem Ertem

    Hiç olmamış bu podcast… Bu yersiz eleştirilerinize sadece gülüyorum. Yıllardan beri bu blogu ve bazı başka sinema bloggerlarını takip ederim. Kaliteyi çok düşürdünüz. Ağzınızı yaya konuşarak sinema eleştirisi yapılmamalı, biraz daha saygı biraz daha düzgün üslup lütfen. Ele aldığınız podcastteki filmlere bakın; bir tarafta bağımsız sinemanın en büyük yönetmenlerinden Nuri Bilge Ceylan mükemmel bir sanatçı, fotoğrafçı, yönetmen. Öteki tarafta adı sanı duyulmamış saçma salak bir amerikan ergen filmini aynı podcastte değerlendirmişsiniz, bu çok kötü! Nuri Bilge Ceylan’ın sinematografisi ortada, klişelik üzerinden sinema eleştirisi yapılacak belki de son yönetmen yahu… Şaka mı bu? Bu filmdeki klasik anadolu ailesi bile dönemin çok çok ötesinde bir orijinallikte. Hiçbir acitasyon, duygu sömürüsü yok. Diyaloglar yapay olabilir evet ama “diyalog değil” demek saçma. Kış Uykusu’nu bende çok sevdim ama Ahlat Ağacı da o kadar düşük profilli bir film değil. Baştan aşağıya Nuri Bilge Ceylan eleştirisi yapacağınıza filmin senaryosunu, oyunculuğunu, sanat yönetimini, görüntü yönetimini falan eleştirebilseydiniz keşke! Ama yok love simmons çok daha mühim bir film değil mi!.. Bir de ciddi ciddi “diyalog yazamayan yönetmen” demiş. Sanırsın Bir Zamanlar Anadolu da filmini izlememişler. Reha Erdem olsun, Nuri Bilge Ceylan olsun, Semih Kaplan olsun bunlar bu ülkedeki sanatsal sinemaya hizmet etmiş büyük yönetmenler bunca ödül alırlarken sizin ciddiye almamanız sizin için üzücü olmalı. Bizler seviyor ve saygı duyuyoruz. Nuri Bilge Ceylan sinemasıyla dünyada rüştünü ispat etmiş gayet iyi bir yönetmen.

    Yanıt
    1. Umur

      Cemciğim pek talihsiz olmuş bu yorumun, ben de senin adına üzüldüm açıkçası. Kalite düşmüş, Nuri Bilge Ceylan’la Love Simon nasıl aynı podcast’te konuşulurmuş, klasik Anadolu ailesiymiş, sanat yönetimini eleştişirebilseymişiz ya bir de! Vallahi benim üslubum senelerdir aynı, ki okunmamın ve hatta Oscar Podcast’in diğer konuşmacılarının da takip edilmesinin tek sebebi çoğunluktan farklı düşündüğümüzde sesimizi sakınmamamız, dilimizi törpülemememiz. Bugüne kadar yerin dibine batırdığım kimseye ses çıkarmayıp, sıra senin beğendiğin bir filme/yönetmene geldiğinde bir tek “Ey Kılıçdaroğlu” hitabı eksik bir yorum atmış olman da her şeyi açıklıyor aslında. Ama ne var? Yahu siz o kadar NBC’yi parçalamışsınız, ben de biraz sizle uğraşayım fena mı diyebilirsin. Fakat biz sinirle değil, güle güle yapıyoruz sohbetlerimizi. Ve hatta keyif alıyoruz. Sen ise muhtemelen bu yorumu atarken klavyenin tuşlarını parçaladın. Sakin olalalım, sakin kalalım. Fikir ayrılığı olur, normaldir. NBC’yi sevmeye, saygı duymaya devam. Biz de sevip saygı duymasak filmi gösterime girdiği gibi ilk haftasonunda koşup, bir de üzerine yarım saatlik podcast kaydetmezdik. Sadece birinin sevdiğini, diğerinin sevmeyebileceği hep aklımızın bir köşesinde bulunsun. Kızacaksınız bana İngilizce yazdığım için ama başka şekilde ifade edemezdim: It’s not personal, it’s drag.

      Yanıt
      1. Cem Ertem

        Sevgili Umur yaptığınız podcast olmamış. Tekrar dinledim yine hak veremedim pek çok şeye. Nuri Bilge Ceylan sinemasıyla sanat yaparken, sanat üretirken sizin bu şekil bir üslup ile gülerek, zaman zaman alay edercesine eleştirmeniz çok üzücü oldu. Üsluba takılmamak mümkün değil kusura bakma dost sohbetidir olur ama bir sanat filmi eleştirilirken daha çeki düzen verilmeli bence. Hadi popüler kültürün saçma sapan filmlerini bu şekilde eğlenceyle karışık eleştirseniz anlarım ama keşke bu tarz yönetmenlerimizi Love Simmons gibi bir amerikan popüler kültür saçmalığıyla aynı podcastte değerlendirmeseydiniz. Daha üsturuplu daha ciddi şekilde ele alsaydınız. Değerlendirdiniz bari elle tutulur noktalara değinseydiniz. Oyunculuk, sanat yönetimi, görüntü yönetimi (Gökhan Tiryaki gibi bir değer var) neden konuşulmuyor? Taşra klişeliği diyorsunuz böyle bir şey söz konusu değil. Taşrada olan biten her şeyi en net şekilde gösterebilen bir film bu. Taşrada yaşayan halkın fotoğrafı oldukça gerçekçi bir şekilde resmedilmiş. Kış Uykusu’ndaki fotoğraf gibi kareler olmasa da gerçek bir Türkiye fotoğrafı var bu filmde. Nuri Bilge Ceylan’ı sinema dışında sessiz kalması konusunda eleştirseydiniz sizi alkışlardım. Filmlerinde her daim olanı gösterdiği gibi olması gerekeni de işaret ederken, olan biten pek çok şey hakkında sessiz kalması eleştireye açıktır. Filmin tamamının Sinan karakteri üzerinden dönmesi ve diğer karakterlerin önemsizliği, neredeyse hiçbir derinlemesine analizin olmaması senaryodaki eksiklikleri söylememişsiniz. Yoksulluğun resmedilişi, imamın dahi meyve çalması ve akabinde gelişen diyaloglar, ülke insanının ufak tefek sahnelerle gözler önüne serilmesi aklımda kalan en güzel noktalar. Gayet samimi ve sıcak dokunuşlar da var. Benim yorumumda talihsiz olan hiçbir şey yokken senin bu şekilde yorumuma ciddiye almayarak karşılık vermen hiç olmadı. Ülke sinemasının şu an yaşayan en büyük yönetmeni doğru noktalardan analiz edilirse kıymetlenir. Yoksa konuştuklarımızın hiçbir kıymeti kalmıyor.

        Yanıt
        1. Umur

          Cem, gerçekten Ahlat Ağacı’nın beğenilemeyeceğine bu kadar inanmıyor olamazsın değil mi? Yani birilerinin senden farklı düşünmesi, senin sevdiğin filmi değersiz bulması, öyle ki aynı podcast içerisinde konuşulan ve hunharca harcadığın, LGBT sinemasının ana akımdaki ilk temsilcisi Love Simon’ı tercih edebileceği fikri bu kadar mı rahatsız ediyor seni, vallahi anlamakta güçlük çekiyorum. Üslup diyorsun, yine söylüyorum üslup hep böyleydi. Ahlat Ağacı şöyle güzel diyorsun, bence üç saatlik bir gevelemeydi. Love Simon saçmalık diyorsun, bence LGBT sineması için çok ama çok önemli bir adımdı. Tamam mıyız? Dağılabilir miyiz? Nolur. Ne ben sana gölge edeyim, ne sen bana. Sıkıldım çünkü sezon sonunda hatırlamayacağım bir filmi konuşmaktan.

          Yanıt
          1. Cem Ertem

            Love Simon içi boş amerikan kültürünün ve ucuz popüler kültürünün LGBT sosuyla bulandırılmış versiyonudur. Realiteden oldukça uzak, her klişe hollywood filminde gördüğümüz Amerikan ailesinin aynısı, gerçeklikten kopuk, sahte bir hoşgörü algısı yaratılmış, hayalciliğin dibine vurulmuş, her zamanki gibi iyiler kazanıyor mottosuyla günü kurtarmış, pozitifliğin göklere çıkartıldığı ucuz bir film. Neyi var? Görüntü yönetmenliği, oyunculuk, müzikler, kurgu? Hangi biri ortalamının üzerindeydi? Abartılmış IMDB puanından başka bir olayı yok filmin. Bu tarz filmlerde Xavier Dolan çok daha vurucu işler ortaya koyarken, yahut Brokeback Dağı gibi bir film varken kolejli teenager klişeliğine “çok önemli bir adım” demek tuhaf doğrusu…

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.